5- Ateizm Ve Agnostisizm Nedir

04 December 2025 46 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 11

İman, herhangi bir inanç değildir! Her kesin bir inancı vardır, taşa, puta, heykele, yosuna, ineğe bile tapanlar vardır, fakat bir şeyin iman konusu olabilmesi için, ilmen, yani bilgi olarak da bir hakikate ve bir gerçekliğe dayanması gerekir. Bu da sahih dinin düzenlediği inanç (iman) seviyesinde olabilir ancak! Dolaysıyla bilgi ile iman birbirinden ayırt edilemez. Tanrı’nın nesneleşerek bilinemeyeceğini ve ilmin konusu olmadığını önceden söylemiştik!

Agnostizmi en iyi ifade eden, belki de ilk çağ sofist filozaflarından Pythagoras’tır. Şöyle der: “Tanrılar var mı yok mu bilmiyorum. Bilebilmem için ömrüm çok kısa ve bu da çok karışık bir konudur. Bununla çok uğraşmayayım en iyisi, bilsem de anlatamam!” (17)

Agnost’un Sözlük Anlamı

“Gnost”; Yunancada bilmek, tanımak, marifet anlamlarına gelir. Yunan edebiyatında bir kelimenin başına “A” harfi geldiğinde onu olumsuz kılıyor! Dolaysıyla “Agnostik”; bilinemezci anlamını ifade ediyor.

Agnostikler ile ateistlerin farkı şudur: Ateistler Tanrı’ya ve ona inananlara saldırır! O’nun yok olduğunu iddia ederler. Agnostiklere göre ise Tanrı ne bilinebilir ve ne de bilinemez olduğu için, onlarda saldırı diye bir şey yoktur!

Şayet “Tanrı bilinemez” sözünden kastettikleri şey “Tanrı’nın zatı” ise, bu doğru bir sözdür. Fakat o sözden kasıtları “Tanrı’nın varlığı hakkında bir şey söylenemez ve bilinip bilinmediği hakkında bir şey denilemez” sözüdürse, o ayrı bir şeydir!

Agnostikler genelde dinler karşısında saygılı olurlar. Ateistler Tanrı’nın olmadığına dair kesin inançlı olduklarından dolayı ona saldırırken, Agnostikler Tanrı’nın ne varlığına ve ne de yokluğuna bir kanaat getirmedikleri ve bir fikir bildirmedikleri için saldırgan değillerdir! Diğer bir ifadeyle; ateistler var olan Tanrı’nın varlığını inkâr ederler.

“Tanrı yoktur” cümlesinin anahtar terimi şudur: Yani var olan Tanrı’nın yok var sayılması ve farz edilmesi! Bundan dolayı da bunlara “Tanrı tanımazlar” da denilmektedir! Yani Tanrı vardır ama, onu tanımazlar!

Agnostikler Tanrı’nın Bilinmeyeceği Fikrine Nasıl Ulaşırlar?

Agnostiklerin Tanrı’nın bilinemeyeceği fikrine ulaşmalarındaki çıkış noktaları, bilimsel bilgidir. Gerçekten de şayet bizler bilimsel bilgiyi çıkış noktası olarak kabul eder isek, Tanrı’ya ulaşamayız! Fakat bilimsel bilgi, bilgi türlerinden yalnızca biridir. Bilginin başka türleri de vardır ve bizler de o türleri yoluyla Tanrı’nın varlığına ulaşıyoruz!

Rasyonel bilgi bize, fizikten metafiziğe (maddeden manaya) atlamak için önemli bir imkân sağlıyor. Çünkü Tanrı’nın varlığının delilleri, yarattığı evren içinde içkindir! Tanrı’nın varlığının evrende göstergeleri/ ayetleri vardır. Kur’an-ı Kerim, özellikle buna çok sık vurgu yapar ve “kelime-i Şahadet” de zaten budur! Kuran bu konuyu defaatle anlatır ve sonunda da” İşte bunlar Allah’ın ayetleridir” der!

“Ayet” kelimesi genelde bizim Türkçemizde yanlış tercüme edilmektedir. Kimi meâlciler “ayeti”, “mucize” olarak çevirmiştir. Buradan bakılırsa Kuran, mucizelerle dolu bir kitap haline gelir! Oysaki “ayet” kelimesinin anlamlarından yalnızca birisi mucizedir. Ayetin temel anlamı “işaret”, “gösterge” demektir. Örneğin “Dillerinizin ve renklerinizin farklı olması Allah’ın ayetlerindendir.” (18) diyor. Dillerin ve renklerin farklı olması niçin mucize olsun ki? Bunlar birer göstergedirler! Yani Tanrı, bütün insanlar eşsiz olsun ve birbirlerine benzemesin diye onları o şekilde çeşitli yaratıyordur! İşte burada Tanrı’nın varlığına ve yaratıcılığına dair bir gösterge vardır.

Bu, tabii ki aynı zamanda bir mucize olarak da algılanır, fakat mucize, bizim bildiğimiz literatürde, elçiliğini ispat etmek için Peygamber eliyle gerçekleştirilen olağan üstü olaylardır! Evet bir çiçeğin ve bir denizin olması da mucizedir, merhum Aliya İzzet Bekoviç’ in de dediği gibi “hayatın kendisi mucizedir”!

Kısacası tabiattaki her zerre birer mucizedir. (19)

O zaman diyebiliriz ki “agnostisizm”, entelektüel bir cehalettir! Yani kâinatta bu kadar gösterge ve bu kadar bilim türleri mevcutken, “ben Tanrı hakkında bir şey bilinemeyeceğini düşünüyorum” demek, büyük bir entelektüel cehaletin ta kendisidir!

Agnostiklerin Bu Düşüncelerinin Arkasındaki Sosyolojik Nedenler

Gerek agnostiklerin ve gerek ateistlerin Allah hakkındaki bu yanlış yönelişlerinin temellerinde bir takım sosyolojik nedenlerin bulunduğunu da göz ardı etmemek lazım! Onların söylemek istemedikleri, fakat söylemlerindeki gizli düşüncelerinin altında yatan şey şudur: Onlara göre dini kabullenmek, insana birtakım yükümlülükler yüklemektedir ve bunun da insanların ellerinden özgürlüklerini alacağını veya kısıtlayacağını zannetmekteler! Evet, bu doğrudur ama, birçok konularda da din, insanı özgürleştiriyordur!

Aslında ateist, agnostist ya da deistlerin bu yönelimlerindeki temel şeylerden biri, dinin insanı özgürlüğünden alıkoyacağını veya kendilerini kısıtlayacağını düşünmüş olmalarıdır! Oysaki bu, bir devlet gibi algılanan ve bu şekilde de topluma sunulan bir Tanrı tahayyülünden kaynaklanmaktadır!

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar