İmamları Tanıma, Guluv ve Taksir Meselesi
Dr. Cafer Yusufî
İmamet, Kur’an’ın en fazla önem verdiği konulardan olup Kur'anî beyana göre Rabbimizin insanları terbiye edip geliştirmek için devreye koyduğu en yüce yöntemlerindendir. Allah her zaman kullarını hidayet etmek ve onları kendisine yönlendirmek için birtakım insanlar seçer. Seçtiği bu insanları halis kılar, şeytanların tuzaklarını onlardan savar, kendi katından onlara ilim öğretir, onlara vahyeder, meleklerden onlara elçiler gönderir, akıllarının derinliğinde onlara fısıldar ve onların elleriyle birtakım mucizeler ortaya çıkarır. Bunlardan bazıları peygamberler, bazıları vasiler ve imamlardır. Bazıları da Allah’ın hüccetleri ve evliya kullarıdır. Onlar bu makama birtakım zor imtihanlar ve bu imtihanları başarıyla tamamlamalarının ardından gelirler. Allah onları bu imtihanların tümünde kalplerini takva ile imtihan edip kurtardıktan sonra bu dereceye ulaşırlar.
Tüm bunlar Kur’an ve hadislerde açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla biz yakinen şunu söylüyoruz: İmamet, yönetim ve hükümet değildir. Aksine velayet ve ilahi bir ahittir. Onun için imam, sırat-ı müstakimdir; onu tanımaksa doğru yolu tanımaktır. Ona dair cehl/bilgisizlik ise –her ne kadar görünüşte din olsa da aslında – cahiliyettir. Bu yüzden imaların yetenekleri ve özellikleri ile bilgi ve kapasitelerinin alanı hakkında araştırma yapmak ve bilgi edinmek gerekir. Çünkü onları tanıma hakkında birçokları sapkınlığa düşmüştür; bazıları işi guluv boyutuna taşımış ve sadece Yüce Allah’a isnat edilmesi gereken işleri onlara isnat etmiş, bazıları ise taksire düşerek onları sıradan yöneticiler, hâkimler ve âlimlerin seviyesine indirmiştir.
Bunların tamamı ise Kur’an ayetleri ile Peygamber (s.a.a) ve imamlardan (a.s) gelen hadisler üzerinde düşünmemekten kaynaklanmıştır. Dolayısıyla bu iki kaynak üzerinde düşünmek ve Allah’a yakarışla vasat yolu bulmak mümkündür. Bu bağlamda Kur’an ve sünnetten istifade edilen gerçeği şu şekilde sunabiliriz:
Biz Ehlibeyt ekolü takipçileri ile Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaat ismiyle meşhur olan Hilafet ekolü arasındaki en önemli ihtilaf konusu hiç kuşkusuz imamet meselesi; onun tanımı, şartları ve mısdakları hakkındadır. Diğer konulardaki ihtilaflarımız ise genellikle fer-i ve içtihadi farklılıklar olup Ehlisünnet'in dört mezhebi arasında ve Ehlibeyt ekolü takipçilerinden olan müçtehitler arasında da mevcuttur. Bu yüzden imamet meselesi ve onunla ilgili konulara yoğunlaşmak daha yerinde ve uygun bir yaklaşımdır.
Daha önce Kur’an-ı Kerim’de imametin kıstaslarına dair bahsederken imamın iki temel özelliğe sahip olması gerektiğini ifade etmiştik. Bunlardan biri Allah katından bahşedilmiş olan ve içeriğinde en ufak bir hatanın bulunmadığı ledünni ilimdir. Rabbimiz onların sahip olduğu bu ilmi şu sözü ile muteber saymıştır:
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
“Allah, onların nitelendirmelerinden münezzehtir. Allah’ın ihlaslı kulları müstesnadır. (Onlar Allah’ı niteleyebilirler).”
Ayete göre Allah’ın ihlaslı kullarının ilmi en müşkül ve en üstün ilimlerde dahi hüccet kabul edildiğine göre daha alt seviyedeki konularda hayli hayli delil olarak kabul edilebilir.Yüce Allah evliya kullarına ilişkin bu hakikate Hızır’ı tanımlarken şu şekilde işaret etmiştir:
فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا
“(Orada) kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.”
Ayete baktığımızda üç hasletten söz edildiğini görüyoruz: Kulluk, Allah katından rahmet ve ledünni ilim. İsmet (masumiyet) ise muhles (ihlasa erdirilmiş) kulların özelliğidir. Nitekim şeytan onları saptıramayacağını açıkça şu şekilde ilan etmiştir:
لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ
“Onların tümünü yoldan çıkaracağım; sadece içlerinden muhles/ihlaslı kulların müstesna.”
Yüce Allah da bu ihlaslı kullar hakkında şöyle buyurmuştur:
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ
“Kullarıma karşı (ey şeytan) senin bir egemenliğin yoktur.”
İlahi seçim onların ihlasından kaynaklanmaktadır. Nitekim Yüce Allah, buna ilişkin şöyle buyurmuştur:
إِنَّا أَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ وَإِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ
“Biz onları katışıksız bir özellikle, o yurdu anma özelliği ile arındırdık. Kuşkusuz onlar, bizim katımızda seçkin ve iyi kimselerdendirler.”
Bu konuya Meryem’le ilgili kelamında da şöyle işaret etmiştir:
يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ
“Ey Meryem! Allah seni seçti, arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından seçkin/üstün kıldı.”