Bu haber yalnızca Mesudî’ye (ö. 346 h.) aittir. Tabakat-u İbn Saad (ö. 230 h.) 7/535, Tarih-i Yakubî (h.292’de hayattaydı) 2/376 ve Ebu’l-Ferec’in (h.284-356), Mekatilu’t-Talibin (bu olay 157’den 201. sayfaya kadar genişçe ele alınmasına rağmen) gibi tarih kitaplarında bu hutbe yoktur.
Öte yandan Tarih-i Taberî (7/570) gibi diğer eski kaynaklarda Mansur’un sözlerini halka yaptığı hutbe olarak değil, gerçekte Muhammed b. Abdullah b. el-Hasan Nefsi’z-Zekiyye’nin (ki kendisini Mehdi biliyordu) mektubuna cevap olarak gönderdiğini görüyoruz. Ayrıca bu mektupta boşanmalar olayına en küçük bir işaret göze çarpmamaktadır: “Sonra Hasan, birçok hırka ve dirhem karşılığında Muaviye’ye biat etti ve Hicaz’a gitti. Şialarını Muaviye’nin eline teslim etti. Ve işi ehli olmayana bıraktı.”
İbn Cevzî (h. 597) (el-Muntazam fi Tarihi’l-Müluk ve’l-Ümem (8/66)), İbn Esir (h.630) (el-Kâmil fi’t-Tarih (5/154)), İbn Kesir (h.710-774) (el-Bidaye ve’n-Nihaye (13/361)) gibi sonradan gelen tarihçilerde Mansur’un yazısını yukarıda zikredildiği şekilde rivayet etmişlerdir. Hatta Şia’nın görüşüne göre tarih yazan Hacı Şeyh Abbas Kummî’nin “Munteha’l-Amal” kitabında da bu mektuplaşma meselesi şöyle rivayet ediliyor: “Ebu Cafer Mansur, Muhammed’e güvence vermek için barış mektubu yolladı. Muhammed, ona kesin cevap verdi… İkincisi Ebu Cafer ona mektup yazdı ve bazıları hasep ve nesep yoluyla mücadeleye koyuldu. Bu kısa kitapta bu yazışmaları getirmeye imkân yoktur. İsteyenler Tezkiret-i Sıbt’a vs. başvurabilirler.”
Tarihçilerin bu konudaki icmasına göre böyle bir hutbenin olduğuna yakin edilemez. Şia’nın Berkîy, Kuleynî gibi muteber muhaddisleri, rivayetlerini Mesudî’nin Murucu’z-Zeheb gibi haber-i vahidinden alabilirler mi? Hâlbuki Benî Abbas’ın nüfuzunun etkisinde kalan Taberi vb. gibi tarihçiler bu haberi getirmemişlerdir.
3- Talak helal fiildir. Tathir âyetiyle çelişecek bir günah değil ki Allah’ı rencide etsin. Hadislerde hatta onun doğru olarak yerine getirilmesi için “Kılıç ve kırbaç” konusu söz konusu edilmiştir. (Kâfi, 6/56ve 57) Hadislerde yasaklanan şey “kötülük olmadan verilen talak” veya “ilişkiye girilmiş kadının talak” ıdır. Kınanan talak “cinsel zevke düşkünlük talak” ıdır. (Kâfi, 6/54 ve 55, Bâb-ı Kerahet-i Talak-ı Zevcetu’l-Muvafakat) Tarihe baktığımızda Resulullah’ın (s.a.a) kendisinin de 17 eşinden 5’ine (yaklaşık üçte biri) talak verdiğini göreceğiz. (Belamî’ye ait olduğu söylenen Tarih-i Taberî’nin tercümesi, (1/308-311)) Başka kaynaklar da (Tarih-i Taberî 6 yerde, İbn Esir 5 yerde vs.) Peygamber’in (s.a.a) talaklarını yazmışlardır. Ayrıca kadınlara düşkünlük özellikle o zamanlarda yaygın bir şey olduğundan İlahi insanların beğenilmiş özellikleriyle, Allah’ın karşısında ibadet etmeleriyle veya insanların işleriyle uğraşmalarıyla tezada düşmezdi. Bu yüzden bahanecilerin dayanabilecekleri bir şey değildir.
Peygamber (s.a.a) namaz ve ıtırın yanında kadınları da her şeyden çok sevmiş, gözünün nurunun namazda ve lezzetinin de kadınlarda olduğunu buyurmuştur. (Kâfi, 5/321, 6,7 ve 9. hadisler) Şeyh Saduk ve Kuleynî’nin İmam Rıza’dan (a.s) naklettikleri rivayetlere göre “çok cinsel ilişkide bulunmak” Peygamberlerin sünnetlerindendir ve Onların Allah’ın ve halkın karşısındaki görevlerine engel değildir. (Tehzibu’l-Ahkam, 7/403 ve 404, hadis:1611; Kâfi, 5/320, hadis: 3) İmam Bâkır (a.s) buyuruyor: “Ben kadınları seven bir erkeğim ve onlar için kendime bakım yaparım (kına yakarım).” (Kâfi, 6/480, Bâbu’l-Hizab,hadis: 3) Yine İmam Sadık’tan (a.s) “kadınları sevme”nin Peygamberlerin (a.s) ahlâkından olduğu (Tehzib, 7/403, hadis:1610; Kâfi, 5/320, hadis:1) ve onlarla cinsel ilişkinin en lezzetli şey olduğu nakledilmiştir. (Kâfi, 5/321, hadis:8 ve 10) Hatta imanın artmasının kadınları sevmeye bağlı olduğunu belirtmişlerdir. (Kâfi, 5/320-321, hadis:2 ve 5) Yukarıdaki söylenenler dikkate alındığında ne kadınlara düşkünlük ayıp sayılmaktadır, ne de delilli talak. Öyleyse düşmanlar neye göre İmam’ın (a.s) boşanmalarını eleştiriyorlar?
4- Çocukların sayısı eşlerin sayısı için kesin bir gösterge değildir. Bunun için verebileceğimiz en güzel örnek belki de Resulullah’ın (s.a.a) kendisidir. Belamî’ye ait olduğu söylenen Tarih-i Taberî’nin tercümesine (1/308-311) göre Resulullah’ın (s.a.a) tüm yaşamı boyunca 17 eşi ve 2 cariyesinden (toplam 19 kadın) yalnızca 9 çocuğu vardı. Hâlbuki İmam Hüseyin’in (a.s) 5 eşinden (dedesinin eşlerinin sayısının dörtte biri) bu sayıda (8-9) çocuğu vardı. Veya Hz. Ali’nin (a.s) Ensab kitaplarına göre 9 ya da 10 tane eşinden (Peygamberimizin eşlerinin sayısının yarısı kadar) 33 tane çocuğu vardı. (Peygamberimizin çocuklarının sayısının üç katı kadar.)