Gençlik çağındaki güzellik algı ve arayışına dikkat etmek de, bizi bir diğer mantıklı ve meşru ihtiyacın karşılanmasına yönlendirecektir. Eğer bu hususa doğru şekilde yaklaşılmazsa ebeveyn (anne ve baba) ve büyüklerin çatışmasına ve istenmeyen şüphelerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Açıktır ki böyle bir ortamdan da, iyi ve doğru davranışların doğması beklenemez. Elbette gençlerin giyim ve kuşam tarzı, imajları vs. büyüklerin zevk ve beğenileri ile farklıdır. Büyüklerin gençler üzerine baskı kurarak kendi istek ve beğenilerini onlara kabul ettirmeye çalışmaları, kişilerin kişiliklerini yok saymakta ve onların kişiliklerine karşı açık bir saldırı anlamı gelmektedir. Örneğin büyükler, ergen ve gençlerin saç modellerini genel itibarı ile beğenmezler. Onlara göre en doğrusu kısa, hatta tamamen saçın kesilmesidir. Fakat bu onların isteğidir, gencin değil. Kişinin ihtiyaç ve isteğine saygı duymak gerekmektedir. İmam Cafer-i Sâdık bu konuda şöyle buyurur:
“Genç için saçı tamamen kesmek; işkence, yaşlı için ise kişiliğin ve büyüklüğün göstergesidir.”
İmam Sâdık’ın (a.s.) saç kesimi hakkındaki bu güzel sözü, bizim gençlerin isteklerine saygı duymamız gerektiğini göstermektedir. Ama elbette gençlerin isteklerine saygı duymak millî, ahlâkî ve toplumsal kuralları hiçe saymak anlamına da gelmez. Aslında gençlere şunu öğretmek gerekir, bazı giyim tarzları ve saç modelleri, yabancılara özgüdür ve bunların kabulü birçok çirkin davranışın kabulüne yol açacaktır. Emîru’l-Mü’minîn Hz. Ali’nin (a.s.) buyurduğu gibi;
“Çok az kişi vardır ki, kendini başka bir gruplara benzetip, onlardan olmasın.”
Dolayısıyla sosyal ve kültürel kavramları üretenlerin görevi, doğru politikalar ve çözüm yolları üreterek gençlerin ihtiyaçlarının karşılanması ve onları İslâmî ve toplumsal değerlere uymayan model ve akımlardan uzak tutmalıdır. Bu konuda bazı gençlerin Batılı modellere özenmelerinin sebebi, din adına sanki İslâmîymiş gibi ergen ve gencin isteklerine karşı yapılan davranışların olduğunu önemle vurgulamak gerekiyor. Dolayısıyla İslâm toplumuna ve gençlerin ihtiyaçlarına uygun giyim ve güzellik ürünlerinin tasarlanıp, üretilmesi ve gençler arasında yaygınlaştırılması, gençlerin Batılı modellere özentilerine engel olacaktır. Daha önce de değindiğimiz gibi Hz. Ali (a.s.), güzel olan elbiseyi genç kölesi Kanber’e, sade ve sıradan olanını da kendine almış, bunun nedenini sorduğunda ise, “Sen gençsin ve senin gençlik ihtiyaçların var” diye buyurmuştur.
Az ve Öz Sınırlama ile Kontrol ve Hidayet Etmek
Gençleri kontrol edip, yönlendirmek ve onları sapmalardan koruyup kollamak da toplum hayatının içerisinde gerçekleşmeli ve hayatın gerçeklerinden kopuk şekilde olmamalıdır. Gerçi bu konu, yalnızca gençlerin hâl ve davranışlarının düzeltilip, kontrol altına alınması için geçerli bir ilke değil, belki de herkesi ilgilendiren İslâm’ın genel bir öğretisidir. İslâm âlimleri bunu İslâmî metinlerden “Takva” adı altında bizlere sunmuşlardır. İslâm dininin asıl isteği olan ve bir kaide olarak üzerinde durulan konu, kişinin toplum içerisindeyken kendini günah ve tasvip edilmeyen işlerden korumasıdır. İzole edilmiş bir hayat yaşayıp, tahrik unsurlarından uzak kalarak bu tür günahlardan beri kalmak elbette mümkündür, fakat bu yöntemin etkisi kısa sürelidir. Tekrar tahrik edici unsurlar ile karşılaşınca ya da belli bir zaman geçtikten sonra, tekrar içgüdüler harekete geçer ve yine aynı sahneler yaşanmaya başlar.
İslâm öğretilerinden birisi olan “Hicret” konusu da hiçbir zaman tek başına yapılan ve yalnız bir hayat anlamına gelen bir eylem olmamıştır. Hicret, yoldan çıkmış, ahlâkî değerlerini yitirmiş ve kişiyi günaha sürükleyecek birçok faktörü içeren toplumlardan ayrılıp, insanın kemale ulaşmasını sağlayabilecek, gelişmesine ön ayak olabilecek yeni bir ortama girmek anlamındadır. Elbette yine de ayrılmak ve izole etmek son çare olduğunda hayatta tatbik edilebilir, ama bu yalnızca özel ve nadir durumlarda kullanılmalıdır. Öyleyse, gençlerin gelişim ve terbiyelerinde çokça engel ve sınırlamalar kullanılmamalıdır. Belki az ve öz sınırlamalardan istifade edilmelidir. Çünkü sınırlama, gençlik gibi kendine has, özel bir evrede istenilenin tam aksine, bir tahrik unsuru olup karşımıza çıkabilir. Allah’ın Resulü (s.a.a.) şöyle buyururdu:
“İnsanoğlu engellendiği şeye karşı daha hevesli olur.”
Din Önderleri’nin (Masum İmamlar’ın) davranış ve buyrukları incelendiğinde onların da, kontrol ve yönlendirmenin toplum içerisinde olmasını istedikleri görülmektedir. Zaten kendileri de bunu hayatları içerisinde tatbik etmişlerdir. Bir rivayete göre Fazıl b. Abbas, Arefe gününde Allah’ın Resulü’nün (s.a.a.) yanında dururken, etrafta olan kadınlara bakıyordu. Peygamber Efendimiz birkaç kez eli ile onun başını çevirdi; fakat o, yine bu işe devam etti. Fahr-i Kâinat şöyle buyurdu:
“Ey kardeşimin oğlu! Bugün öyle bir gündür ki; herkes gözüne, kulağına ve diline hâkim olursa günahları bağışlanır.”
Kendini Kontrol Etmek ve İç Denetime Özendirmek