Failî illetler (edimsel nedenler) açısından konu şöyle açıklanır: Sebep ve sonucun cinsi itibariyle, her yönden vahit olan ve hiç kesret (çokluk) yönü olmayan birinci illetle, kesret (çokluk) olan âlemin arasında, bir birlik yönünün olması gerekir. Bu birlik yönü de sadece nefis âleminde mümkündür. Zatında madde âleminden ve maddenin ürünü olan, kemal ve fiilî makamda ise tecerrüt âleminden olan iki yönlü bir nefis, yani herhangi bir nefis değil, kesretleri (çokluğu) etkisi altına alacak kâmil bir nefistir ve o da Peygamber’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in temiz ve güzel nefisleridir.
Eğer Peygamber (s.a.a) olmasaydı, âlemin birlik yönü olmayacak ve o zamanda da kesretler (çokluklar) olmayacaktı.
Merhum Seyyid Haydar Âmulî, Camiu’l-Esrar kitabında şöyle yazıyor: Allah’ın gözü, kâmil insandır ve “Levlake…” hadis-i kutsisinde buyurduğu gibi Yüce Allah, onun bakışıyla âleme bakar. Yani kâmil insan, kemal makamında vasıl makamına erişir ve âlemi sebepler yoluyla idare eden Allah, kâmil insan yoluyla âlemi idare eder.
Merhum Seyyid Haydar Âmulî, başka bir yerde ise şöyle demektedir: Sebep-sonuç ilişkisi kaidesi türünden ve açık olan felsefî bir kaide (birden sadece bir ortaya çıkar veya bir sadece birden ortaya çıkar), bizimle Allah arasında yaratılışta, feyiz verilmesinde, tekâmülde, hacetlerin karşılanmasında vb… bir aracının olması gerektiğini bize anlatmaktadır. Felsefe’de zikredilen aracılara “Mukaddes Akıllar” tabiri kullanılır. Meşşa grubu, onların 10 tane olduğunu söylemekte ve İşrak grubu ise zikredilen sayıyı delilsiz saymakta ve akılların çok olduğuna, hatta sonsuz olduğuna inanmaktadırlar.
Burada Camie-i Kebire ziyaretinin şu cümlelerinin anlamı açıklık kazanmaktadır: “Allah sizinle başlatır ve sizinle sona erdirir; sizinle yağmuru yağdırır, sizinle gökyüzünün, onun izni hariç, yeryüzüne inmesini engeller; sizinle kalplerden gam ve sıkıntıyı giderir. Peygamberlere inen ilimler ve meleklerin getirdikleri sizin yanınızdadır.
Sözümüzü İmam Humeynî’nin bir açıklamasıyla noktalayalım:
İnsanın yaratılış gayesi, kutsi hadislerde geldiği gibi (Ey âdemoğlu! Her şeyi senin için ve seni de kendim için yarattım) mutlak gayb âlemidir. Kur’ân-ı Kerim’de Musa bin İmran’a (ala nebiyyina ve alih ve aleyhisselam) şöyle hitap ediliyor:
“Ben seni kendim için seçtim.”
Ve başka bir yerde de:
“Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.”
Yani insan, Allah ve onun mukaddes zatı için yaratılmıştır ve O’nun mahlûkatı içerisinde seçilmiştir. Tekâmülünün hedefi, Allah’ın katına ulaşması, O’nun zatında fani olmak ve onda fani kalmaktır. Onun dönüşü, Kur’ân-ı Kerim’de de buyrulduğu gibi:
“Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.”
Allah’a doğru, Allah’tan, Allah’ta ve Allah ile birliktedir. Diğer varlıklar da insan sayesinde Allah’a yönelirler; aslında onların dönüş yeri insanadır. Velayet makamının bir kısmını açıklayan Camie-i Kebire ziyaretinde de bu konuyla ilgili şöyle geçmektedir: “Ve mahlûkatın dönüşü sizedir; onların hesabı size aittir.” Ve yine: “Allah, sizinle başlatır ve sizinle sona erdirir.”
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.”
Camie-i Kebire Ziyaretnamesinde şöyle buyrulmaktadır:
“Ve mahlûkatın dönüşü sizedir; onların hesabı size aittir.”
Bu tevhit sırlarından bir sırdır ve kâmil insana müracaat etmenin Allah’a müracaat etmek olduğuna dair bir işarettir. Çünkü kâmil insan Allah’ta mutlak bir şekilde fani olmuştur; kendisinde enaniyet (benlik) yoktur. Kur’ân ve hadislerde işaret edildiği gibi, onun bizzat kendisi güzel isimlerdendir ve ism-i azamdandır.
Hz. Mehdi’nin Diğer Kurtarıcılardan Farkı
İnsanlık hayatının son döneminin vaat edilen kurtarıcısını tanıtmak, eskilerden beri çeşitli din ve mekteplerin ehemmiyet ve önem verdiği bir konudur. Ancak, dinlerin sayısı bir taraftan ve soruya söz konusu olan konunun dairesinin geniş oluşu diğer bir taraftan, bu konuyla ilgili olan her açının incelenmesini imkânsız kılmaktadır. Sayısızca tahrifat ve ilahî dinlerin (İslâm dışında) kitaplarının ilk nüshalarına ulaşmanın imkânsız oluşu da bu dinlerin görüşleri hakkında kesin ve yakinî olarak açıklama yapamamamıza neden olmaktadır.
Burada kısaca, dinlerin mevcut kitap ve kaynaklarına dayanarak; İslâm dini, Yahudilik, Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve Budizm’in, kurtarıcı hakkındaki görüşleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Bütün konuyu şu başlıklar altında toplayabiliriz:
a) Dinlerin ortak görüşleri:
1- Zuhurun müjdesi.
2- Kurtarıcının üstün ve seçkin şahsiyeti.
3- Global hükümet.
4- Barış ve adaletin sağlanması ve zulmün ortadan kaldırılması.
5- Salihlerin ve mazlumların yeryüzünün varisleri olması.
b) Dinlerin farklı görüşleri:
1- Vaat edilen kurtarıcının kimliği ve lakapları.
2- Vaat edilen kurtarıcının manevî konumu ve derecesi.
a) Dinlerin Ortak Görüşleri:
1- Zuhurun Müjdesi