4- Halis Şiilerin Toptan Katledilmesini ve İslam’ın Yok Edilmesini Engellemek
İmam Hasan’ın barışı o dönemde kaçınılmaz bir zorunluluk, hatta bir vacip olarak görülüyordu. Akli olarak d şer’î olarak da ondan daha iyi bir yol tasavvur edilmiyordu. Kıyam ise ya zafer veya yenilgi durumlarında olmalıydı. Eğer zafer kazanılsaydı (o dönemdeki durum ve İmam Hasan’ın ashabının hali dikkate alındığında uzak bir ihtimaldi) zafer afiyetle kutlanabilecek bir şey değildi. Böylesi bir durumda yine bu kez da başka Osman’ın kanlı gömlekleri [başka uydurma bahaneler] bayraklaştırılacak ve Ümeyyeoğulları başka kutsallıklar bulacaktı. Yenilgi durumunun da müminler, halis Şiiler üzerinde çok olumsuz etkileri ve İslam’a yönelik tehditleri olacaktı. Muaviye gücünü pekiştirmiş ve halka güçlü bir konumda hâkim olmuş olacaktı. İmam Hasan Mücteba’yı (a.s) tutuklayacak, onu hakaretler, esaretler ve aşağılamalarla öldürecekti. Nitekim Ümeyyeoğulları daha sonra bunu İmam Hüseyin’e (a.s) yaptı.
Sonraki aşamada zaferden sonra ordusunun toparlamak için Şiileri ortadan kaldıracak ve onlardan hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. Hatta barıştan sonra bile onca taahhütlerine ve yeminlerine rağmen İmam Ali’nin (a.s) dostlarına son derece büyük kötülükler yaptı; hatta onların yaşlılarına bile merhamet etmedi. Onların büyük bir kısmını Şii oldukları için idam ettirdi.[15]
Özetle Öz Muhammedi İslam’ın ve öğretilerinin korunması, barışın asli hedeflerinden biriydi. Çünkü Muaviye’nin, İmam Ali’ye ve onun Şialarına karşı eskiye dayalı bir düşmanlığı vardı. Eğer o savaşta galip gelseydi, bu muhalif öğretinin kökünü kazırdı bunun sonucu olarak da İslam ortadan kalkardı. Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi saltanat yönetimi kurardı.
İmam Hasan Mücteba (a.s) Hucr bin Adiy’e barış yapmasının sebebini açıkladı; aynı şekilde Medine’de İmam Hasan’ın karşısına dikilen Buşr şöyle dedi: “Selam sana ey müminleri zelil eden!” İmam Hasan (a.s) ona cevaben şöyle buyurdu:
“Ben müminleri zelil eden değilim; tam tersine ümmeti aziz edenim. Ben Muaviye ile barış yaparak ölümü sizden def etmekten başka bir şey istemedim; savaş konusunda ashabımda gevşeklik ve ağırlığı gözlemlediğim bir zamanda.”[16]
5-Muaviye’nin Gerçek Yüzünün Ortaya Konması
Ümeyyeoğulları; inatçı, kötü ve münafık kimseler olarak bilinirdi. Hz. Peygamber’in ifadesiyle onlar “lanetli bir ağaç” idiler. Hz. Peygamber’in peygamber olarak görevlendirilmesinin üstünden 20 yıldan fazla zaman geçmiş; ama onlar hala Müslüman olmamıştı ve hala Hz. Peygamber ile savaş halindeydiler. Onların Mekke’nin fethi ile birlikte artık Müslüman olmaktan başka çareleri kalmamıştı. Ondan sonraki dönemde de küfür, nifak ve bozgunculuğa devam ettiler; ancak kendi gerçek mahiyetlerini ortaya koyabilecek cesaretleri yoktu. Nitekim 50 yıl sonra Yezid bir şiirinde şöyle diyecekti:
Hâşim Oğulları saltanatla oynadılar;
Yoksa ne gelmiş bir haber var ne de inmiş bir vahiy.
Yirmi yıl önce de Muaviye, barış sayesinde elde etiği zaferle şöyle demişti:
“Ben sizin namaz kılmanız ve oruç tutmanız için barış yapmadım.”
İşte İmam Hasan’ın yaptığı barış, onların nifaklarını ortaya çıkardı.
6- Hüseyni Kıyamın Gerçekleşmesi
İmam Hasan’ın (a.s) barışının en önemli etkisi, Hüseyni kıyam için zemin yaratması oldu. İmam Hasan’ın (a.s) barışı, İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamı, onun şehit oluşu, aslında aynı yöndedir ve aynı hakikati ortaya koymaktadır. Bu ikisi birbirini tamamlamaktadır. Meşhur tarihçilerden Cafer Murtaza Amili’nin tabiriyle biz, onlardan birinin durumunu incelemeden diğerini ele alıp inceleyemeyiz.[17]
Sonuç
Bu yazıda anlatılanlar dikkate alındığında öncelikle İmam Hasan’ın yaşadığı büyük mazlumluğu tasavvur etmek mümkündür. Ondan sonraki aşamada İmam Hüseyin’in vefalı dostlarının fedakarlığını görmekteyiz. Onun ilahi hedefler doğrultusunda ölümü, zillet içinde yaşamaya nasıl tercih ettiğini anlamaktayız.
Bu iki önemli tarihi gelişmeyi karşılaştırdığımızda şunu anlamak mümkündür: Hem İmam Hasan’ın (a.s) hem de İmam Hüseyin’in (a.s) yaptığı iş, dinin ihyası ve düşmanın mahkumiyeti içindi. Bu iki iş ve iki mantıklı yol, İslam’ın sorunlarının çözümüne yönelikti. Fakat İmam Hasan’ın (a.s) barışının en önemli etkisi Aşura gününde ortaya çıktı. İslami hareket ve yaşantıda yeni bir perspektif oluşturdu ve İslam için yücelik ve görkem meydana getirdi. Eğer o barış olmasaydı, bu durum ortaya çıkmayacaktı ve Hüseyni hareket meydana gelmeyecekti.
Kaynaklar
Ammarzade İsfahani, İmadeddin Hüseyin, Zendegi-yi İmam Hasan Mücteba, Birinci baskı, Kum, İntişarat-ı Usve, 1371.
Berki Kummi, Ali Ekber, Bamdad- Ruşen der Esrar-ı Vaguzari-yi Hilafet-i İmam Hasan (a.s) be Muaviye, Kum, Müessese-yi Matbuati-yi Novin, tarihsiz.
Deşti, Muhammed, Ferheng-i Suhenan-ı İmam Mücteba (a.s), birinci baskı Kum, İntişarat-ı Muhaddis, 1382.
El-Amili, İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s), Tercüme, İdare-yi Kull-i Merkez ve Revabıt-ı Ferhengi, Vezaret-i Ferheng ve İrşad-ı İslami, Tahran, 1369.