Osman'ın halifeliği sırasında pek çok nedenle, ama özellikle Muaviye'nin Osman'la akrabalık ilişkisi sebebiyle Ümeyyeoğullarının şecere-i mel'unesinin dalları dinî hakimiyetin ana kısımlarını ele geçirmeye ve tüm güç merkezlerinde kök salmaya başladı. Böylece bu dönemde, Peygamber (s) tarafından sürgün edilmiş Mervan ve babası bile Osman sayesinde geri döndü ve kilit makamların sahibi oldu. İlk iki halife onların geri dönmesi için Osman'ın şefaatini kabul etmemişti. İmam Hasan (a) bu konuda da Muaviye'nin taraftarlarına (Muaviye'nin meclisinde) şöyle demişti: Allah'a yemin olsun, bilmiyor musunuz, Ebu Süfyan insanların Osman'a biatından sonra onun evine gitti ve dedi ki: “Kardeşimin oğlu, Burada Ümeyyeoğullarından başka kimse var mı?” Osman cevap verdi: “Hayır.” Bunun üzerine dedi ki: “Ey Beni Ümeyye gençleri, hilafete sahip olun ve onun asli makamlarının tamamını ele geçirin. Canım elinde olana yeminle, ne cennet var ne de cehennem.” Ey insanlar, hatırlamıyor musunuz, insanlar Osman'a biat ettikten sonra Ebu Süfyan kardeşim Hüseyin'in (a) elini tuttu ve Ğırkad Baki mezarlığına götürdü. Orada yüksek sesle bağırdı: “Ey kabristan halkı, bizimle hükümet ve hilafet yüzünden savaştınız. Bugün sizin bedeniniz toprak altında çürümüş halde. Hükümet işi ise bizim elimizde.” Hüseyin (a) ona hitaben şöyle dedi: “Ey Ebu Süfyan, Ömrün bitmiş haldeyken bile mi? Suratın çirkin olsun!” Sonra elini çekti ve Medine'ye doğru yola çıktı. Eğer Lukman b. Beşir olmasaydı Ebu Süfyan neredeyse Hüseyin'i (a) öldürecekti. Ey Muaviye, işte senin ve babanın utanç verici hayat hikayen bu... Ömer seni Şam valisi yaptı. Ama sen ihanet ettin. Onun ardından Osman, Hakem'e makam verdi. Sen yine de onu ölümün ağzına attın. Bu ikisinden daha beter olan şu ki, kendini cesaretlendirdin ve Allah'ın karşısına dikilme cüretkârlığına kalkıştın ve Ali b. Ebi Talib'e (a) muhalefet ettin... Cahil insanları kışkırttın, onları savaş alanına sürükledin ve hileyle kanlarını toprağa döktün. Bu, senin ahirete imansızlığının ve ilahî azaptan korkmamanın acı meyveleridir.
Kısacası Ümeyyeoğulları hizbi Osman'ın idareciliğinin daha başlarında şaşırtıcı biçimde hükümetin iki sütununa (servet ve makam) yakınlaşmayı ve onları ele geçirmeyi başarmış, hakimiyetin üçüncü sütununa, yani dine erişmenin fırsatını kollamaya başlamıştı.
O an da Osman'ın katledilmesiyle birlikte geldi. Muaviye, şehit halifenin kanını iddia ederek kısa sürede halkın dinî duygularını saptırabildi ve dinin ordusunu dine karşı (kendine göre ise Alevilere karşı) harekete geçirebildi. Diğer bir ifadeyle, Osman'ın hayatı Ümeyyeoğulları için hassas makamları elde etmenin vesilesi olduğu gibi, ölümü de onlar tarafından sonuna kadar kullanıldı ve onları iktidara bir basamak daha yaklaştırdı. Bu konuda Şebes b. Rebiî'nin Muaviye'ye mektubu dikkat çekicidir: “İnsanları saptırabilmen, onların görüş ve eğilimlerini cezbedebilmen ve ahaliyi buyruğun altına alabilmen için önderinizin haksız ve mazlum yere öldürüldüğünü, sizinse onun kanını istemek üzere ayaklandığınızı söylemenden başka araç yok elinde. Netice itibariyle de cahil ve ayak takımı insanlar etrafında toplandı... Bu noktaya ulaşabilmen için kalbin zaten onun öldürülmesini istiyordu.”
İmam Ali (a), Muaviye tarafından Osman'dan iki açıdan da yararlanıldığını ona yazdığı mektubunda çok veciz biçimde ifade etmişti: “آنک انما نصرت عثمان حینما کان النصر لک وخذلته حینما کان النصر له”, “Osman'ı desteklemek senin yararınayken ona yardıma koştun. Ama onun yararına olacağı sırada onu çaresizliğe terkettin.”