4- İlhâd Ve Modern İlhad Akımları

04 December 2025 55 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 13

Felsefe konusundaki menfi kanaatlerin esaslı fikirler haline gelmesinden sonra felsefî ilimlerin tahsilini bizzat İslâm’ın emrettiğini ileri süren fakih-filozof İbn Rüşd’ün çabası felsefeye vurulan damganın silinmesinde etkili olmamıştır. Ancak felsefî faaliyetin bir ilhâd ifadesi olmak şöyle dursun dinin bir emri olduğunu savunan Cemâleddîn-i Efgānî’nin başlattığı yeni çığır (Keddie, s. 114), İbn Rüşd’ün sonuçsuz kalmış fikirlerini modern müslümanlar için bir ilham kaynağı haline getirmiştir. Hindistan’ın Aligarh Üniversitesi’nde tabiatçı (natüralist) bir felsefe cereyanını hâkim kılmak isteyen Seyyid Ahmed Han ve arkadaşlarına karşı Arapça’ya tercüme edildiği adıyla er-Red ʿale’d-dehriyyîn başlıklı bir eser kaleme alan Efgānî, natüralist olarak andığı ve eski Yunan materyalizmine dayandırdığı fikirlerin tanrıtanımaz karakteri üzerinde ısrarla durmuştur. Efgānî’ye göre bu fikirlerin modern çağdaki temsilcilerinin özellikle Darwin’in etkisiyle söz konusu Hintli yazarlar maddeci, tabiatçı ve dehrî olarak adlandırılan tanrıtanımazlara benzemişlerdir (a.g.e., s. 132-139). Bunların, eski İslâm çağında Mısır’da Bâtıniyye adıyla ortaya çıkan ve Kur’ân-ı Kerîm’i te’vil eden tabiatçılardan bir farkı yoktur. Efgānî’ye göre İran’da zuhur eden Bâbîler de Alamut tabiatçılarının bir devamıdır. Osmanlı Devleti, önde gelen bazı ilim ve devlet adamlarının tabiatçılara ait bozuk fikirlere kapılması yüzünden bugünkü kötü duruma düşmüştür. Modern sosyalist, komünist ve nihilistlerin de aynı tabiatçı yolu izledikleri bilinmektedir, bunların idealleri Mazdekçi ideallerle tıpatıp aynıdır (a.g.e., s. 156-160).

Daha sonra Beşir Fuad, Bahâ Tevfik, Abdullah Cevdet gibi Osmanlı yazarlarının materyalist zihniyetine karşı Şehbenderzâde Ahmed Hilmi ve İsmail Fenni Ertuğrul gibi fikir adamları felsefî mahiyette cevaplar vermişlerdir (bk. BATILILAŞMA [Felsefî Düşünce]). Ancak Türk-İslâm kültür tarihinin Batılılaşma diye nitelenen bu safhası ile Türk ilhâd tarihinin eski safhaları arasında belirgin bir ilişki yoktur. Eskiden Maniheist inançlara mensup olup bunun izlerini devam ettiren Türk topluluklarına Osmanlı literatüründe genel olarak zındık denmiştir. Bunların tabiata, güneşe ve aya taptıkları kaydedilmekte, bu kültürlerin Maniheizm’in kalıntıları olduğu düşünülmektedir. Meselâ II. Bayezid zamanında (1481-1512) Rumeli’de takibata uğrayan Kalenderî dervişleri “ehl-i ilhâd, ferîk-ı zındık ışık taifesi, râfizî, mülhid” gibi nitelemelerle anılmaktadır. Kendilerini Bektaşîliğe nisbet eden zındık ve mülhidlerden de bahsedilmektedir. Dolayısıyla mülhid, zındık ve râfizî kelimeleri Türk-İslâm kültür tarihindeki sapık inançların ortak adı olmaktadır (Ocak, sy. 12 [1982], s. 509-516).

İlhâda yönelik fikrî eğilimlerin çağdaş Mısır’daki görünümüyle ilgili olarak Muhammed Hüseyin ez-Zehebî’nin Kur’an’ın çağdaş yorumuna sokulan “ilhâdî renk” hususunda yaptığı değerlendirmeler ilgi çekicidir (et-Tefsîr ve’l-müfessirûn, III, 188-189, 198). Zehebî bazan bilim ve modernizm adına, bazan da sapık akımların etkisinde kalınarak yapılan bu te’villerin esas itibariyle dinin temel akîdelerini inkâra vardığına dikkat çekerek Ezher Üniversitesi’nde toplanan bir komisyonun bu tür tefsirler hakkında “dinde ilhâd ve Allah’ın kelâmını tahrif” hükmünü verdiğini kaydetmektedir (ilhâda düşmenin sebepleri hakkında bk. TEKFİR).

BİBLİYOGRAFYA

Lisânü’l-ʿArab, “lḥd” md.

Tâcü’l-ʿarûs, “lḥd” md.

İsmail Fenni [Ertuğrul], Lugatçe-i Felsefe, “Athéisme” md.

Ahmed b. Hanbel, er-Red ʿale’l-Cehmiyye ve’z-zenâdıḳa (nşr. Abdurrahman Umeyre, Eḍvâʾü’ş-şerîʿa içinde), VIII, Riyad 1397, s. 206-226.

Osman b. Saîd ed-Dârimî, er-Red ʿale’l-Cehmiyye (nşr. G. Vitestam), Leiden 1960, s. 6, 93-94, 99-101.

Hayyât, el-İntiṣâr, s. 11-21, 57-58, 77-78, 81, 111.

Ebû Mutî‘ en-Nesefî, er-Red ʿalâ ehli’l-bidaʿ ve’l-ehvâʾi’ḍ-ḍâlleti’l-muḍılle (nşr. Marie Bernand, AIsl. içinde), XVI, Kahire 1980, s. 61, 84-88, 92, 100, 105.

Ebû Hâtim er-Râzî, Aʿlâmü’n-nübüvve (nşr. Salâh es-Sâvî – Gulâm Rızâ A‘vânî), Tahran 1397/1977, s. 14, 20-21.

Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), I, 279.

Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 141-153, 186-187, 193-200.

Malatî, et-Tenbîh ve’r-red, s. 91-145.

İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 400-411.

Bâkıllânî, et-Temhîd (Ebû Rîde), s. 96-113, 148-149.

Bağdâdî, Uṣûlü’d-dîn, s. 319-337.

İbn Hazm, el-Faṣl (Umeyre), I, 36-50, 86-91, 137-141, 165-167.

Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-ʿAvâṣım (Ammâr C. et-Tâlibî), Cezayir 1394/1974, s. 94-99.

Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), II, 235.

Âtıf Şükrî Ebû Avz, ez-Zendeḳa ve’z-zenâdıḳa, Amman, ts. (Dârü’l-fikr), s. 76-77, 88-89, 97-98, 101-103, 108-119, 125-130, 147-151, 157-167, 177-186.

Muhammed Hüseyin ez-Zehebî, et-Tefsîr ve’l-müfessirûn, Kahire 1381/1961, III, 188-189, 198.

Ali Sâmî en-Neşşâr, Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, İskenderiye 1966, I, 212-264, 380-402.

T. Izutsu, Kur’ân’da Allah ve İnsan (trc. Süleyman Ateş), Ankara, ts., s. 85-87, 117-118, 122, 191-192, 198, 201.

Abdülemîr el-A‘sem, Târîḫu İbni’r-Rîvendî el-mülḥid, Beyrut 1395/1975, s. 7-10.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar