Bu sadece Meryem’e has bir durum değildir. Aksine Yüce Allah’ın bazı kullarını diğerler insanları hidayet edebilmeleri için seçtiği hususundaki sünnetinin anlatımıdır. Ehlisünnet'in ismeti inkâr konusundaki ısrarı ise Allah’ın kitabında geçen kelamını anlamadaki yetersizliği, donukluğu ve din hususundaki taassuplarından kaynaklanmaktadır. Onlar şu gerçekten gaflet ediyorlar: Eğer günahtan arınmak imkânsız olursa bu, günahın insanın zati özelliklerinden olması anlamına gelir. İnsanın zati olan bir yönü konusunda neyh edilmesi çirkin ve kötüdür; Allah ise kötü bir işle iştigal etmekten münezzehtir. Eğer günah işlemek insan için zati bir özellik değil dersek – ki gerçek olan da budur – şu halde neden “peygamberler ve imamlar – günah işleme imkânına sahip oldukları halde – masumdurlar ve Allah’ın kendilerine verdiği emirlere asla âsi olmazlar” dediğimizde buna şaşırıyorlar. Oysaki imkân ihtiyar sahibi olmanın şartıdır. Eğer onların günah işlemesi muhaldir denilirse bu durumda ihtiyar inkâr edilmiş olur ki bu da batıldır. Eğer “günah, insandan ayrılamayan onun zati bir özelliğidir” denilirse o zaman insanı kendisinden ayrışmayan zati bir özelliğinden nehy etmek çirkin olur; çirkin bir işin Allah’a isnat edilmesi ise muhaldir. Şu halde tek bir seçenek kalıyor. O da şudur: Günah, insana bulaşması mümkün olan arızi özelliklerdendir; insandan sadır olabileceği gibi, insan ondan tamamen uzak da kalabilir. Nitekim tüm arızi özellikler böyledir. Dolayısıyla birisi derin bilgi sahibi olması, nefsi ile cihadı, ihlası ve Rabbinin onu arındırması neticesinde günahtan tamamen masum olabilir. Bu, aynı zamanda – daha önce ifade edilen – insanları hidayet etmek üzere seçilen kişide bulunması gerekli iki temel özellikten ikincisidir.
Burada evliya hakkında başka hususlardan da söz edilebilir. Ezcümle; bazı gaybî konuları bilmeleri, insanların kalbinden geçen gizli duygularını bilmeleri, bazı olağanüstü işlere kâdir olmaları, dualarının müstecab olması, ism-i azamı bilmeleri, tayyü’l-arz ve’s-sema (bir anda birkaç yerde olabilme), hastalara şifa vermeleri, ölüleri diriltmeleri, ölümünü istedikleri kimseyi öldürmeleri vb. keramet veya mucize diye adlandırılan işler… Acaba Allah’ın evliya kulları gerçekten bu tür işleri yapabilir mi yapamaz mı?
Muhaliflerimiz bu konuda çoğu zaman bize muhalefette ısrar etmekle birlikte içlerinde evliyadan bazı kerametlerin görülebileceği konusunu ikrar edenler de vardır. Nitekim Ebu Hanife’nin Fıkh-ı Ekber kitabında ve diğer Ehlisünnet kaynaklarında bunu görmek mümkündür. Ancak onlardaki meşhur görüş, bizim bu alanda imamlarımız hakkında söylediklerimizi guluv olarak değerlendirmiştir. Aynı şekilde onlardan bazıları bizim imamların ismeti hakkındaki görüşümüzü guluv olarak nitelemiştir. Onlardan bazıları gibi bizden bazıları da – Şeyh Saduk ve Ahmed b. Muhamed b. İsa Eş’ari Kummi gibi – saydığımız işlerden birçoğunu guluvla itham edilmekten kaçınmak için inkâr yoluna gitmişlerdir. Şeyh Saduk ve Ahmed b. Muhammed, imam veya peygamberin hata yapmadığına veya gaybı bildiğine inanan kimseyi guluv etmek ve aşırıya gitmekle itham etmişlerdir. Aynı şekilde Ahmed b. Muhammed b. Halid, Muhammed b. Sinan diğerlerine de aynı isnatta bulunarak onların düşüncelerini şiddetle inkâr etmişlerdir. Dolayısıyla burada neyin hak, neyin batıl olduğunu ortaya koymak için şu hususları incelemek gerekir:
1. Guluv ve taksirden nehy eden bazı hadislerin incelenmesi.
2. Guluv sözcüğünün lügat ve ıstılah/terminolojik manası, tanımı, sınırları ve mısdaklarının belirlenmesi.
3. Peygamber (s.a.a) ve imamlardan (a.s) guluvvu inkâr eden bazı hadislerin incelenmesi.
4. Taksirin nefyi ve reddedilmesi, evliya ve imamlar hakkında Yüce Allah’ın izni doğrultusunda vasat yol ve gerçek bakış açısının belirlenmesi.
1. Guluv ve Taksirden Nehyeden Hadisler
1. Hadis:
قال رسول الله : لا ترفعونی فوق حقی فان الله تعالی اتخذنی عبداً قبل ان یتخذنی نبیًّا
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Beni hakkımın üstüne yükseltmeyin; zira Yüce Allah beni peygamber olarak seçmeden önce kul olarak kabul etmiştir."
2. Hadis:
روی عن الرسول انّه قال: صنفان لا تنالهما شفاعتی سلطان غشوم عسوف و غال فی الدین مارق منه غیر تائب ولا نازع
Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "İki gruba benim şefaatim ulaşmaz; zalim ve acımasız hükümdar, dinde guluv ederek ondan çıkan ve bundan tövbe edip vazgeçmeyen."