5- Ateizm Ve Agnostisizm Nedir

04 December 2025 46 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 11

Aslında “İman”; bilgisinden ve varlığından emin olduğun şeydir. Dolayısıyla burada çok somut deliller, zorunluluklar ve bunlar gibi şeyler gerekmeyebilir! Yani yeryüzünde insanın varlığı, Allah’ın varlığının en büyük işaretidir. Çünkü insan, çok kapasiteli bir varlıktır ve karar verirken sadece aklı, deneyi ve duyumlarıyla değil, çok daha karmaşık bir bütünlük içerisinde kararını veriyordur ve o kararlar, sonuçta hayatını düzenliyor ve bu da bir eminlik kararıdır!

Ateizmin Eminlik Sorunu Vardır

Ateizmin, Allah’ın varlığı hususunda bir eminlik sorunu olduğunu söylemek mümkündür. Bu, kişisel de olabilir, dünyayla ilişkileri içerisinde de olabilir. Fakat sonuçta bu kesim bu meseleyi (Allah’ın varlığı-yokluğu konusunu) kendilerine dert edinmişlerdir. Bunlara karşı bir de hiçbir şeyi dert edinmeyen daha geniş bir kesim vardır.

Mevcut devletler de neredeyse Tanrısal vasıfları kendi üzerine alarak, toplumu bu tür şeyler üzerinde düşünmekten alı koyacak bir biçimde baskı altına almaktalar! Nitekim şöyle bir söz vardır: Allah şerik/ortak kabul etmediği gibi, devlet de ortak kabul etmez! O taktirde, iki varlık karşılıklı olarak şerik kabul etmiyorlarsa, o zaman acaba karşı karşıya mı geliyorlar? Ve biri diğerini mi unutturmaya çalışıyor? Biri, diğerini varlıktan ve insanın hayatından mı kovuyor? Devlet böyle bir şey mi yapıyor? Yani devlet Tanrıyı dahi kendine şerik mi kabul etmiyor? Böyle bir otoriteyi ret mi ediyor?

Elbette ki modern devletin asli kurucuları Niccolo Machiavelli ile Thoms Hobbes’e baktığımız zaman, bunların ateist olduklarını veya onların güruhuna girebileceklerini söyleyebiliriz. Hatta Machiavelli, dini siyasetin dışına çıkarınca, aynı zamanda Tanrıyı da siyasetin ve gündelik hayatın dışına itmiştir. Batı dünyasında en fazla ateistin Fransa’da olmasının nedeni de dinin siyasetin dışına çıkarılmasından dolayıdır, Fransa toplumunun laik bir toplum olmasındandır! Laik toplum, aslında dini hayatın dışına çıkardığı gibi, bir açıdan ahlakı da hayatın dışına çıkarmıştır! Çünkü büyük ölçüde ahlak, din tarafından tesis edilen birtakım değerler sistemidir. Dolaysıyla modern devletin bu yapısı, insanları böyle bir duyarsızlığa zorluyor. Burada ateizm, bu duyarsızlıktan bence daha saygın bir yerdedir, çünkü en azından bu meseleyi kendisine dert edinmiştir! Ama toplumdaki geniş kitleler oldukça duyarsız, ilgisiz, bıkkın ve de yorgun bir toplum olmuşlardır! Sadece koşuşturmak, kazanmak, harcamak ve tüketmek gibi meşgaleler içerisindeler. Zaten modern kapitalizm de bundan ibarettir!

Kapitalizm ’in giderek kendini bütün topluma dayatması, bütün toplumun en küçük gözeneklerine işlemesi ve devleti kendi isteklerine göre organize etmesi ve organize olmaya zorlaması, devletler de bu şekilde organize olması sonucunda, hayatın içerisinde tamamıyla kendisine itaat eden, buyruk altında olan, itaatsizliği bilmeyen ve bunu beceremeyen bir kitle oluşturmaktadırlar! İşte asıl sorun da bu kitlededir! Yani kaypak, sessiz, yılgın, tepkilerini vermeyen, yanı başında birisi öldürülünce onu görmeyen, yaşadığı toplumda ciddi zulümler işlendiği halde sesini çıkarmayan ve buna tepkisiz kalan yılgın bir kitle ortaya çıkmaktadır! Nietzsche (Niçe)’nin dediği “Tanrı öldü” sözü de aslında buna işarettir!

Çoğu insanlar Niçe’nin ateist olduğunu söylerler ama, öyle değildir! Alman düşünür Heidegger ’in söylediği gibi Niçe, “Tanrı derdi olan bir insandır”! Tanrı derdi olduğu içindir ki, çağının insanlarına bakarak, onların gerçekten sanki inanıyor(muş) gibi yapıp, Tanrısız bir hayat yaşadıklarını gördüğünde onlara: “Sizin için Tanrı ölmüştür, Tanrı hayatınızda yok ki! Tanrıyı dikkate almıyorsunuz” diye söylemiştir!

Aslında onlara şunu söylemek istiyordu: “Hakikatte Tanrı adaleti sağlıyor, dayanışmayı öneriyor, ahlaklı yaşamaya sevk ediyor, siz de bu değerleri hayatınızdan kovdunuz ve bunların ölmesiyle de Tanrı’yı öldürdünüz!”

Demek istiyordu ki; Öldürdüğünüz Tanrı’nın yerine kendinizi koydunuz. Artık bundan sonra Tanrı siz olacaksınız! Ayrıca, Tanrı’yı öldürmekle birlikte bir de Tanrı’ya inanıyor(muş) gibi yapıyorsunuz! Sizde inanıyor(muş) gibi yapmak türünden böyle bir garabet de vardır!

Onun dediği gibi, günümüz insanının ağırlığının özelliği, (mış), (muş) gibi yapmaktır! Niçe’ye göre asıl mesele, kovulan Tanrı’nın yerine insanların kendilerini koyması ve “üstün insan” olmasıdır!

Niçe, hayatta o yılgın ve bezgin insanların yerine, gerçek insanların geçmesini arzu ediyordu! Yani Niçe’nin olmasını istediği insanlar, kararlarını alan, cesur olan, cesaretli davranan, düşüncelerini korkmadan ifade eden ve düşünceleri için kavga eden insanların olmasıdır!

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar