5- Ateizm Ve Agnostisizm Nedir

04 December 2025 46 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 11

Çok ilginçtir, Deccal adlı kitabında bir yerde (11) Hristiyan Tanrı anlayışını aktarır ve şöyle der: “Ben intikam almayan ve de öfkesi olmayan bir Tanrı’yı nedeyim?!” Bu sözüyle de aslında İslamiyet’i tercih ediyordur! Zira İslam, erkeksi bir dindir diyor ve Hristiyan Tanrı inancını yeriyor. Kısacası, İslam’ın kahramanlığı ve cesareti esas alan bir din olduğunu övüyor! Oysaki kimi Müslümanlar Kuran’da geçen bolca “Cehennem” kavramını eleştirmektedir! Niçe’nin tam da bahsettiği budur! Yani dünyada zulmeden, kitlesel kıyımlar yapan, insanları yoksul ve aç bırakan, tehcir eden ve savaş çıkartan insanlar hiç ceza almayacak mı? Hiç ceza görmeyecek mi? Sadece Tanrı’yı sevmekle bundan kurtulacaklar mı?

Kimse söz konusu zalimleri yargılayamıyor! Yalnızca “Tarih seni mahkûm edecek!” deniliyor o kadar. Firavun, Hitler, Stalin vd. bunca insanlara zulmettiler, bunun mukabilinde tarih onları mahkûm etti de ne etti? Tabi ki hiçbir şey etmedi! Bunların mutlaka bir gün bir yerde hesap vermeleri ve ceza almaları gerekir! İşte Niçe de buna vurgu yapıyor! Yani ceza veren ve mazlumun/ezilenin intikamını alan bir Tanrı olmalı! O Tanrı adaleti mutlaka burada olmasa da öteki tarafta tecelli ettirmeli. Çünkü yer yüzünde hiçbir devlet adaleti tecelli ettiremez! Bu hesapların mutlaka yeniden görülmesi gerekir!

Ateistlerin Asıl Sorusu

Ateistlerin tanrı hakkında birçok soruları vardır, fakat sordukları asıl soru şudur: “Bizi Tanrı düşüncesine götüren şey nedir? Bilgi midir, inanç mıdır? Şayet bilgiyse hangi bilgi türüdür? Şayet inançsa, bu nasıl bir inançtır? Bilgiden tamamen kopuk bir inanç mıdır?

Bu hususta ateistler “bilimsel bilgi” nin belirleyici olduğuna inanmaktalar! Oysaki Rene Descartes (Dekart), rasyonalist biri olmasıyla birlikte modern felsefenin de babası sayılan biri olarak şöyle diyor:

“Benim içimde bir mükemmellik fikri vardır. Bu mükemmellik fikri, benim gibi geçici ve mükemmel olmayan bir varlıkta kendi başına ortaya çıkmaz! Eğer böyle bir fikir varsa, bu mükemmelliğin elbette bir karşılığı vardır ve o da Tanrı’dır ve bu fikir beni o Tanrı’ya götürecektir!” (12)

Dolaysıyla, rasyonel bilgiyi esas aldığımızda, bilimsel bilginin sınırlarının ötesine doğru geçmeye başlıyoruz.

Bizler şayet kendimizi bilimsel bilginin koyduğu sınırlar içine koyar isek, o zaman ateizm kaçınılmaz hale gelir! Oysaki bilginin tek türü, bilimsel bilgi değildir, (felsefe, teknik, sanat, rasyonel ve din bilgisi gibi) pek çok bilgi türleri de vardır!

Aslında bilimsel bilgi de ateizm sonucunu vermiyordur! Fakat ona doğru bir yol açıyordur! Nitekim Fransız devrimi de dini, sosyal hayattan çıkartıp ve Kilisenin rolünü milimize etmekle, toplumun sosyal ateizme taraf gitmesine yol açmıştır! Yani insanlar önce Tanrıyı sosyal hayatlarından çıkartıyorlar, daha sonra da dünyalarından çıkartıp atıyor ve uzaklaştırıyorlar! Deizm de budur! Deizm; önce Tanrıyı yer yüzünden kovmak ve bir noktadan sonra da onu tamamen yok saymaya başlamaktır. Kısacası modern düşünce, bizleri adım adım buraya götürmektedir!

Ateizme Yol Açan Sebepler

Ateizme yol açan sebepler, 1- Felsefî sebepler, 2- Pratik sebepler olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.

Felsefi Sebepler

Felsefî Sebeplerden Bazılarını Şöyle Sıralayabiliriz:

Tanrı’nın zatının “nesne” gibi bilinmek istenmesi!

İslam Teolojisi açısından Tanrı’nın zatı asla bilinemez. Çünkü Tanrı aşkındır. Her şeyi kuşatandır ve O ne bilgi ve ne de herhangi bir duyu ve tasavvur ile asla kuşatılamaz!

Tanrı’nın bu şekilde nesne gibi bilinmesine yol açan şey, Hristiyan Teolojisidir. Çünkü Hristiyan Teolojisi, Tanrı’nın zatı hususunda bir tartışma üzerinde yoğunlaşır. Örneğin Tanrı’nın tabiatı nedir? İsa Tanrı mıdır? Tanrı’nın oğlu mudur? Yoksa bir beşer midir? vs.!

Saf tevhit dini olan İslam ise, Hristiyan teolojisinin tam zıddınadır! Yukarıda da işaret edildiği üzere, İslam kelâmına göre Allah’ın “zatı” asla bilinemez. Allah’ın zatını bilmek asla mümkün değildir! Ancak Allah, sıfat (yani karakter) ve fiilleriyle bilinebilir! Bu bilme de bilimsel bilginin nesnesindeki ilim değil, marifet (tanıma) dır. Marifetullah (Allah’ı tanıma) ile O’nun ilim (bilgi) olarak bilinmesi farklı şeylerdir! Allah Teâlâ bir bilgi olarak bilinemez, ancak marifet olarak bilinir! Yani Allah tanınır, bilinmez! Allah, marifet şeklinde bilinebilir! Bundan dolayıdır ki kişi, Allah’ı bu anlamda bilir ise, “marifetullah”a ulaşmış olur!

İslam ariflerine göre marifetin üç türü vardır: 1- Marifetü’n-Nefis (Kendini bilme). 2- Marifetü’l- Halk (varlığı bilme). 3- Marifetü’l- Hak (Allah’ı bilme). Hristiyan Teolojisinde bu türden marifetler olamadığı için, onların Teolojisi ateizme yol açan önemli nedenlerden birisini teşkil etmiştir!

John Gray namındaki İngiliz ateist, “Ateizmin Yedi Türü” isimli kitabında şöyle diyor: “Modern ateizm, yoldan çıkmış Hristiyanlıktır”. (13)

Tanrı’yı dinî kurum ya da aklı düşük din adamlarının tanıtması!

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar