8- Guluv

04 December 2025 46 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 12

Guluv lügat manasından anlaşıldığı gibi bir işte, inançta, değerde, anlatımda, övgüde veya yergide haddi aşmak demektir. Belirli ve ideal sınırı olan bir şeyde aşırıya gitmek ve haddin ötesine geçmektir. Dolayısıyla ancak haddi muayyen ve sınırları belli olan bir şeyde guluv olup olmadığı idrak edilebilir. Zira haddi muayyen bir şeyde haddin aşılması gulüv sayıldığı gibi hadde ulaşılmama durumu ise taksir ve tefrit addedilir. Şu halde birinin inandığı şeyin veya muamelesinin ya da ahlaki değerinin haddini bilmeden onu gulüv edici olarak nitelemek caiz değildir. Çünkü gulüv haddi aşmak demektir ve biz bir şeyin haddini bilmeden onun aşılıp aşılmadığına hükmedemeyiz. Bir malın rayiç değerini bilmeden onun pahalı olup olmadığına hükmedilemez. Mesela satıcı , "ben falan şeyi yüz liraya satıyorum" dediğinde onun pahalı olduğuna hükmedebilmemiz için rayiç fiyatının elli lira olduğunu bilmemiz gerekir. Yoksa rayiç fiyatı yüz lira ise “pahalıdır” demek yanlış olur. Hatta eğer rayiç fiyatı yüz elli lira ise satıcı onu ucuza satmaktadır ve bu da “pahalı” anlamında kullanılan “ğali” sözcüğünün zıddıdır.

Buradan da anlaşıldığı gibi birini evliya hakkındaki inancından dolayı gulüvle itham etmeden önce muhakkak evliyanın akıl ve şeriat temelinde değeri ve makamının haddini açıklayıp tanımlamamız gerekmektedir. Ayrıca açık ayetler ve mütevatir hadisler veya sahih olup muarızı bulunmayan ahad hadislerden bu konuda istifade etmemiz gerekir. Önemli olan evliyanın konumu, makamı ve değerinin haddini/sınırını belirlemektir. Böylece imamlara isnat edilen kerametler, makamlar, işler ve özellikler onlar için muayyen olan hududa tatbik edilir.

Şimdi evliyanın hududunun belirlenmesine dair Kur’ânî bir konuyu açıklamaya çalışacağız, öyleki bu sınırın aşılması haline gulüv ve aşağısına ise taksir diyebilelim. Biz yanımızdaki en sağlam delillere istinaden ve Allah’ın yardımıyla hadde bağlı kalıp hakka inanma kararlılığındayız.

Istılahta Gulüv ve Kur’an’daki Ölçüsü

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

"Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler, gerçekten kâfir oldular. Hâlbuki Mesih, "Ey İsrailoğulları!" demişti, "Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır, onun barınağı ateştir ve zalimler için hiçbir yardımcı da yoktur."

مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

"Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdi; ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğru bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, nasıl ayetleri onlara açıklıyoruz; sonra bak, nasıl (haktan) uzaklaştırılıyorlar."

قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

"De ki: Allah dışında size bir yarar sağlamaya ve bir zarar dokundurmaya malik olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz?! Hâlbuki Allah işitendir ve bilendir."

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ

"De ki: "Ey kitap ehli! Haksız yere dininizde aşırı gitmeyin. Önceden sapmış olan, birçoklarını da saptıran ve doğru yol‌dan çıkmış olan bir topluluğun isteklerine uymayın."

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ

"Emre karşı geldikleri ve hakkı çiğnedikleri için İsrailoğulları'ndan küfre sapanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir."

Ayetlerden istifade edildiğine göre İsrailoğullarından birçoğunun küfre düşmesinin sebebi, Meryem oğlu Mesih’in Allah olduğuna inanmalarıdır. Bu inanç, kıyamet günü onlara cennetin haram ve barınaklarının cehennem ateşi olmasına yol açmıştır. Onlar bu batıl inançları yüzünden zalim olmuşlardır. İleride yardıma ihtiyaç duyacakları günde de onlara yardım edecek kimse bulunmayacaktır.

Daha sonra zikredilen ayette; Mesih’in de diğer peygamberler gibi bir elçi olduğu, annesinin Sıddıka Meryem olduğu, her ikisinin de yemek yediği, yemek yemenin muhtaçlığa delil olduğu, muhtaçlığın ise ilahlık ve rablikle uyuşmadığı, aksine ilahlığın mutlak zenginlik, bağımsızlık ve bir şeye ihtiyaç duymamayı gerektirdiği; oysaki Mesih ve annesinin kulluğun gereksinimi olan ihtiyaçla kuşatılmış oldukları ve bu yüzden de başkaları için birer rab olmadıkları ve insanlar için ilah olamayacakları ifade edilmiştir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar