Şehit Mutahharî, Ümeyyeoğullarının İslam'dan ayrılması ve onların cephesinin dinin hakikî cephesiyle mesafesinin açılması konusunda şöyle yazar: “Başlarında Ebu Süfyan'ın yeraldığı Emevîlerin İslam'la ve Kur'an'la şiddetli mücadelesinin iki sebebi vardı: Biri, üç nesildir birikerek devam eden etnik rekabet idi. İkincisi de İslamî yasaların Kureyş reislerinin, özellikle de Emevîlerin, İslam'ın gelmesiyle altüst olan toplumsal düzenine aykırı olmasıydı. Bunlar bir yana, onların mizacı ve tıyneti menfaatperestlik ve maddiyatçılıktı. Bu tür psikolojik mizaçlarda ilahî ve rabbanî öğretilerin etkisi yoktur. Bunun, onların kurnaz veya şuursuz olmalarıyla da bir ilgisi yoktur. İlahî öğretilere teslim olan kimsenin vücudunda şeref, kişiliğin yücelmesi ve büyük şahsiyet olmanın ışığı yansır. Bu, tek başına büyüklüğün aslı esasıdır. Ebu Süfyan ile Abbas'ın hikayesi ve “لقد صار ملـک ابـن اخیـک عظیما” denmesi, “باالله غلبتک یا اباسفیان” kıssası, aynı şekilde “تلقفونهـا تلقـف الکـره” kıssası, hepsi de Ebu Süfyan'ın bâtınî körlüğünün delilidir.
Bu yoruma göre kesintisiz biçimde devam eden iç çelişkilerin yansımasına Muaviye'nin İmam'ı katletmek için tertiplediği çok sayıda komplolar şeklinde tanık olmaktayız (mümkün her vesileden istifade ederek). Buna mukabil İmam'ı da (sadece meşru araçlarla) Muaviye'nin hükümetini zayıflatmaya çalışırken görüyoruz. Elbette ki Muaviye defalarca hak ve bâtıl cephesinin hakikî çelişkilerini örtbas etmeye çalışmıştı. En azından genel görünüm itibariyle kendisinin İmam'la olan münakaşasını sonuçta bir hizip, kabile ve taife meselesi olarak göstermenin peşindeydi. Buna mukabil İmam, tam bir dirayetle böyle bir tasvirin zihinlere yerleşmesine izin vermedi. Muaviye hak cephesini zâhirî barışın gölgesi altında yutmak istiyordu. İmam ise zâhirî barış sayesinde tasavvurundaki azami faydaları kendisinin ve Şiîlerinin nasibi yapmaya uğraşıyordu. Bu nedenle tam tersine, derunî çelişkileri her fırsatta ortaya seriyordu. Bu konudaki tarihsel örneklere bakalım:
Muaviye, Mervan'a mektup yazdı ve ondan İmam Ali'nin (a) amcasının oğlu Abdullah b. Ca'fer'in kızına oğlu Yezid için talip olmasını istedi. Şöyle dedi: “Mehri ne olursa olsun kabul ediyorum. Ne kadar borcu varsa ödeyeceğim. Çünkü bu birleşme Ümeyyeoğulları ile Haşimoğulları arasında barışı sağlayacak.”
Mervan mektubu alır almaz Abdullah b. Ca'fer'e gitti ve kızına talip olduklarını söyledi. O cevaben dedi ki: “Bu konularda tercih Hasan'ındır (a). Ondan iste.” Mervan çaresiz İmam'ın yanına gitti ve Abdullah'ın kızını ondan istedi. İmam ona şöyle dedi: “İstediğin herkesi davet et ve toplansınlar.” İki taifenin büyükleri toplandığında Mervan ayağa kalktı, hutbeden ve Allah'a hamdettikten sonra şöyle dedi: “Emirülmüminin Muaviye, bana, Abdullah b. Ca'fer'in kızı Zeyneb'e Yezid için talip olma talimatı verdi. Buna göre babası ne kadar isterse o kadar mehir tayin edilecek. Babasının ne kadar borcu varsa ödenecek. Çünkü bu birleşme Ümeyyeoğulları ve Haşimoğulları taifeleri arasında barış sağlayacak. Muaviye'nin oğlu Yezid'in emsali yoktur. Canıma yemin olsun ki, sizin Yezid'le ilgili hasret ve iftiharınız, onun sizinle ilgili hasret ve iftiharınızdan daha fazladır. Onun çehresinin bereketiyle bulutlardan yağmur talep edilir.” Bu konuşmanın ardından İmam Hasan (a) ayağa kalktı ve şöyle dedi: “.اما ما ذکرت من حکم ابیها فـی الصـداق فانـا لـم نکـن لندعب عن سنه رسول الله فی اهله و بناته ... و اما الصلح الحیین فانـا عادینـا لله و فی الله فلا نصالحکم للدنیا”
“1. Mehir konusunda Peygamber'in (s) sünnetini (840 dirhem) aşmayız.
2. Borçlar konusunda, kadınlar ne zamandan beri babalarının borçlarını ödüyor?
3. İki taife arasında barış konusunda, bizim sizinle düşmanlığımız Allah için ve Allah yolundadır. Dolayısıyla sizin dünyanızla barış yapmayacağız.
4. Yezid'in varlığıyla iftihar etmemiz konusunda, eğer hilafet makamı nübüvvet makamından üstünse Yezid'le iftihar ederiz. Nübüvvet makamı üstünse o bizimle iftihar etmeli.
5. Yezid'in çehresinin bereketiyle yağmur talebi konusunda, sadece Muhammed ve Âl-i Muhammed'le yağmur talep edilir. Bizim görüşümüz, Abdullah'ın kızını, amcasının oğlu Kasım b. Muhammed b. Ca'fer ile evlendirmek yönündedir.”
Bu arada, ailevî bir mesele gibi görünen bu olayda her iki grubun büyükleri arasında İmam onlara düşmanlıklarının temelini hatırlattı ve başta tartışmanın zeminini hizip ve kabile iddialarına indirgemeyi amaçlayan, sonra da kendisini barış çağrıcısı olarak göstermek isteyen Muaviye'nin planını boşa çıkardı. İşte bu kilit nokta, görünüşte barış yapılmış olmasına rağmen çelişkilerin aynı şekilde devam etmesine ve İmam Hüseyin (a) zamanında de zirveye ulaşarak savaş ateşinin tutuşmasına sebep oldu. Tartışmanın gizli katmanları bir kez daha kendini gösterdi ve hak ile bâtılın asla uzlaşamayacağını kanıtladı. İmam Hasan'ın (a) yaptığı barış, azınlıktaki Şia'nın bekası için sadece taktik bir hareketti.