İslâmiyet’i benimsemeden önce Mecûsî veya Maniheist olduğu rivayet edilen İbnü’l-Mukaffa‘ zındıklıkla itham edilmiştir. Onun başta Kitâbü Mazdek olmak üzere senevî kültürün başlıca klasiklerini Arapça’ya tercüme etmesi daima gizli bir ilhâd niyetine bağlanmıştır. Buna karşılık çağdaşı Câhiz’e göre İbnü’l-Mukaffa‘, Fars kültür ve inançlarını iyi tasvir etmişse de tenkit gerektiren noktaları vurgulamamış, belki de bu yüzden yanlış anlamalara sebebiyet vermiştir (Âtıf Şükrî Ebû Avz, s. 184-185). Bu durum, gerçek mülhidlerle rakipleri tarafından saf dışı bırakılmak için ilhâd suçuyla itham edilmiş olanlar arasında bir ayırım yapmanın önemli olduğunu göstermektedir. Bir devlet sekreteri olarak siyasetin riskli zemininde görev yapmış olan İbnü’l-Mukaffa‘ın tartışmalı durumuna karşılık Beşşâr b. Bürd, Sâlih b. Abdülkuddûs gibi şairlerin ilhâdı o kadar tartışmalı değildir. Şüpheci, inkârcı ve bazan ateşperest bir zındık olarak tasvir edilen Beşşâr’a ait şiirlerin Mu‘tezile kelâmcısı Vâsıl b. Atâ tarafından, “Bu kör mülhidin kelimeleri şeytanın en saptırıcı ve aldatıcı ipleridir” şeklinde nitelendirildiği kaydedilmektedir (a.g.e., s. 178-179). Şair Ebû Nüvâs’ın, Beşşâr’a ait şiirlerin Maniheistler’in törenlerinde ibadet kastıyla okunduğunu aktarması ilginçtir (Ahmed Emîn, I, 151; Abdurrahman Bedevî, s. 38). Sâlih b. Abdülkuddûs, açıkça ilhâd propagandası yaptığı için Halife Mehdî-Billâh tarafından idam ettirilmiş, ölüm cezasına çarptırılması istenen Beşşâr ise içkiden dolayı had cezası uygulanırken ölmüştür. Onun mülhidliğinin daha ziyade mutlak bir septisizmle ilgili olduğu, yine Mu‘tezile kelâmcısı Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ile yaptığı tartışmalardan anlaşılmaktadır (Âtıf Şükrî Ebû Avz, s. 181). Şair ve edipler arasında şeriatı hafife alıp ibâhî bir tavır ortaya koydukları için zındıklıkla itham edilenler de vardır. Ebû Nüvâs, Ebü’l-Atâhiye ve Ebü’l-Alâ el-Maarrî bu ithamdan nasiplerini alan ediplerdir; ancak onların yer yer hazcı, yer yer şüpheci sözlerinde mutlak bir ilhâdın izlerini aramak yerine karamsar bir dünya görüşünün tereddütlerini görmek daha uygun olur. Meselâ Maarrî, Ebü’l-Atâhiye’nin haksız yere zındıklıkla itham edildiğini söylerken Ebû Nüvâs’ı zındıklar arasında saymış, ayrıca kendi zındıklar listesine Hallâc-ı Mansûr’u da dahil etmiştir. Bu durum söz konusu ithamların izâfîliği hususunda yeterli fikir vermektedir. Kendisi de zındıklıkla itham edilen Maarrî’ye göre zındıkların öteki adı dehrîdir; onlar nübüvvete ve kitaplara inanmazlar (Ahmed Emîn, I, 155). İlhâdın gelişmesinde en etkili ismin şair ve kâtip Ebân b. Abdülhamîd olduğu kaydedilmektedir. Ebân gözle görülmeyen cin, melek gibi varlıklara inanmıyordu (Abdurrahman Bedevî, s. 36). Kelâmcı mülhid ve zındıkların en meşhurları ise İbn Tâlût ve Nu‘mân’dır. Bunlar mülhidliğe nisbet edilen İbnü’r-Râvendî’nin hocaları olmuşlardır. Abdülkerîm b. Ebü’l-Avcâ’nın adı da aynı grupta anılırken onun binlerce hadis uydurduğu belirtilir (a.g.e., s. 38). Diğer bir mülhid olan Ebû Îsâ el-Verrâk cisimlerin ezelîliğine inanan Maniheist bir kelâmcıydı. Hem senevî inançları hem dehrî felsefeyi benimseyen Verrâk’ın da İbnü’r-Râvendî’ye hocalık yaptığı kaydedilmektedir (Hayyât, s. 111).
İslâm dünyasında İbnü’r-Râvendî kadar mülhid nitelemesinin kendisiyle özdeşleştiği bir başka isim yoktur. Hayyât’a göre İbnü’r-Râvendî, Mu‘tezile arasından kovulmasının hıncıyla bu ekole cephe almış ve yalan yanlış fikirler isnat etmek suretiyle Faḍîḥatü’l-Muʿtezile adlı bir kitap kaleme almıştır. Esas itibariyle bu eser, Câhiz’in Mu‘tezile’yi övüp Şîa’yı yeren Fażîletü’l-Muʿtezile’sine karşı yazılmış, Hayyât’ın el-İntiṣâr’ından anlaşıldığı kadarıyla kitapta Şîa’ya yöneltilen sapıklık ithamlarının aynen, hatta fazlasıyla Mu‘tezile için de geçerli olduğu iddia edilmiştir. Mu‘tezile çevrelerinde derin yankılar uyandırdığı anlaşılan bu eser, Hayyât’ın Kitâbü’l-İntiṣâr ve’r-red ʿalâ İbni’r-Râvendî el-mülḥid adlı kitabını kaleme almasına yol açmıştır. Hayyât’a göre İbnü’r-Râvendî, çeşitli eserlerindeki görüşleriyle ilhâda boğulmuş bir sapıktır (a.g.e., s. 11-12). Onun dehrîlik yakıştırmasında bulunduğu Mu‘tezile öncüleri ise tam aksine dehriyye ve seneviyyeden olan çeşitli mülhid gruplara karşı reddiyeler yazmışlardır (a.g.e., s. 21). İbnü’r-Râvendî’nin iniş ve çıkışlarla dolu fikir grafiğini doğru tesbit edip yorumlamak çeşitli güçlükler taşımaktadır. Meselâ Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-Tevḥîd’inde (s. 193-200), peygamberliği eleştiren ve mûcizelere inancı tabii güçler hakkındaki bilgisizliğe bağlayan Maniheist Ebû Îsâ el-Verrâk’a karşı öğrencisi İbnü’r-Râvendî’nin peygamberliği ispat için ileri sürdüğü deliller uzun iktibaslar halinde zikredilmektedir. Buna rağmen İbnü’r-Râvendî İslâm dünyasında tanrıtanımaz, materyalist, aklı tek evrensel ölçü kabul eden, bu yüzden peygamberliği gereksiz gören, Kur’an’da çelişkiler olduğunu ileri süren, ilâhî hikmeti ve adaleti inkâr eden bir mülhid, kararlı bir dehrî olarak tanınmaktadır.