İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Guluv eden bize rücu eder ve biz onu kabul etmeyiz. Mukassir/ihmalkâr bize koşulduğunda ise onu kabul ederiz. Bunun üzerine İmam'a sordular: Nasıl böyle bir şey olabilir ey Resulullah’ın evladı?
İmam buyurdu:Çünkü guluv eden kimse namazı, zekâtı, orucu ve haccı bırakmayı alışkanlık edinmiş olduğu için alışkanlığını terk etmeye ve Allah’a itaate geri dönmeye güç yetiremez; mukassir/ihmalkâr ise marifete erince amel eder ve itaatte bulunur."
İmam Rıza’dan (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Teşbih ve cebre inanan kâfirdir, müşriktir ve biz ondan dünya ve ahirette beriyiz. Ey Halid’in oğlu! Teşbih ve cebr hakkındaki hadisleri Allah’ın azametini küçülten gulat, bizim adımıza uydurmuşlardır. Onları seven bize buğz etmiştir, onlara buğz eden bizi sevmiştir. Onlara dost olan bize düşman olmuştur ve onlara düşman olan bize dost olmuştur. Onlarla bağ kuran bizden bağını koparmıştır ve onlardan bağını koparan bizimle bağ kurmuştur. Onlara cefa eden bize iyilik etmiştir ve onlara iyilik eden bize cefa etmiştir. Onlara saygı gösteren bizi küçümsemiştir ve onları küçümseyen bize saygı göstermiştir. Onları kabul eden bizi reddetmiştir ve onları reddeden bizi kabul etmiştir. Onlara iyilik eden bize kötülük etmiştir ve onlara kötülük eden bize iyilik etmiştir. Onları tasdik eden bizi tekzip etmiştir ve onları tekzip eden bizi tasdik etmiştir. Onlara veren (bağışta bulunan) bizi mahrum bırakmıştır ve onları mahrum bırakan bize vermiştir (bağışta bulunmuştur). Ey Halid’in oğlu! Her kim bizim Şiamızdan ise asla onlardan birini dost ve yardımcı edinmesin."
İmam Rıza’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir: "Kim tenasuha (reenkarnasyona) inanırsa kâfirdir. Sonra şöyle buyurdu: Allah gulata lanet etsin; onlar ne Yahudi oldular, ne Mecusi oldular, ne Nasara olsular, ne Kaderiye oldular, ne Mürcie oldular, ne Haruriye oldular. Daha sonra şöyle buyurdu: Onlarla oturmayın, onlarla arkadaşlık etmeyin ve onlardan uzaklaşın, Allah onlardan uzaktır."
İmam'ın “onlar ne Yahudi oldular, ne Mecusi…” sözünün manası şudur: Onlar bu fırkalardan daha kötüdürler. Allah dünya ve ahirette bizi bunlardan korusun.
Rivayet olunan hadislerden şu hususlar anlaşılmaktadır: Ehlibeyt'in tümü veya bazısı hakkında guluv eden bir grup insan vardır. Onlar Ehlibeyt'in tümü veya bazıları hakkında birtakım sözler söyledikleri için guluv etmiş sayılmaktadır. Ehlibeyt bu tür insanlardan şiddetle beraat etmiş, onları şiddetle reddetmiş, onları lanetlemiş; Yahudilerden, Nasaradan, Mecusilerden ve müşriklerden daha kötü saymıştır. İnsanları onlardan sakındırmış, onlarla arkadaşlık ve irtibat kurmayı yasaklamıştır. Onlar aynen Nasibiler (Ehlibeyt düşmanları) gibi bütün mahlukatın en kötüsüdürler.
Bu rivayetler tevatür haddine ulaşmış ve hatta tevatür haddini bile aşmıştır. Dolayısıyla bu rivayetlere itimat etme noktasında senetleri üzerinde bahsetmeye ve tartışmaya hiç gerek yoktur. Zira tevatür tek başına ilim sağlamaktadır. İlim ve yakinin hücciyeti ise zatidir, taabbudi (sebebi bilinmediği halde teslim olunması gereken konu) değil.
Ancak burada guluvvun tanımını yapıp sınırlarını belirlemek, onun kıstas ve şartları ile aşina olmak gerekmektedir. Böylece hiç kimse birbirini guluv veya taksirle itham edemez. Zira herkes Ehlibeyt'i sevdiğini iddia ediyor. Bu meyanda gulatın Ehlibeyt'i sevdiklerini iddia ettiklerini gördüğümüz gibi mukassirlerin de Ehlibeyt'i sevdiklerini, ancak onlar hakkında keramet ve mucizelere inanan kimseleri guluvla itham ettiklerini görmekteyiz. Dolayısıyla bu bölümde ayetler ve rivayetlere dayanarak guluvvun lügat ve ıstılah manasını sunacağız.
2. Lügat ve Istılahta Guluv
Guluv lügatta herhangi bir işte haddi aşmaktır. Nitekim lügat ve kamus kitaplarında açıkça buna tasrihte bulunmuşlardır. “Ğela yeğlu/غلا یغلو”, “nesere yensuru/نصر ینصر” vezninde olup “زاد/arttı ve ارتفع/yükseldi” manasına gelir. “Ğela fi emrihi” “haddi geçti” manasına gelir. Bitkinin boy atıp yükselerek birbirine sarınmasını ifade ederken “ğela’n-nebtu” ifadesi kullanılır. Okun yükselerek gidip alanı geçmesini anlatırken “ğela’s-sehmu” denir. Oku elinde yükselterek onu gidebileceği en uzak noktaya göndermek istediğinde “ğela bi’s-sehmi” ifadesi kullanılır. Birinin bir konuda veya dinde sertleşip kabalaştığı, haddi aşarak ifrata düştüğü ifade edilirken “ğela fülanun fi’l-emr ve’d-din” denilir. Kelamda guluv, mübalağa etmek ve haddi geçmek manasına gelir. Tefaül babından “teğali” de sülasiyi mücerredde olduğu gibi ifrat ve mübalağa anlamına gelir. Bir şeyin fiyatı eğer haddinin üzerinde olduğu bu sözcükle ifade edilir. İf’al babından “iğla” şeklinde geldiğinde de mücerred haliyle ifade ettiği manayı yansıtır. Sıcaklık hususunda kullanıldığında kaynama ve fokurdama manası verir. Su ısınıp kaynama derecesine vardığında “galeyana geldi” denilir.