3-3. “Marifet-i Nefsin Arzu Edilirliği”nde Israrın, “Marifet-i İmamın Zarureti”ni İkrardan Ayrılamayacağı
Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefsin arzu edilmesi”nde ısrarın yanısıra “marifet-i imamın zarureti”ni de teyit ederek onun “marifetullah” meydanındaki rolünden bahsetmektedir. Bu ikisi arasındaki durumu iki açıklamayla izah etmek mümkündür:
- “Marifet-i nefs”ten murad, “marifet-i imam”la aynı şeydir. Çünkü “nefs”in kemali, nuraniliği, imanı, ilmi, hikmeti, varlığı ve kanıtı “imam”ın hidayeti, feyzi, ifadesi ve failliğinden kaynaklanmaktadır. Allah’ın en tamam ve en mükemmel misali olan imamdır bu ve “Allah’ı bilme”, onu bilmek dışında mümkün değildir. (Sadruddin Şirazî, 1366, c. 4, s. 400).
- “Marifet-i imam”dan murad, “marifet-i Rab” ile aynı şeydir. Çünkü imam, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisidir. Allah’a doğru seyir de aslında onun isim ve sıfatlarının mertebelerinde seyirdir. “Marifet-i nefs”le olmak dışında mümkün görülmeyen bir seyirdir bu. (Tabâtabâî, 1388a, c. 2, s. 207; Hüseynî Tehranî, 1426, s. 134).
Sonuç olarak: İster “marifet-i nefs”i “marifet-i imam”la tefsir edelim, ister “marifet-i imam”ı “marifet-i Rab” kabul edelim, “harici meşguliyetleri uzaklaştırma” ve “deruni seyirle meşguliyet” yoluyla “nefs”e yönelmek ve onunla yanyana olmak, kemalin basamaklarını katetme ve mutluluğun zirvelerine ulaşmanın tek yoludur. Elbette ki söylendiği gibi, “marifet-i nefsi yol edinme” görüşünü kabul edenler, bu yolu katetmeyi, yalnızca şer’î öğretilerle amel etme ve Şâri-i Mukaddes’in emir ve yasaklarına sarılma ile mümkün görmektedir. Bu nedenle “marifet-i imam”ın zarureti ve yol edinilmesini savunma bahanesiyle “marifet-i nefs”in zarureti ve yol edinilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. (Bkz: Mirbâkırî, Fars Haber Ajansı: http://fna.ir/a1ezvh)
3-4. Nefis Araştırmalarında “Vahyin Eksen Oluşu”na Bağlı Kalmanın Gerekliliği
Her ne kadar irfanı eksen alan akılcıların tümü “akıl”, “kalp” ve “vahy”in ifade ettiği şeyin birliği üzerinde durarak “hükmî öğretiler”i “naklî zâhirler”le uzlaştırmak için gayret göstermede ve bazı durumlarda da “işitsel deliller”den hasıl olan kesin bilginin “vahiy hükümleri”nin önemine olan üstünlüğüne işaret etmede görüş birliği içinde bulunsalar da bunların çoğunluğu, ayet ve rivayetleri yalnızca “şahit” olarak dikkate almış ve epistemik sistemlerini “rasyonel bulgular” üzerine kurmuşlardır. (Örnek olarak bkz: Sadruddin Şirazî, 1422 Kameri, c. 1, s.249; a.g.y., 1363, c. 1, s. 527; a.g.y., 1417 Kameri, c. 1, s. 217; a.g.y., 1981, c. 8, s. 303; a.g.y., 1354, c. 1, s. 301). Fakat Allame Tabâtabâî, “rasyonel, irfanî ve vahyî bilgi sistemi”ni zirvesine ulaştırarak her türlü bulanıklıktan arındırmaktan ayrı, teori üretme ve sistem kurma alanında Kur’an-ı Kerim’in eksen alınması gereğine de özel bir vurgu yapmakta (Tabâtabâî, 1388b, s. 71) ve kendisinin “marifet-i nefs” okumasını “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.” (59/Haşr, 18-19) ve “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (5/Maide, 105) gibi ayetlere dayandırmaktadır. (A.g.y., 1360 Kmeri, s. 37; a.g.y., 1371, c. 6, s. 162). Buna göre, onun bu öğretiye ilişkin okuma biçimi, bu alanda ortaya atılmış diğer okumalara tercih edilebilir ve dinî öğretileri açıklamada ondan bir model olarak yararlanılabilir.
3-5. “Nefsi Müşahede” İçin Gayret Göstermenin Zaruretinin Yanında “Marifet-i Nefs” Öğretisine “Kanıta Dayalı Bakış”ın Arzu Edilirliği
“Gözleme dayalı nefs bilgisi”nin zorunluluğu vurgusunun yanında “marifet-i nefs” öğretisine kanıta dayalı bakışı da savunarak onun “marifetullah” ile sonuçlanmasının niteliğini inceleme konusu yapmış Molla Sadra ve Feyz Kâşânî gibi kişilerin (örnek olarak bkz: Sadruddin Şirazî, 1366, c. 4, s. 86; Feyz Kâşânî, 1387, c. 3, s. 26) aksine, Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs”ten her türlü edinilmiş (husulî) çıkarımı “afaki marifet”in örneği sayarak “marifet-i nefs yolu”nun vehbî (huzurî) olması gerektiğinde ısrar etmektedir. (Örnek olarak bkz: Tabâtabâî, 1388a, c. 2, s. 207; a.g.y., 1371, c. 6, s. 194). Bu söz yeterince net ise de “marifet-i nefs” (kendini bilme) ile irtibatlı kanıta dayalı meselelere “marifet-i nefs” öğretisinin açıklamasında yer verilmesi de izaha ve yardıma muhtaç görünmektedir. Diğer bir ifadeyle, bilginin bablara ayrılması işinin göreceli olduğu dikkate alınırsa “bilginin cinsi” -yani edinilmiş (husulî) olması- kategorisiyle bakmak ve “marifet-i nefsin kanıtı”nı “afaki bilgi yolu”nun izahına koymak yerine “bilginin aidiyeti”ni -yani “nefs”i- ilgi konusu yaparak “marifet-i nefs yolu”nun izahını tartışmaya açmak da mümkündür.