Ehl-i Beyt İmamları’nın altıncısı olan İmam Sâdık’ın (a.s.) tefsirinin genel anlamı şöyledir, bazen evlatlara özellikle de gençlere duyulan şiddetli sevgi, onların her türlü arzu ve isteklerinin yerine getirilmesine ve önlerine hiçbir engel konulmamasına neden olmaktadır. Ama oldukça açıktır ki, onların her arzuladığı doğru ve yerinde şeyler değildir ve yanlış istekleri de olabilir. Dolayısıyla tüm isteklerin karşılanması onları küfür ve batıla götürebilir.
İyiliği Emredip, Kötülükten Menetmek Kültürünün Özellikle Aile İçerisinde Yaygınlaştırılması
Görüldüğü gibi İslâm öğretilerinin gençlere karşı saygılı olma konusunda edindiği ilkenin yanı sıra onların hiçbir zaman başıboş bırakmamasını ve sınırsız özgürlüklerini tasvip etmemektedir. İslâm kaynaklarında göze çarpan önemli noktalardan birisi, toplumun belli bir kesimini oluşturan ergen ve gençlerin iyiliği emredip, kötülükten sakındırma ilkesi doğrultusunda yönlendirilmeleridir. Gençlerin hata ve yanlışlara düşmesi ile iyiliği emredip, kötülükten sakındırma arasında derin bir bağ vardır. Yani, toplumun kültür anlayışında bu kişilerin yanlış ve hatalı davranışları karşısında, doğruya yönlendirme ve kötülükten sakındırma adında iki önemli faktör yoksa bunun neticesi, gençlerin yıkımı ve isyana sürüklenmeleri olacaktır. İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) bir rivayetinde ceddi olan Allah’ın Resulü’nün (s.a.a.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Kadınlarınız ahlâksız ve gençleriniz yoldan çıktığı zaman sizin hâliniz nice olur? Siz hâlâ iyiliği emretmeyip, kötülükten sakındırmıyor musunuz?”
Yüce Allah Kur’ân’da, anne ve babaları açık bir dille çocuklarını ahiret hayatını yok eden kötülük ve çirkinlikten vazgeçirmek ve korumakla görevlendirilmiştir.
“Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.”
Günahlardan arınmış Masum Önderler (a.s.), bu tür çirkinliklerden uzak durmayı, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma ilkesi olarak yorumlamışlardır. İmam Cafer-i Sâdık bir hadiste şöyle buyurur:
“Bu ayet indiğinde Müslümanlardan birisi yere çökerek ağlamaya başladı ve şöyle diyordu: Henüz kendimi günahtan korumayı becerememişken, ailemi günahlardan korumaya görevlendirildim! O sırada peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: Senin için onları, kendi yaptıklarına emretmek ve kendinden uzak tuttuklarından sakındırman yeterlidir.”
Bu yüzden İslâm dini, hiçbir zaman ebeveynlerin evlatlarının yanlışları karşısında susmalarını onaylamamıştır. Toplumsal hayatta her Müslüman’ın görevi, diğerlerini yanlış davranışlardan uzak tutup, uyarmaktır. Hatta rivayetlere göre bu konu İslâm’dan önce de öğretilen ve tüm tevhidi dinlerde mevcut olan bir ilkedir. İmam Cafer-i Sâdık’dan (a.s.) nakledilen bir rivayete göre; Ben-i İsrail’de yaşlı bir adam, hep Allah’a ibadetle meşguldür. Bir gün ibadeti esnasında iki genci ellerinde horozla görür. Gençler horozun tüylerini yoluyor ve (o hayvana eziyet ediyorlardı), ihtiyar bu sahne karşısında ibadetine devam edip, gençleri bu yanlış davranışları karşısında uyarmadı. Allah Teâlâ da yere hükmetti ve yer onu içine aldı ve sonsuza değin ihtiyar orada gömülü kaldı.
İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) gençlerin çirkinlik ve hatalar karşısında uyarmak konusu ile ilgili bir diğer rivayeti de şöyledir;
“Yaşadığı toplum tarafından yaptığı hata ve çirkinlik yüzünden uyarılmayan gence karşı Allah’ın vereceği ilk ceza, o toplumun rızkını azaltmaktır.”
Din Önderleri’nin (Masum İmamlar’ın) daha önce de değinildiği gibi pratik hayata aktarmamız için buyurduğu nasihatlerden birisi, gençlere karşı saygının korunması ve bunun yanında yanlış davranışları karşısında da tepki gösterilmesidir. İbrahim b. Mahzem şöyle der:
““Bir gün İmam Sâdık’ın (a.s.) yanından ayrılıp, eve doğru gidiyordum. O esnada annem de benimle birlikteydi ve annemle aramızda sözlü bir tartışma başladı. Ben onunla sert bir dille konuştum. Ertesi gün sabah namazından sonra Hazret’in (a.s.) yanına gittim ve her şeyden önce bana: ”Ey Eba Mahzem! Neden geçen akşam annene çıkıştın? Onun karnının senin için bir mesken, eteğinin bir sığınak ve sinesinin de seni doyurmak için süt dolu kaplar olduğunu bilmiyor musun?” diye sordu ve ben de, biliyorum dedim. O hâlde bir daha onunla sert konuşma dedi”.”