“Allah’ın kitabı mükemmel ve ayrıntılıdır. Peygamber’in onu tefsir ve şerh etmesine ve izahatta bulunmasına ya da Kur’an’a uygun bir ameli öğretmesine ihtiyaç yoktur.”
El-Kur’an ve Kefâ Masdaran li’t-Teşrii’l-İslamî’nin yazarı, Kur’an’ın Sünnet’e ihtiyacı yoksa namazların vakitleri ve rekat sayıları gibi ayrıntıların nerede geçtiği sorununa cevap vermenin, Kur’an’ın ahkamı teşriindeki beyan metodunu anlamaya bağlı olduğunu belirtir. Kur’an’ın İslam ahkamını teşri ederken izlediği metodu idrak etmemiş olanların Allah Teala’yı hiçbir şeyin açıklanmasının ihmal edilmediği sözünde yalancılıkla itham ettikleri kanaatindedir. Ona göre Allah Teala bu gibi kişileri bildirerek şöyle buyurmuştur:
“وَالَّذ۪ينَ سَعَوْ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌ” (Sebe 5).
Subhi Mansur da Kur’an’ın zaruri her şeyi içerdiğine inanmaktadır. Ona göre mesela namazın rekat sayısı ve nasıl eda edileceği gibi bazı ibadetlerde sorunumuz yoksa bunun sebebi, çocukluktan beri ona aşina olmamız ve pratiğini yaşatmamızdır. Mansur, zaruret dışındaki konuların Kur’an’da zikredilmesinin Allah’ın kitabı için komiklik olacağı ve Allah’ın kitabında da şakanın yerinin olmadığı kanaatindedir.
“اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ. وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ” (Tarık 13-14). (Subhi Mansur, 25-28).
Bu prensibin dayanağı, Kur’aniyyun’un, Allah’ın kitabını her şeyi kapsayan metin olarak tarif eden ayetlerin siyakına uygunsuz tefsirler ve seçici yaklaşım üzerinden (İbn Kırnas, 518; Şerbinî, 176; Subhi Mansur, 23; Ebu Alebe, 3/248) Kur’an’ı “tıbyan ve tafsil” vasfıyla öven (Subhi Mansur, 26), müminler için Allah kitabını kafi gösteren (İbn Kırnas, 518; Subhi Mansur, 14) ve dinin kemale erdiğine işaret taşıyan ayetleri gündeme getiren (Şerbinî, 176; Subhi Mansur, 32) Kur’an’ın kapsayıcılığı meselesidir.
Bu prensibi kısaca tenkit ederken birkaç noktaya dikkat çekmek yerinde olacaktır:
Bir: Kur’an’ın kapsayıcılığı hiç değilse dinî alanlarda ve hidayet konusunda genel olarak kabul edilebilecek olmakla birlikte Kur’aniyyun’un dayandığı ayetler, Kur’an çerçevesinde dinin maarif ve ahkamının tüm tafsilatına ulaşmanın mümkün olduğu iddiasına açık delalete sahip değildir. Özellikle iddialarına konu olan ayetlere istinadın keyfi ve siyaka dikkat etmeksizin yapıldığı dikkate alınırsa. Buna mukabil emir ve yasaklarda, hüküm ve ödevlerde Peygamber’e (s.a.a) itaat edip uymanın zaruretine işaret eden (Haşr 7, Ahzab 36) ve onu Kur’an ayetlerinin müfessiri ve açıklayıcısı ve Kitab’ın öğreticisi olarak tanıtan (Nahl 44, Âl-i İmran 164) ayetler zikredilebilir. Bu ayetler ışığında, Allah’ın insan için din formunda talep ettiği şeylerin bir kısmının Peygamber’e (s.a.a) müracaat ile elde edileceği anlaşılmaktadır.
İki: Kur’aniyyun’un dayandığı ayetlerin delalet hacmi bir yana, onlar bu prensibe de bağlı kalmamış ve uygulamada Kur’an’dan dinin maarif ve ahkamının ayrıntılarını anlayıp istihraç ederken ayetlerden keyfi ve aklına estiği şekilde çıkarımlara gitmişlerdir. Mesela Subhi Mansur, Kur’an’daki hakikatlerin ayrıntıları da kapsadığını ve ahkamın teşriinde Kur’an’ın yeterli olduğunu ispatlamaya çalışırken En’am suresi 38. ayete istinat ederek Kur’an’ın namaz ve rekat sayısının detayını zikretmeye ihtiyaç duymadığını, Müslümanlar eğer namazın rekatları ve nasıl uygulanacağı konusunda sorunla karşılaşsaydı herşeyi bilen Allah’ın o ayrıntıları Kur’an’da beyan edeceğini savunmuştur. (Subhi Mansur, 25). Buna karşılık Kur’aniyyun’dan bir grup da namazın detaylarının Kur’an’dan istinbat edilebileceğini kanıtlamaya girişmiştir. Abdullah Cekralevi, Müslümanların günde beş kez namaz kıldıklarını ve kılmaları gerektiğini, ama bunun sebebinin bu emrin hadiste geçmesi değil, bilakis Kur’an’da ona işaret edilmesi olduğunu savunur. (İlahîbahş, 367).
Cekralevi’nin talebeleri arasında Muhammed Ramazan, günlük namazların adedi konusunda ona muhalifti. Ramazan’a göre Cekralevi’nin namazla ilgili Kur’an’dan çıkardığı abartılı tefsirler onun hadislere sadakatinin etkisinin sürmesinden kaynaklanıyordu. Ekımus’s-Salat kitabında günlük namazları sadece üç vakit olarak beyan etti ve namazın diğer erkanında da değişiklikler yaparak namazın rekatını ikiye indirdi ve secdeleri bir tane eksiltti. (A.g.e., 371). İslam’ın zaruriyatına, özellikle de namazın vacip olduğuna yalnızca Kur’an’dan ve Sünnet’e başvurmaksızın erişilebileceğini ispatlamaya uğraşan Muhammed Tevfik Sıdkî de istidlalini korku namazıyla ilgili ayete (Nisa 101-104) dayandırdı. Çünkü istisnadan hüküm istinbat edilebileceğine inanıyordu. Korku namazıyla ilgili ayette Müslümanlara korku sırasında namazı kısaltmaları emredildiğinden Sıdkî buradan namazın vacip rekatının iki rekat olduğu ve Peygamber (s.a.a) eğer iki rekattan fazla kıldıysa bunun müstehap ve tercihe bağlı sayılması gerektiği sonucuna vardı. (Tevfik Sıdkî, 256).