[14] Irving M. Klotz, Postmodernist Rhetoric Does Not Change Fundamental Scientific Facts, s. 9.
[15] Ian Barbour, Religion in an Age of Science, s. 109.
[16] Paul Davies, God and The New Physics, s. 137.
[17] Ian Barbour, Religion in an Age of Science, s. 111.
[18] Kant, The Critique of Pure Reason, (çev: J.M.D. Meiklejohn), William Benton, Chicago (1971) ; Bertrand Russell, Rölativitenin Abc’si, (çev: Vahap Erdoğdu), Sarmal, İstanbul (1995), s. 169.
[19] Ian Barbour, When Science Meets Religion, Harper Collins Publishers, San Francisco (2000), s. 74.
[20] David Hume, A Treatise of Human Nature, Oxford University Press, Oxford, s. 87.
[21] Antony Flew, Darwinian Evolution, Transaction Publishers, New Brunswick (1996), s. 124-125.
[22] Aristoteles gibi hem Tanrı’yı hem de evreni ezeli gören filozofların yanı sıra İslam âleminde Farabi, İbn Sina gibi ‘ezelde yaratma’ fikrini savunan filozoflar olmuştur. Bunlar ayrı sınıflar olarak ele alınabilir. Fakat ana iki sınıf ‘Tanrı’nın yoktan yarattığı başlangıçlı evren’ ve ‘Tanrı’nın olmadığı, ezelden beri var olan evren’ düşüncelerine sahip olmuş ve bu görüşler birbirlerine karşı konumlandırılmıştır.
[23] Bu tipteki argümanlar için örnek olarak bakabilirsiniz: İbn Sina, Kitabu’ş Şifa: Metafizik, (çev: Ekrem Demirli, Ömer Türker), Litera Yayıncılık, İstanbul (2004), s. 35-45; William Lane Craig, The Kalam Cosmological Argument, Wigf and Stock Publishers, Eugene (2000).
[24] Joseph Silk, Evrenin Kısa Tarihi, (çev: Murat Alev), TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara (2000), s. 235; David Filkin, Stephen Hawking’in Evreni, (çev: Mehmet Harmancı), Aksoy Yayıncılık, İstanbul (1998), s. 90.
[25] Bu deliller için bakınız: Ralph A. Alpher, Robert Herman, Genesis of The Big Bang, Oxford University Press, New York (2000).
[26] Değişik hesaplama tekniklerine göre hesaplanan bu başlangıcın aşağı yukarı 15 milyar yıl önce olduğu tahmin edilmektedir.
[27] Stephen Hawking, Ceviz Kabuğundaki Evren, s. 35.
[28] Michael Peterson ve diğerleri, Akıl ve İnanç, (çev: Rahim Acar), Küre Yayınları, İstanbul (2006), s. 92-95.
[29] Leibniz, Monadoloji, (çev: Suut Kemal Yetkin), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul (1997), s. 9-11.
[30] Malebranche, Hakikatin Araştırılması, (çev: Sevim Belli), Sol Yayınları, İstanbul (1997).
[31] Phil Dowe, Chance and Providence, Science and Christian Belief 9, Nisan, 1997, s. 9.
[32] Spinoza, Tractacus Theologico-Politicus, (çev: Samuel Shirley), Brill Academic Publishers, Leiden (1997); Friedrich Schleiermacher, The Christian Faith, T. and T. Clark Publishers, Edinburgh (1999).
[33] Bu konudaki görüşlerimiz için bakınız: Caner Taslaman, Din Felsefesi Açısından Entropi Yasası, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 30, 2006/1, s. 108-111.
[34] Bu konuyla ilgili olarak bakınız: Hanefi Özcan, “Bilgi-Obje İlişkisi Açısından İnsan Hürriyeti”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 5, 1989; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsan Fiilleri, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul (2003).
[35] Ian Barbour, Issues in Science and Religion, Harper and Row Publishers, New York (1971), s. 316.
[36] İlk olarak 1974’te ortaya atılan ve İnsancı İlke (Anthropic Principle) olarak isimlendirilen yaklaşımın verilerinin de Dünya’nın ve insanların özel konumuna karşı getirilen itirazlara karşı göz önünde bulundurulması gerekir. Buna göre evrendeki oluşumlar, insanların varlığını mümkün kılacak kritik aralıklarda gerçekleşmiştir. Eğer Dünya’mız daha önce oluşsaydı insanların varlığını mümkün kılacak karbon ve oksijen gibi atomlar yeterli oranda olmayacaktı; daha sonra oluşacak bir Dünya için ise, -uzayda gittikçe yeni yıldızların ve gezegenlerin oluşumunu sağlayacak hammadde azaldığından- var olma imkânı kalmayabilirdi. Aynı şekilde eğer evrenimiz daha ufak olsaydı, sıcaklık Dünya’mızdaki yaşamı ve gezegenlerin yakınlığı yörüngemizi olumsuz etkilerdi; evrenimiz daha büyük olsaydı Güneş sistemimizi oluşturacak hammaddeler bir araya gelemeyebilirdi. Sonuçta bu veriler evrenimizin ve Dünya’mızın yaşı ile uzayın büyüklüğünün, insanların oluşmasına ve yaşayabilmesine tam uygun şekilde olduğunu gösterir. Bu veriler izafiyet teorisi ile birleştirilirse, insanların ve Dünya’nın yerinin özelliğine karşı getirilen argümanlara cevap vermek (bahsedilen ‘özel’ olma durumu ispat edilemese de) mümkün olabilir. (İnsancı İlke üzerine felsefî ve teolojik tartışmalar hâlâ yoğun bir şekilde sürmektedir.)