İnanç Eğitiminde Nehcü’l-Belâğa’nın Kur’ânî İşâretleri

04 December 2025 46 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 11

Yani bir kimse, kaybettiğine üzülmedikçe ve elde ettiğiyle mutlu olmadıkça zühdün iki kulpuna da tutunmuş olur. Zira bazen, insana dünyevî nimetler verilmekte, bazen de bunlar ondan alınmaktadır. Kâmil zühd; insanın, nimetlerin varlığı veya yokluğuyla nefsinin dizginlerini salıvermemesi demektir. Dolayısıyla İmâm Ali (a.s)’a göre, Kur’ân’da da geçtiği üzere dünyaya bağlanmamak, zühdün nişanesidir. Böylece bu tefsirle; zühdün, gösterişli evlerde oturmayı terk etmek ve tekkelerde yaşamak demek olmadığı; bilakis insanın, kudret ve servetin zirvesinde iken dahi zâhid olabileceği anlaşılmaktadır. Nitekim, yoksulluk ve yoksunluğun en dip noktasında yaşamakla da zâhid olunamamaktadır (Nasîrî, 2. Sayı, s. 191-203).

 2. Nehcü’l-Belâğa’nın Kapsamlılığı

Her şuurlu okuyucunun da teslim edeceği üzere, Nehcü’l-Belâğa’nın ayrıcalıklarından biri de, kapsamlılığının ve ilgi çekici çeşitliliğinin olduğu hususlarıdır. Öyle ki insan, bu nurânî kitapta birbirinden tamamen farklı konularda serdedilen tüm bu latif demeçleri ve tatlı sözleri müşahede edince taaccüp etmektedir. Kesin olarak söylenebilir ki bu cilveler; kalbi, ilâhî sırların hazinesi ve ruhu, ilmin engin okyanusu misali olan Masum (a.s) dışında kimsenin harcı değildir. Şeyh Muhammed Abduh şöyle söylemektedir:

“Ne vakit Nehcü’l-Belâğa’nın bir bölümünden başka bir bölümüne geçsem, sahnelerin/manzaraların tamamıyla değiştiğini hissederdim. Bazen kendimi, gezinir haldeki pak nefislerin etrafında, en lâtif kelimelerle işlenmiş güzel elbiseler içindeki manevî ve yüce ruhlar âleminde görürdüm. Bunlar saf kalplere yaklaşırlar, onlara doğru yolu ilham ederler, hedefe ulaştıracak yolu gösterirler, onları sürçmelerden korurlar, faziletin ve kemâlin yollarına hidayet ederler… Diğer zamanlarda da sanki o hikmetli hatibin sözlerini kulaklarımla işitir gibi olurdum. O, âdeta toplumun âlimlerine ve yöneticilerine yüksek ve etkileyici sesiyle hitap etmekte ve doğru yolu göstermektedir. Şüphe, tereddüt ve hatalara karşı onları uyarmakta, feraseti yoluyla siyasetin ve irşadın inceliklerine doğru onları hidayet etmektedir. Onlara yöneticilik ve idareciliğin en nitelikli derslerini öğretmektedir. İşte bu kitap Seyyid Râzî (r)’nin; kelimelerin efendisi ve mevlâmız Emîre’l-Mü’minîn Ali b. Ebî Tâlib (a.s)’dan derleyip “Nehcü’l-Belâğa” diye isimlendirdiği ve kanaatimce bu kitabın muhtevasını gösterebilmesi açısından hiçbir ismin bundan daha uygun olamadığı kitaptır. Dağarcığımda, sözü geçen kitabı tanımlamada bu isimden daha açıklayıcı olabilecek başka bir vasıf yoktur.” (Abduh, s. 10, ty.; Bkz: İbn Ebî’l-Hadîd, c. 11, s. 153, 1340).

3. 176. Hutbe’den 241. Hutbe’ye Nehcü’l-Belâğa’nın Kur’ânî İşâretleri

İmâm Ali (a.s), Kur’ân’ın en büyük müfessirlerindendir. Kur’ân’ın anlaşılmasında ve tefsirinde özel bir makama sahiptir. O, azîz Peygamber ile sürekli bir şekilde birlikte olmanın bereketi ve risalet mektebindeki talebeliğiyle insanlar içerisinde Kur’ân’ı en iyi bilen ve onun ilimlerine ve maarifine de en vâkıf kimse idi. Tefsirî araştırma ve incelemeler ve de İmâm Ali (a.s)’dan arda kalan sözler, Kur’ân’ın tefsirinde onun üslup ve metodunun tanınması noktasında bize yardımcı olmaktadır. Bu tahkik de başlangıç itibariyle önce Nehcü’l-Belâğa’da Kur’ân’ın sarih olmayan işaretlerini ve daha sonra da İmâm (a.s)’ın kelâmında aynen cârî olan Kur’ân lafızlarının sarih işaretlerini muhtasar bir şekilde açıklama amacındadır.

3 . 1 İmâm Ali’nin Sözlerinde Nehcü’l-Belâğa’da Sarih Olmayan Kur’ânî İşaretler

3.1.1 İnsan, Kendi Yazgısının Belirleyicisi

Allah’a and olsun ki, kazandıkları günahlar olmaksızın hiçbir topluluktan nimetlerin bolluğu ve dünya hayatının güzellikleri geri alınmış değildir.” (178. Hutbe).

“Şüphe yok ki bir topluluk kendini değiştirmedikçe, Allah o topluluğu değiştirmez.” (Ra’d, 11). 

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar