İnanç Eğitiminde Nehcü’l-Belâğa’nın Kur’ânî İşâretleri

04 December 2025 46 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 11

Birinci ve ikinci unsurun üçüncü unsurla olan tözsel farklılığı şudur: Bu iki unsurun, Kur’ân-ı Kerîm ile içsel bir irtibatı vardır; ama sonuncu unsurun Kur’ân ile irtibatı dışsaldır. Bundan dolayı önceki iki unsur, Kur’ân’ı tefsir ve Kur’ânî mefhumları şerh etme bâbında telakki edilebilir. Sonuncu unsur ise, Kur’ânî ilimler ve bunların temel bilgisi şeklinde addedilebilir. Başka bir deyişle, birinci ve ikinci mihverlerden hâsıl olan netice, Kur’ân’ın ne söylediği olurken; Kur’ân’ın ne olduğu ve nasıl anlaşılacağı bahsi, üçüncü mihverin özünü teşkil etmektedir. Gerçi ikinci unsurda söz, Kur’ân’ın bazı âyetleriyle delil getirilmesi üzerinedir ve ikinci unsur bu yönüyle, Nehcü’l-Belâğa’nın maarifinin tamamının Kur’ânî açıklamalar, işaretler (kinâye) ve âyetlerin toplamından elde edilen istinbatlar ile mutabık olması demek olan birinci unsurla çatışmamaktadır. Aynı şekilde, delillendirilen konuların dışında kalan meselelerde sırf âyetlere müstened delillerin mevcut olmayışı da Nehcü’l-Belâğa’nın, Kur’ânî mefhumlara yabancı ve onlardan uzak olduğu anlamına gelmemelidir. (Cevâdî Âmulî, 2. Sayı, s. 5, 1384). Nehcü’l-Belâğa’da bazen bir âyet ya da âyetten bir pasaj (aynen Kur’ân lafzı ile) beyân ve tefsir edilmektedir ve bu bölüm, “direkt ve sarih/dolaysız işaretler” olarak adlandırılmaktadır. Bazen de Kur’ân-ı Kerîm’in lafızları aynen aktarılmamış; ancak manâ ve muhtevâ vasıtasıyla, Kur’ân âyetlerine kinâyede bulunulmuştur. İşte bu türden pasajlar da “dolaylı işaretler” olarak isimlendirilmiştir. Bu araştırmada, her iki kısmı da “Nehcü’l-Belâğa’nın Kur’ânî İşâretleri” olarak adlandırdık. Bu araştırmanın amacı, İmâm Ali (a.s)’ın Nehcü’l-Belâğa’da 176. Hutbe’den 241. Hutbe’ye kadarki bölümde yer alan Kur’ânî işâretlerin Suphi Salih’in nüshası ile beyân edilmesidir. Mezkur bölümde yer alan çok sayıdaki ayrıntı sebebiyle, bunların yalnızca bir kısmına işaret edilebilecektir. Bu araştırmanın yöntemi, tanımlama ve tahlildir. Bilgileri, kütüphane yöntemiyle derlenmiştir.

1. Konunun Tarihçesi

1. Zamânî, “Nehcü’l-Belâğa’da Birinci Hutbe’den Doksan İkinci Hutbe’ye Kadar Kur’ânî İşâretler”de Nehcü’l-Belâğa’nın 1. Hutbe’sinden 91. Hutbe’ye kadar olan bölümünde yer alan Kur’ânî işaretlere değinmiştir. O, meseleleri tahlilî bir surette ele alarak, konuya İmâm Ali (a.s)’ın kelâmının Kur’ân ile irtibatından başlamıştır. Burada İmâm Ali (a.s)’ın, Kur’ân’ın tefsirindeki konumuna ve onun Kur’ân tefsirinden tamamıyla haberdar oluşuna işaret edilmiştir. (Zamânî, Tez Çalışması, 1394).

2. Kâsımî, “Nehcü’l-Belâğa’nın Doksan İkinci Hutbe’sinden Yüz Yetmiş Dördüncü Hutbesi’ne Kadarki Bölümünün Kur’ânî İşâretleri” adlı çalışmasında şöyle yazmıştır: Nebevî Sekaleyn Hadîsi şu gerçeği bildirmektedir: Hidayet ve saadete ulaşmanın şartı, Kur’ân ve Ehlibeyt’in bir arada olması ve her ikisine birlikte tutunulmasıdır. Dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.a)’den geriye kalan bu iki cevher arasında derin bir bağ sözkonusudur. Zira rivayetin nassına mutabık olarak bunlardan birine tutunulup diğerinin terk edilmesi, dalâlet ve helâka sürüklenmek olacaktır. Bu çalışmanın birinci bölümünde Kur’ân, Kur’ân’ın kendi beyânıyla takdim edilmiş; ikinci bölümde de Peygamber (s.a.a)’in ıtreti tanıtılmıştır. Kâsımî, İmâm Ali (a.s)’ın bazı faziletlerini göz önüne alarak; onunla Kur’ân arasında kopmayacak bir bağın bulunduğunu ve Kur’ân’ın hakikati ile İmâm’ın varlığının imtizacından derin bir tesirin hâsıl olduğunu açıklamış ve şu sonuca varmıştır: İmâm Ali (a.s) ve diğer masumlar, ilâhî Kur’ân’ın mücessem hâlidirler. Öyle ki onların tüm sözleri ve davranışları, ilâhî âyetlerin tecellileridir. (Kâsımî, Tez Çalışması, 1392).

3. Cevâdî Âmulî, “Nehcü’l-Belâğa’da Kur’ân” adlı çalışmasında şunları ele almıştır: Kâmil insan, mücessem ve tekvînî bir Kur’ân’dır. İşte bundan dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerîm’in hakikatini kâmil surette tanıtabilir. İmâm Ali (a.s), Kur’ân’ı tanıtma hususunda en yetkin ferttir. Kur’ân tefsirinin sahih metodu, Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsiridir. Ama bizzat Kur’ân, insanların ismet ve tahâret ailesine müracaat etmelerini salık verdiği için, Masumların sünnetine rücu etmek de Kur’ân tefsirinin diğer muteber kaynaklarından sayılmaktadır. (Cevâdî Âmulî, 2. Sayı, s. 5-28, 1384).

4. Nasîrî, “Kur’ân’ın Nehcü’l-Belâğa’da Tecellîsi” adlı makalesinde; telmih, açıklama ve bir araya getirme yöntemleriyle Kur’ân-ı Kerîm’in Nehcü’l-Belâğa’da yer alan muhtelif âyetlerine işaretlerde bulunmuş ve daha sonra da Kur’ân’ın, Nehcü’l-Belâğa’da yer alan dua tevfiki, tövbe, istiğfar ve şükür gibi ince sırlarından ve mevzularından söz etmiştir. Örneğin İmâm Ali (a.s) bir âyetten kısa bir pasajı ele alarak “zühd”ün doğru tanımını açıklamış ve şöyle söylemiştir:

 “Kur’ân’da “zühd”ün tamamı, iki kelime ile beyan edilmiştir: “Kaybettikleriniz için üzülmeyin, size verilenler ile de sevinmeyin (Hadîd, 23).”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar