Alevî hak hakimiyet ile bâtıl Emevî hakimiyet arasındaki çatışma işte bu dönemden itibaren başladı ve Emirülmüninin hükümetinin tamamını ve İmam Hasan (a) hükümetinin kısa dönemini meşgul etti. Nihayetinde Hicrî 41 yılında dahilî ve haricî çok sayıda nedenle bu çatışma Emevî cereyanı lehine son buldu ve İmam Hasan (a) barış yapmak zorunda kaldı. Dolayısıyla Ümeyyeoğullarının hakimiyeti elde etmek için Hicrî 8-41 yılları arasında (33 yıl) sarfettiği gayretin bu dönemde nihai aşamasına ulaşıp meyvesini verdiğine dikkat edilmelidir. Böylesine kök salmış bir cereyanla yüzyüze gelmiş olan İmam Hasan (a) mecburen barışı kabul etmek zorunda kaldı. Bizzat İmam, Muaviye ile yaptığı barışın bazı sebeplerine defalarca temas etti. Şeyh Tusî, muteber senetle İmam Zeynulabidin'den (a) nakleder: İmam Hasan (a) Muaviye ile barış yapmak üzere yola koyuldu ve onunla biraraya geldi. Muaviye minbere çıktı ve dedi ki: “Ey ahali, Ali b. Ebi Talib'in ve Fatıma-i Zehra'nın (a) oğlu Hasan beni hilafetin sahibi kabul etti. Kendisini ise buna ehil görmedi. Şimdi de kendi isteğiyle ve şevkle bana biat etmeye geldi. Ayağa kalk ey Hasan.” Sonra Hazret ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ey cemaat, konuşuyorum, dinleyin. Kulağınızı ve kalbinizi bana verin. Konuşmamı kaydedin... Senelerce ayakta dursam ve Allah'ın bize mahsus kıldığı fazilet ve kerametleri saymaya kalksam yine de bitiremem. Ben beşir, nezir ve sirac-ı münir Peygamber'in evladıyım. Hak Teala onu âlemlere rahmet olarak gönderdi. Babam Ali (a) de müminlerin velisi ve Harun'un benzeridir. Sahr'ın oğlu Muaviye, onu hilafete ehil gördüğümü ve kendime yakıştırmadığımı iddia ediyor. Yalan söylüyor. Allah'a yemin olsun ki, ben Allah'ın kitabına ve sünnete göre hilafete insanların ne layık olanıyım. Fakat biz Ehl-i Beyt (a), Hazret-i Risalet (s) dünydan ayrıldığı günden bugüne kadar hep mazlum ve ezilen taraf olduk. Öyleyse bize zulmettiklerine, hakkımızı gaspettiklerine, boynumuza bindiklerine ve insanları bize musallat ettiklerine ilişkin Allah bizimle onlar arasında hükmünü versin. Allah'ın kitabında kararlaştırılmış hums ve ganimetten hakkımızı men ettiler. Men eden kişi, annemiz Fatıma'dan babasının mirasını men etti... Ümmet bizi terketti, yardımcı olmadılar ve sana biat ettiler. Ey Harb'ın oğlu, eğer beni aldatmayacak ihlaslı taraftarlar bulabilseydim asla sana biat etmezdim. Tıpkı Hak Teala'nın, kavmi zaafa uğrattığı ve düşmanlık ettiğinde Harun'u mazur görmesi gibi. Aynı şekilde ben ve babam, ümmet bizden el çektiği, bizden başkasına tâbi olduğu ve yardım görmediğimizde Allah nezdinde mazuruz. Bu ümmetin hali geçmiş ümmetlerin aynısıdır...” Muaviye şöyle dedi: “Allah'a yemin olsun ki, yeryüzü bana kararana dek Hasan minberden inmedi. Ona zarar vermek istedim, fakat öfkeyi yutkunmanın selamete daha yakın olduğunu anladım.”
İmam bu sarsıcı hutbede çok hassas noktalara değinmiştir. Hâkim durumun otopsisini yaparak onun geçmiş dönemdeki ipuçlarını ortaya koymuştur. Bu da dinî hakimiyetin asli mecrasından çıkmasından başka bir şey değildir. Sonraki tüm sapkınlıkların ve Ehl-i Beyt'in (a) yaşadığı mazlumiyetin sebebi olan kırılma anıdır burası. Buna ilaveten, İmam, insanların onunla birlikte yürümemesi, hilekârlıkla meşgul olması, ihlaslı taraftarların bulunmaması, insanlar tarafından konumunun zaafa uğratılması, İmam'a düşmanlık edilmesi gibi etkenlere de değinmiş ve sonunda bu şartlarda barışın caiz olduğunu hatırlatmıştır.
Kısacası Emevîler için hakimiyete ulaşma dönemi gelip çatmıştı ve Muaviye, İmam Mücteba'yı (a) Şam'a çağırıp ondan biat alarak bu zaferi resmî olarak ilan etti. Fudayl Gulam Muhammed b. Raşid, İmam Sadık'ın (a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Muaviye, İmam Hasan'a (a) mektup yazdı. Onu, Hüseyin'i (a) ve Ali'nin (a) taraftarlarını Şam'a çağırdı. Aralarında Kays b. Sa'd b. Ubade Ensarî'nin de bulunduğu hepsi Şam'a geldi. Muaviye girmeleri için izin verdi ve şöyle dedi: “Ey Hasan, ayağa kalk ve biat et.” O ayağa kalktı ve öyle yaptı. Sonra dedi ki: “Ey Hüseyin, ayağa kalk ve biat et.” O da ayağa kalktı ve öyle yaptı. Sonra dedi ki: “Ey Kays, sen de ayağa kalk ve öyle yap.” O da kalktı ve ne talimat vereceğini görmek için İmam Hüseyin'e (a) döndü. Hüseyin (a) şöyle dedi: “Ey Kays, o (İmam Hasan) benin imamımdır.”
Barıştan sonraki durum
Barış anlaşmasını imzaladıktan birkaç gün sonra İmam Hasan (a) Kufe halkıyla vedalaştı ve Medine'nin yolunu tuttu. Muaviye de tam manasıyla Müslümanların kaderine hâkim oldu ve dört dörtlük Emevî hükümetini tesis etti. Ama hükümetinin din karşıtı mahiyeti doğal olarak İmam'la barışın aynı halde kalmasına izin vermiyordu. Diğer bir ifadeyle, her ne kadar görünüşte barış vuku bulmuşsa da hakikatte bu iki akımın zıt mahiyeti gerçek bir barışa izin vermiyordu. Şiîlerin canını korumayı sağlayan zâhirî çelişkiler giderilmesine rağmen gerçek çelişkiler aynı şekilde yerinde duruyordu. Hak ve bâtıl cephesi asla uzlaşıp barışamazdı.