Halbuki tam tersi, Allah inancı aslında insanı özgürleştiriyordur! Yani bir insan Allah’a inandığı zaman daha da cesaret kazanmakta, aktif hale gelmekte ve ahlaklı olmaktadır. İyiliği yaşamak ve kötülüğü engellemek veya kötülüklere ve kötülere karşı mücadele etmek insana yüklenmiş bir şeydir!
Görüldüğü üzere etrafımız hep duyarsız insanlarla doludur. Ama inanan insan her zaman aktif bir mücadele içerisinde olmakta ve çevresine asla duyarsız kalmamaktadır! Fakat agnostik biri bunları ciddiye almıyordur. Bu türden insanlar, aslında kendine “agnostiklik” ile bir sorumsuzluk çerçevesi oluşturmuştur!
Batı Dünyasında Agnostiklerin Karşı Karşıya Kaldıkları Problemler
Batı dünyasına agnostiklerin karşı karşıya kaldıkları birtakım problemleri şöyle sıralamak mümkündür.
Sosyal baskı!
Batıda, bilim camiasında” ben inançlıyım” ve “ben Tanrı’ya inanıyorum” demek büyük cesaret gerektiriyor. Onlar inanç konusunda kendini izhar edemiyorlar! Örneğin bir bilim adamı: “Ben bir bilim adamı olarak Tanrı’ya nasıl inanabilirim”! diye düşünebiliyor. Adeta onlar için Tanrı’ya inanmak, akılsızlık anlamına geliyordur! Kısacası orada böyle bir sosyal baskının bulunduğunu söyleyebiliriz!
Bilim insanlarının kendilerini inançsızlık üzerinden diğerlerinden ayırt etme çabası!
Yani entelektüellerde ayrıcalık talebi mevcuttur. Onlara göre inanan insanlar, sıradan insanlardır! Entelektüellerde; “Ben inanmam, ben bilirim! Ben inanmaya değil, bilmeye dayanırım” gibi ayrıcalık talepleri vardır!
Bununla ilgili Kuran-ı Kerim’de bazı ayrıcalık peşinde olan kimi müşriklerin söylemiş oldukları şu söz geçer: “Düşük akıllıların iman ettikleri gibi mi iman edelim?” (20)
Aslında akademik, düşünen ve bilen bir insan, özgürleşmiş bir insandır. Nitekim Kuran’da:” Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (21) diye buyurulmuştur. Yani bilinçli insanın cesur olması gerekir.
Diyebiliriz ki akademiya, akademi dünyasında olan insanları hayli baskılıyordur! Fikirlerini beyan etme konusunda onları oldukça kısıtlıyordur. Bu da bilim açısından ciddi bir sorun olsa gerek!
Bazı ülkelerde ideolojik angajmanlar (bağlantı) çok önemli rol oynamaktadır. O angajmanlara sahip değilseniz baskı altına alınıyorsunuz. Örneğin doçent olabilmek için sizi, falan kesimin dergisinde, filan kişiyle ilgili makale yayınlamaya icbar ediyorlar. Kimi ülkelerde de ödül almak ve önemli yerlere gelmek istiyorsanız, inançlı olduğunuz taktirde buralardan dışlanıyorsunuz! Çünkü akademiya dünyasına gerçekten materyalist ve de fazlasıyla bilimci ve pozitivist bir zihniyet hakimdir! Genel olarak da akademik atmosferi onlar belirlemekteler. Onların yarattığı bir hegemonya vardır. Onun için üniversitelerin çok da özgür bir dünya olduğunu söylemek mümkün gözükmüyor! Bu da akademiyanın kendi formasyonuna aykırı bir şeydir!
Kısacası Batı dünyası, sekülerleşmesi dolaysıyla önce kiliseden, sonra dinden ve daha sonra da Tanrı’dan kendini bağımsızlaştırma yoluna girmiş ve böyle bir hedef gütmüştür. Fakat onların bıraktığı boşluğa insanı, bilimi, devleti ve diğer kurumları koydular! Dolaysıyla da yeni Tanrılar ürettiler. Bundan dolayı da modern düşüncede çok ciddi bir paganizm vücuda geldi! Aşkın bir Tanrı’ya değil de içkin bir Tanrı’ya, inanç veya bir takım kişi ve kurumları Tanrılaştırmaya eğilim oluştu! Fakat bunu onlar görmüyor, göremiyorlardır ve körleşmiş bir durum içerisindeler! Bu da büyük ölçüde Yahudilik ve Hristiyanlık teolojisinden kaynaklanıyor.
Yahudi inancında en temel kavram “seçilmiş halk” tır. Yani Tanrı’nın seçtiği halk! Ve bu seçilmiş halk (İsrail), Tanrıyla beraber yürüyen, Tanrıyla birlikte olan bir halktır, zaman zaman da Tanrıyla tutuşup savaşır. Öyle bir noktaya gelir ki, Tanrı’nın yerine geçmek ister!
Tora’daki inançlarına göre aslında Tanrı onları öğretmen olarak seçmiştir! Kendi mesajını bunların üzerinden iletmek istemiştir. Onları seçtiğini kabul etsek bile, fakat onlar bu görevleri yerine getirmiyorlar, şeriatı ihlal ediyorlar, kendileri kitaba müdahalede bulunuyorlar ve hatta Tevrat’ta anlatıldığına göre Hz. Yakup (as) (diğer bir adıyla İsrail), Tanrıyla güreşiyor!
Genellikle kavmî inançlarda bir kolektif iradesi mevcuttur! Yani Yahudilerde, tek tek bir Yahudi değil, bütün bir Yahudi kavmi olarak kendini Tanrı ile çatışan ve gerektiğinde de kendini Tanrı yerine koyan bir ilahiyat (inanç) vardır! Dolaysıyla, insanın buradan Tanrılaşması çok kolaydır! Hatta Yunan felsefesinin, Yunan Tanrılar inancının temelinin de bu Yahudilikten kaynaklandığı iddia edilir. Nasıl İsrail kavim olarak Tanrı ile çatışma halinde ise, Yunanlılar da Tanrılar ile çatışma halindedirler. İddia edilir ki, bunu Yunanlılar Yahudilikten aldılar! Prometheus’un inancı böyledir! (22)