13- İbn Haldun’un Mukaddime’sindeki Hz. Ali’nin Hilafet ve İmametine Dair Görüşlerinin İncelenmesi ve Tenkidi

04 December 2025 37 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 9

Altıncı maddede İbn Haldun'un sarf ettiği sözlerin cevabında şunları söylememiz icap eder: Şiî inancında, İbn Haldun'un da inandığı gibi, Hz. Peygamber Hz. Ali'yi halife ve imam seçerken bir lider gibi amel etmiş ve İbn Haldun'un tabiriyle, “her türlü suçlama, şek ve zandan beri” olmuş ve halife tayinini daha belirgin hale getiren “çeşitli sebepler söz konusu” olmuştur. Bu sebeplerden biri, hicrî dokuzuncu yıldan itibaren faaliyetlerini artıran, üstelik Hz. Peygamber'e suikast planı hazırlayan münafıklardır. Bir başka sebep ise, Arabistan'ın birkaç bölgesinde peyda olup fitne çıkaran yalancı peygamberlerdir. Ayrıca yarımadanın kuzeyinde faaliyet gösterip Müslüman topraklarının sınırlarını tehdit eden Rumları da hatırlatmamız gerekir.[13] Bütün bu sebepler Hz. Peygamber'i kendisinden sonra bir halife tayinine sevk eden unsurlardı. Hiçbir Müslümanın Hz. Peygamber'in oğlu Yezid'i halef tayin eden Muâviye'den daha fazla ümmetin maslahatını düşündüğü noktasında şüpheye kapılmayacağı açıktır.[14]

7- İbn Haldun şöyle der:

“Muâviye Yezid'i ondan daha üstün ve layık olduklarını düşündüğü adaylara tercih etti. Faziletleri bir kenara bırakarak daha az faziletli olanı seçti; çünkü halkın görüş ve oy birliğine, istek ve temayüllerinin bir noktada buluşmuş olmasına önem vermişti ve Yasa Koyucu (Şâri) katında söz birliğinin, bu tür meselelerden daha önemli olduğunu biliyordu.[15]

Ancak veliaht tayininden maksat, babadan oğula geçecek şekilde verasetin ve imamet makamının muhafazası olursa böyle bir maksat dinî maksatlarla bağdaşmaz. Çünkü hilafet ve imamet Allah katındandır ve O, bu makamı kullarından dilediğine verir. Öte yandan, dinî mansıpların abes ve batıl olmaması için veliahtlık meselesinde mümkün olduğunca hüsnüniyet sahibi olunmalıdır.”[16]

İbn Haldun'un “Çünkü hilafet ve imamet Allah katındandır ve O, bu makamı kullarından dilediğine verir.”[17] sözüyle ifade ettiği görüşe Şia da katılır. Nitekim Şiî ilahiyatında, Hz. Ali'nin Hz. Peygamber'in imametine ve hilafetine tayini de bu çerçevede tahlil edilir ve Allah'ın imameti Hz. Ali'ye ve evladına tahsis ettiğine inanılır. Bu durumda, İbn Haldun bu görüşünde de çelişkiye düşmüş, Allah'ı ilgilendiren bir konuda sahabenin ve tabiînin karar merci olamayacağına ya dikkat etmemiş veya bunu kabul etmemiştir. Allah ve Elçisi sahabenin icmaından önce hilafet ve imamet meselesi bağlamında vazifenin ne olduğunu açıklamıştır.[18]

8- İbn Haldun yazıyor:

“İkinci konuda Hz. Peygamber'in halifeliği ve Şiîlerin, Hz. Peygamber'in Hz. Ali'nin kendi halifesi olduğunu vasiyet ettiği iddiasıdır. Hâlbuki böyle olduğu kesinleşmemiş ve hadis imamlarından hiçbiri bunu nakletmemiştir. Sahih olarak bize ulaşan Hz. Peygamber'in kâğıt ve kalem isteyip vasiyetini yazmak istediği, Ömer'in ise buna engel olduğu rivayettir. Bu rivayet, herhangi bir vasiyetin söz konusu olmadığının en açık delilidir.”

İbn Haldun'un bu yorumuna karşılık şunları söyleyebiliriz: Hz. Peygamber vasiyetini yazmak için kâğıt ve kalem talep ettiğinde ne yazmak istiyordu da bir grup sahabî bunun önüne geçti? Hz. Peygamber, huzurunda bulunan ve onu yazmaktan alıkoyan insanlar hakkında bir şey söylemedi, sözlü vasiyette de bulunmadı mı? Hasta yatağındaki Peygamberin yanında hazır bulunarak onun yazılı vasiyet bırakmasına engel olunması hadisesi Hz. Peygamber'in vasiyette bulunmadığına delil olabilir mi?

Bir grup sahabînin Hz. Peygamber'i ardında yazılı bir vasiyet bırakmaktan men etmesi çok büyük bir insafsızlıktır. Ama bundan daha insafsız olanı, İbn Haldun gibi birinin bu engellemeden rahatlıkla Hz. Peygamber'in ardında yazılı bir vasiyet bırakmadığı sonucunu çıkarması ve Şia'nın Hz. Ali'nin imametine dair iddiasını reddetmesidir. Şia, çok sayıda tarihî kanıta dayanarak Hz. Peygamber'in yıllar öncesinden kendisinden sonra bir halife tayini düşüncesinde olduğuna ve muhtelif münasebetlerle bu konuyu gündeme taşıdığına inanır. Şia'ya göre Hz. Peygamber'in ömrünün son günlerinde kâğıt ve kalem istemesi, onun hilafet konusunu bir kez daha altını çizerek gündeme taşımasından ibarettir ve bu, yeni bir hadise değildir. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber'i vasiyetini yazmaktan alıkoyan ve Kur'ân'ın açık ayetine rağmen Hz. Peygamber'e haksız bir ithamda bulunarak onun sayıkladığını ileri sürenler, Hz. Peygamber'in ne yazacağını kesinlikle biliyorlardı ve Hz. Peygamber'i engellemelerinin nedeni de buydu.[19]

9- İbn Haldun şöyle der:

“Ömer'in suikasta uğradığında, kendisinden bir halef tayin etmesi istenildiğinde söylediği söz de aynı noktaya işaret eder. O şöyle demiştir: ‘Bir halife tayin edecek olursam, benden daha faziletli olan da (Ebu Bekir) halife tayin etmiştir; şayet bunu yapmazsam benden daha faziletli olan gibi (Hz. Peygamber) bu işten yüz çevirmiş ve halife tayin etmemiş olurum.”[20]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar