Özet
Nehcü’l-Belâğa, bir ansiklopedidir. Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebevî’den sonra İslâm’ın ve dinî değerlerin temel bilgi kaynaklarından biri hükmündedir. Nehcü’l-Belâğa; Allah’ı bilme (marifetullah), me’âd, siyâset, yaşam tarzı, İmâm’ın ümmetle ve ümmetin de İmâm ile irtibâtı, eğitim ve öğretim gibi alanlarda Kur’ân ile omuz omuza olup, dünya saadetine ve âhiret kurtuluşuna erişmek için kapsamlı bir tâlimatnâme sunmaktadır. Onun Kur’ân’dan farklı olduğu nokta şudur: Kur’ân, Peygamber (s.a.a)’in kalbine nâzil olmuş bir ilâhî vahiydir; Nehcü’l-Belâğa ise, Peygamber’in ilim kapısı ve muttakilerin İmâmı olan İmâm Ali (a.s)’ın bir inşâsıdır. Bu araştırmanın amacı; tarihin aynası ve İmâm Ali (a.s)’ın Kur’ân tefsirindeki konumu dikkate alınarak Nehcü’l-Belâğa’nın 176. Hutbe’sinden 241. Hutbe’sine kadarki bölümde yer alan Kur’ânî işâretlerin beyân edilmesidir. Bazı Kur’ân âyetleri ve Sekaleyn Hadîsi esasınca, İmâm Ali (a.s) ve diğer masum İmâmlar, Kur’ân’ın güvenilir müfessirleri sayılmaktadırlar ve Nehcü’l-Belâğa da Kur’ân-ı Kerîm’in tefsir ve te’vil kaynaklarından biridir. Nehcü’l-Belâğa’da bazen sarih bir şekilde, Kur’ân’ın âyetlerinden bir âyete isnat edilmekte, bazen de âyetlerin muhtevâsı, Kur’ânî lafızları aynen zikredilmeksizin Şiîlerin birinci İmâmının kelâmında cârî olmaktadır. Birinci bölümde, dolaylı olan işaretlerden bazılarına; ikinci bölümde ise doğrudan olan işaretlerin bir kısmına değinilmiştir. Bu tahkikin metodu, tanımlama – tahlil etme ve kütüphanecilik yöntemiyle bilgilerin derlenmesidir.
Giriş
Kur’ân ve Nehcü’l-Belâğa dinî iki temel kitaptırlar ve Kur’ân’ın bu aziz çocuğu Nehcü’l-Belâğa, baştan sona tıpkı Kur’ân’ın kendisi gibi İslâmî inançların, ahlâk ve ahkâmın açıklayıcısıdır. Nehcü’l-Belâğa’nın manâları ve muhtevâları Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri ve mefhumlarıyla tamamen uyumludur. Zira her iki kaynağın da başlangıcı vahyânîdir. Aralarındaki fark ise, Nehcü’l-Belâğa’nın lâfızlarının Allah tarafından nâzil edilmemiş olmasıdır. Tıpkı Kur’ân-ı Kerîm’in Peygamber (s.a.a)’in dilinden cârî olmasının ilâhî bir mucize oluşu gibi; Nehcü’l-Belâğa da, Rahmân olan Allah’tan, Kur’ân’dan ve nebevî düsturlardan ilham olunmuş alevî bir mucizedir. Bu kitap, İmâm Ali (a.s)’ın hayatın tüm meselelerine (ilmî, felsefî, maarif-i ilâhî (dinî), sosyal ve ekonomik meseleler) dair sahip olduğu sıfatların, melekelerin ve de bilgilerin bir numunesini teşkil etmektedir. Allah Rasûlü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Ali, Kur’ân iledir ve Kur’ân da Ali iledir. Bu ikisi Kevser Havuzu’nda bana mülhak oluncaya değin birbirlerinden asla ayrılmazlar.” (Erbelî, c. 1, s. 148, 1382).
Peygamber Efendimiz (s.a.a), Sekaleyn Hadîsi’nde bizleri Kur’ân ve Ehlibeyt (a.s)’e tabi olmaya çağırmış ve şöyle buyurmuştur:
“Ben sizin aranızda emanet olarak iki kıymetli ağırlık bırakıyorum: Kur’ân ve Ehlibeyt’im (ıtretim). Eğer bunların ikisine de tutunursanız hiçbir zaman dalâlete düşmeyeceksiniz. Bu ikisi, Kevser Havuzu’nda bana kavuşuncaya dek, birbirlerinden asla ayrılmazlar.” (Tirmizî, c. 13, s. 199, 1375).
Yani Kur’ân ve Velâyet’in her ikisi de insanların hidâyet edicisi ve toplumsal meselelerin idârecisidirler. Eğer bir diğeri olmaksızın, bunlardan yalnızca bir tanesine tutunulacak olursa, bu durumun akabinde dalâlete düşmek vardır.
Nehcü’l-Belâğa’da Kur’ân’ın ele alınışına dair unsurların mihverlerini oluşturan üç esas mevcuttur:
1. Nehcü’l-Belâğa’nın muhtevâsının, Kur’ân’ın içeriği ile karşılaştırılması ve konularının, Allah’ın Kitabı’nın âyetleriyle sebeplendirilmesi; Kur’ânî meselelerin Ali bin Ebî Tâlib’in sözlerinde zâhir olması.
2. Emîre’l-Mü’minîn (a.s)’ın, Kur’ân’daki özel âyetler vasıtasıyla deliller sunması ve birtakım hususî konularda Kur’ân-ı Hekîm’in bazı ilâhî âyetlerine temessük etmesi.
3. Nehcü’l-Belâğa’da Ali bin Ebî Tâlib (a.s)’ın diliyle, Kur’ân-ı Kerîm’in hakikatinin tarif ve beyân edilmesi ve insanların o hakikate rağbet ettirilmesi.