"İlahi öğretilerin hazinesi sayılan Kuran'ın gizli hakikatlerine ulaşmak için gidilen yolun kapalı olması kabul edilecek bir şey olmadığı kesindir. "Onlar Kuran’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?" Ayeti de bunu ispatlamaktadır. Eğer Kuran'da hiçbir Müslüman'ın, hiçbir âlimin, Peygamber'in (s.a.a) ve imamların bütün muhtevasını bilmedikleri ayetlerin olduğunu farz edelim, bu durumda ilahi hikmet zan altında kalır. Ebediyete kadar beşerin hidayeti unvanıyla nazil olan bir kitabın, hiç kimsenin hatta Resulullah'ın bile anlayamadığı iphamlı tutumunun olması nasıl mümkün olabilir? Kesinlikle bu ihtimal muhal ve ilahi hikmete binaen imkânsızdır.
"İlimde derinleşmiş olanlar" cümlesinin zahiri istinafiyedir, eğer öncekine atfedilmemişse cümle tekrar edilir; çünkü bu cümle, kendisinden önceki cümle yani: " Kalplerinde bir kayma olanlar" ayetinin zıddıdır. Dolayısıyla ayetin takdiri şu şekildedir: Bu iki grup arasındaki fark; birinci grubun kötü niyetlerle müteşabih ayetleri ele almaları ikinci grubun da temiz kalp ve iyi niyetlerle müteşabih ayetlere yaklaşmaları ve bu ayetler karşısında teslim olmalarıdır.
Buna ilave olarak eğer "vav" harfi atf harfi olursa ilimde derinleşmiş olanların müteşabih ayetlerin tevilini bilmeleri ve bu grubun en bariz ferdi olan Peygamber'in (s.a.a) isminin ayrı olarak zikredilip:"Tevilini bilmezler ancak Allah ve Resulullah ve ilimde derinleşmiş olanlar" denilmesi gerekir; zira risalet makamının böyle bir gereksinimi vardır ve birçok yerde de Peygamber'in (s.a.a) ismi ayrı olarak zikredilmiştir. Örneğin: "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de" ve "ona uyanlar, bir de bu Peygamber" ve buna benzer diğer ayetler…
Ayetin zahirine göre tevil ilmi her ne kadar Allah'a mahsus olsa da bazı delillerle bunun istisnası vardır. Nitekim gayb ilminin Allah'a mahsus olduğunu belirten ayetler; "O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez Ancak seçtiği resullerden başka" ayetiyle istisna olmuştur.
Bu ayet ilimde derinleşenlerin sadece bir boyutunu beyan etmiştir ve bu insanların bu gibi ayetler karşısında şüpheye düşmeyip hakka teslim olduklarını beyan etmiştir. Aynı zaman da zikredilen başka bir nedenden dolayı ilimde derinleşenlerin müteşabih ayetlerin tevilini bildikleri ve Kuran'ın gizli hakikatlerine ulaşma imkânına sahip oldukları ispatlandı."
Buraya kadar olan Allame Tabatabi'nin el-Mizan tefsirinde Al-i İmran suresinin 7. ayetinin tefsirinde söylemiş olduklarıydı.
Fahri Razi ise kendi tefsirinde şöyle diyor:" Ayette atf, fesahatten uzaktır, eğer ayette atf olsaydı "yegulune amenna bihi" cümlesi "veyegulune" yahut "hum yegulune" şeklinde "vav" haliyesi ile benzerlik taşımalıydı."
Şimdiye kadar konu hakkında söylenen her şey yukarıda açıklandı, fakat bu önemli konu hakkında şu noktalara da dikkat edip, göz önünde bulundurmak gerek:
1-"Emma" -tafsil harfidir- başka bir cümlenin zıttı olmasına gerek yoktur; çünkü iki zıttan biri getirildiği zaman diğeri aşikâr olur ve getirilmesine gerek kalmaz. Arapçada denildiği gibi, "Bilineni getirmeyip, hazfetmek uygundur" Arapçada ve özellikle de Kuran'da kısa ve özlü konuşma en güzel olanıdır.
Nisa suresinde şöyle buyruluyor: "Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise O, tarafından bir rahmet ve geniş bir nimet içine yerleştirecek ve onları, Kendisine varan doğru yola koyacaktır." Yani: kafir olanlar ise; geniş bir rahmetin içerisine yerleştirilmeyecekler ve doğru yola da konulmayacaklardır.
Kasas suresinde isyan eden halkların akıbeti hatırlatıldıktan sonra salihler hakkında şunlar buyrulmaktadır: "Ancak kim tövbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir."
Cin suresinde salih kulların özellikleri beyan edildikten sonra fasıklar için deniliyor ki: "Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."
Bütün bu örneklerde karşıtının herkes tarafından rahatlıkla anlaşılmasından dolayı, karşıt cümlenin getirilmesine gerek duyulmamıştır.
2- "İlimde derinleşmiş olanlar" cümlesi "Kalplerinde kayma olanlar" cümlesinin zıttı olamaz çünkü bu iki cümle arasında tekabülü bir ilişki yoktur. Devinimli bir mizaca ve kötü bir kalbe sahip olan insanların karşısında iyi bir mizaca ve sakin bir kalbe sahip insanlar yer alırlar. Âlimlerin ve hakiki ilimleri arayanların karşısında cahiller ve ilimden uzak insanlar yer alırlar. Buna binaen yukarıdaki iki cümle birbirinin zıttı olamazlar.
3- "Hüküm ve mevzu arasında uyum olmalıdır" kanunu gereğince, "İlimde derinleşmiş olanlar" cümlesinin haberi ilim ve bilgi makamına münasip olmalıdır; çünkü ilimde derinleşenler bilmeden teslim olurlarsa konunun mahlası imanda ihlâs olur; zira saf imanın gereksinimi mutlak teslimiyettir. Fakat ilim ve bilginin gereksinimi bilmeden teslim olmamak için araştırmak ve incelemektir. Özetle, konunun hükme uygunluğunun iktizası bilmeye uygundur, bilmemeye değil.