Butler, Hıristiyanlığm akılla bağdaşmaz olduğu tezlerine karşı çıkıyor ve bunun aksini ispatlamaya çalışıyordu. Butler'e göre deistler dindeki genel · zayıflamanın bir belirtisiydiler.28 Butler doğal dinde de vahyedilen dinde olduğu gibi p'ek çQk gizemli unsurun bulunduğunu ileri sürmüştü. Butler'e göre ahlaki bilgimizde olduğu kadar doğanın bilgisinde de gizemler bulunmaktaydı.29 Yine
Hıristiyanlık kimilerinin iddia ettiği gibi doğal dinin bir yeniden ifadesi de
_değildi. Çünkü Hıristiyanlık öğretisi insanlığa özel bir bildiri olmadan bilmemizin mümkün olmayacağı başka şeylerde öğretmekteydi. Butler'e göre
şayet doğal bilgimiz eksik ve sınırlıysa -ki öyledir- Tanrısal bildiriş yoluyla neden yeni ışık kazanamayacak olduğumuz konusunda hiçbir apriori neden
bulunmamaktaydı. 30
Özel bir vahyin varlığı konusunda, geleneksel yaklaşımı benimseyenlerin savunmada kalmak durumunda oldukları düşünülmüştür. Deistler, Eski ve Yeni Ahid'deki mucizelerin güvensizliğinin ortaya konulmasının zor olmadığını düşünüyorlardı. Bu yüzden akıl temel bir test aracı olduğu sürece deizmin avantajlı bir konumda olduğuna inananlar bulunmaktaydı. Ancak deizm de problemsiz değildi ve kendi içinde aşırılıklara sahipti. Örneğin deistler asla
24 Matthew Tindal, a.g.e., , s. 11-18. 25 John Toland, letters to Serena, London (1704), s. 129-130.
26
27 Voltaire, Feylosofça Konuşmalar John Herman Randai l, The Maklng of The Modem Mind, s. ve Fıkralar 1, s. 203. 287.
28 Frederick Copleston, A History of Philosophy: Modern Philosophy, The British Philosophers: Hobbes to Paley, s. 176.
29 E. Graham Waring, Deism and Natural Religion, s. xv. 30 Frederick Copleston, a.g.e., s. 178.
Tarihsel ve Teolojik Açıdan Deizm ve Eleştirisi /
hangi inancın esas inanç olduğuna karar veremezlerdi. Bazıları sonsuz yaşamı reddederken, diğerleri onu doğal dinin merkezine koyuyorlardı. 31
Locke ve Berkeley arasındaki neslin en önemli İngiliz filozofu olarak kabul edilen Samuel Clarke (1675-1729), tüm akıllı varlıkların zorunlu olarak uyması gereken, gelecek dünyadaki ödül ve cezaları önceleyen belli bir takım zorunlu ödevler olduğunu söylüyordu. Bu ahlaki ödevler, Tanrı'nın tüm akıllı yaratıklar üzerindeki emirleri, kanunları ve iradesiydi. Clarke'a göre söz konusu
ceza ve ödüller bu dünyada verilmediği için gelecekte yeni bir dünya var olmak
zorundadır. 32
Doğal dinin yüce ahlaki ödevlerinin varlığı ile bu ödevlerin bir sonucu olarak gelecek dünyada verilecek olan ödül ve ceza olgusu, genel olarak akıl yoluyla çıkarsanabilir olmasına rağmen, günümüz insanının içinde bulunduğu bozuk düzen sadece çok az kişinin bu gerçekleri belirli bir öğreti ve
yönlendirme olmadan algılamasına izin vermektedir.
Yine Clarke, putperest filozofların öğreti ve yönlendirmelerinin birçok nedenden dolayı insanlığın reform edilmesi yolunda yetersiz kaldığını söylüyordu. Tecrübe ve pratiğin gösterdiği bir şey vardı ki o da felsefe ve akıl yürütmenin tek başına, bir üst merdin yardımı olmaksızın, insanlığı ıslah etmek için yeterli olmadığıydı. İlahi vahiy insanlığın içinde bulunduğu evrensel bozulma halinden kurtulabilmesi için gereksinim duyulan bir şeydir ve Clarke'a göre insanların bu ihtiyacı ve doğal din anlayışı böylesi bir vahyin gelmesi için mantıklı bir zemin yaratmıştır.33
Deist olduğu ifade edilen yazarların çalışmaları incelendiğinde, bunların neredeyse tamamına yakınının düşüncelerini sistemli ve belirli başlıklar altında değil, dağınık bir şekilde ifade ettikleri görülmektedir.
Biraz daha açmak gerekirse deistler çalışmalarım Tanrı inancımız,
Tanrı'nın evren ve insan ile olan münasebetleri, peygamberliğe bakışımız ve vahyi inkar nedenlerimiz şeklinde ve bunlara benzer başlıklar altında inceleyerek ortaya koymuş değillerdir. Bu sebeple deist yazarların teolojik konulardaki görüşlerinin çoğunlukla satır aralarından yakalandığı ve genel üslup açısından bazı deistlerin tam olarak hangi inanç üzerinde bulunduklarının
belirlenmesinin kolay olmadığı görülmektedir.
Belki de bunun en büyük nedeni geleneksel dinleri eleştirmelerine rağmen onlara alternatif olabilecek sistematik bir dini anlayış geliştirememelerinden kaynaklanmaktadır.
Öncelikle deizm "Aleme müdahale etmeyen, yarattıkları ile ilgisiz bir Tanrı inancı" şeklindeki popüler tarifi ile sınırlandırmak haksızlık olur.
Deizmin ortaya çıkmasına neden olan tarihsel süreçler sebebiyle, deizmin
Hıristiyan dini ve kültürü içindeki teslis, asil günah ve Kilise'nin yanılmaziığı
31 William L. Rowe, "Deism", s. 855.
32 Samuel Clarke, A Discourse Concerning The Unchangeable Obligations of Natura! Religion and The Truth and Certainity of The Christian Revelation, s. 133-135. 33 Samuel Clarke, a.g.e., s. 136-138.
226 / Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm
gibi temel inançlar ile Kutsal Kitabın sahip olduğu problemlere yönelik tepkisel bir anlayış, dini ve felsefi bir arayış olarak ortaya çıktığı görülmektedir.