Kuraniyyun’un Kur’an’ı Anlamadaki Temellerinin ve Metotlarının İncelemesi

04 December 2025 43 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 11

Niyazi İzzeddin de Dinu’s-Sultan kitabının başında, defalarca Kur’an’a başvurduğunu ama hiçbir zaman dini anlamanın faktörü ve Kur’an’ı anlayıp tefsir etmenin mercii olarak Sünnet’i öğrenmeyi ve Nebevî hadisleri tedvin etmeyi emreden bir nas bulamadığını belirtmiştir. Ona göre Peygamber’in (s.a.a) rolü hudud, namaz, haccın menasiki ve benzerlerini beyan ile sınırlıdır. (İzzeddin, 8). Bu cereyanın mensuplarından Emretserrî de Peygamber’in (s.a.a) bizim sahip olduğumuzdan daha üstün bir anlayışı olmadığını, çünkü onun vahiyden anladığının bizim gibi akla dayandığını ve onun da bizim gibi hataya düşme ihtimali bulunduğunu iddia etmiştir. (Brown, 48). İbn Kırnas da Allah Rasülü’nün (s.a.a) Kur’an’dan anladığının Aişe ve Ömer vs. gibi herhangi bir sahabeye üstünlüğü olmadığını belirtmiştir. Hadisleri muteber görmemesine rağmen iddiasını ispatlamak için Ömer’in Kur’an’dan anladığının Allah Rasülü’nün (s.a.a) anladığına tercih edildiğine ilişkin birtakım tarihsel örneklere istinat etmiştir. (İbn Kırnas, 272).

Oysa Kur’an ayetleri net biçimde Peygamber’i (s.a.a) Kur’an’ın müfessiri ve açıklayıcısı ve İslam ahkamının teşrii kaynağı olarak tanıtarak Kur’an ayetlerini beyan ve tefsirde onun sözünün hüccet görüldüğüne (Nahl 44, Cuma 2, Nisa 59, Haşr 7) delalet etmektedir. İster kendi medlulüyle ilgili açıklık taşıyan ayetler, ister zâhirler, ister müteşabihler, ister ilahî sırlarla ilgili olanlar olsun Allah Rasülü’nün (s.a.a) beyan ve tefsiri bunların hepsinde hüccettir. (Tabatabaî, 12/260).

3. Kur’an’dan Dinî Öğretileri Anlamada Sünnet’in Rolünü İnkâr

Bu prensip, Sünnet’in delil olmadığı ve Peygamber’e (s.a.a) nispet edilmiş Sünnet’i almanın imkânı bulunmadığı şeklindeki iki nazariyeyle ilgilidir. Birinci teori Sünnet’in vahyedilmiş olmaması (Brown, 52; Subhi Mansur, 49; Şahrur, el-Kitab ve’l-Kur’an Kıraatun Muasıra, 555-572; İbn Kırnas, 21-27; İlahîbahş, 213 ve 224), Peygamber’in (s.a.a) masum olmadığı (Subhi Mansır, 59), Sünnet’e şirk karıştığı (İbn Kırnas, 14; Subhi Mansur, 13), Sünnet’in zannî olduğu (İbn Kırnas, 17; Subhi Mansur, 15), Sünnet’n tarihsel ve zamana bağlı olduğu (Şahrur, el-Kitab ve’l-Kur’an Kıraatun Muasıra, 550 ve 552; Subhi Mansur, 56 ve 64; Hubbullah, 513 ve 515; İlahîbahş, 231), Sünnet’in sened ve metin bakımından tahrif edildiği (İbn Kırnas, 7-10; Zehebî, 2/533; İlahîbahş, 233; Subhi Mansur, 103-158; İzzeddin, 450 ve 465), Sünnet’in tefrikaya sebep olduğu (İlahîbahş, 238; Subhi Mansur, 34) gibi birtakım delillere dayanmaktadır. İkinci teori ise Peygamber’in (s.a.a) ve sahabenin büyüklerinin Sünnet’in ezberlenmesi ve yazımına önem vermemesi (Subhi Mansur, 55; İbn Kırnas, 13; İlahîbahş, 224) gibi gerekçelere ve hicrî birinci yüzyılda hadisin yazılmayıp ezberlenmemesinin sonuçlarına (İlahîbahş, 243; İbn Kırnas, 15; Zehebî, 2/533) bakmaktadır.

Bu prensibi tenkit ederken aşağıdaki noktalar üzerinde durulabilir:

Bir: Peygamber’in Sünnet’inin hüccet olarak itibarı aklî ve naklî delille ispatlanabilir. Aklî delil risalet ve nübüvvet felsefesine, Hazret’ten (s.a.a) günah sâdır olmasının, gaflet ve hataya düşmesinin imkansızlığına dayanır. (Hakim, 122). Naklî delil ise Kur’an, icma (A.g.e., 119) ve Müslümanların pratik siretine (Meclisî, 79/335) istinat eder. Peygamber’in müffessir olduğundan (Nahl 44), hükmünün hüccet oluşturduğundan (Bakara 213, Nisa 59 ve 65), Sünnet’in vahye dayandığından (Necm 1-4), Peygamber’e itaatin Allah’a itaat olduğundan (Nisa 80, Âl-i İmran 31) bahseden ve Peygamber’i en güzel örnek olarak tanıtan (Ahzab 21), Peygamber’in öğrettiklerinin tamamına sarılmanın lüzumunu ifade eden (Haşr 7) ayetler Allah Rasülü’nün (s.a.a) sözlü veya sözlü olmayan Sünnet’inin Kur’an’ı tefsir ederken ve dini öğrenirken hüccet olduğunu gayet net biçimde beyan etmektedir.

İki: Tarihsel kaynaklar incelendiğinde İslam’ın kıymetli Peygamberinin (s.a.a) kendi Sünnet’inin ezberlenip yayılmasına büyük önem verdiği görülecektir. Çünkü onun sözünün vahiy kaynağından geldiğine ve insanî bir söz değil, ilahî nüzul olduğuna inanılıyordu. (Necm 3-4). Bu yüzden o, Sünnet’in yayılması, ezberlenmesi ve yazımında birinci ve en büyük rolü üstlenmiştir. İslam’da eğitim öğretimin yerinin açıklanması (İbn Sa’d, 2/22), hadisin yayılmasına önem verilmesi (Kuleynî, 1/291), tavsiye edildiği mecrada Sünnetin tedvini ve yazımı (İbn Hanbel, 5/185), bazı hadis kayıtlarının tutulması (Saffar Kummî, 187; Kuleynî, 2/274; Hatib Bağdadî, Takyidu’l-İlm, 84) Hazret’in (s.a.a) Sünnet’in ezberlenmesi ve yazımını desteklediğinin en önemli işaretlerinden ve odak gelişmelerindendir. Ehl-i Sünnet’in, sahih olanla olmayanın karışmasından korkulması (Zehebî, 1/5), insanların ihtilafa düşmesinin önlenmesi (Salih, 39), Kur’an’ın terkedilip ondan başka şeylerle uğraşılması (Suyutî, 2/64), Kur’an’ın Sünnet’le karıştırılması (Hatib Bağdadî, Takyidu’l-İlm, 49), dinde ihtiyat (A.g.y., Şerefu Ashabi’l-Hadis, 97) gibi izahları halifelerin Sünnet’in yazılması ve derlenmesini engellemelerine yönelik eleştirilerin baskısını azaltmaz.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar