8- İslami Psikolojinin Faraziyeleri

04 December 2025 31 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 8

Her üç görüşte de İslam’ın fıtrat kavramını açıklama gayreti vardır. Her üçü de fıtratı, insan doğası ile eşdeğerde görülmüştür. Yani fıtratı insanın varoluşunu, temel öğelerini -bütün alanlar ve yönleriyle- ve esas yapısını yansıtan bir ayna olarak görmektedirler. Oysa İslamî kaynaklarda bu kavramın kullanıldığı alanlara bakıldığında fıtratın ''insanın doğası kavramı'' kadar geniş bir anlamda kullanılmadığı ortaya çıkmaktadır. Fıtrat, insan denen varlığın belirli bir yönünü yansıtmaktadır. Yani insanın üzerinde yaratıldığı marifet ve rububiyet yönlerini göstermektedir. ''Rabbiniz değil miyim ahdi'' insanın kendisini perdesiz ve vasıtasız tanıdığı (kendisine tanıklık ettiği) antlaşmadır. Bu antlaşma, insanın benliğindeki rububiyet marifetine işaret etmektedir. Haniflik de söz konusu marifetle iç içe geçmiş bir şekilde, insanın rububiyet eğilimini yansıtmaktadır. Fıtrata ilişkin bu kavramadan dolayı, Kur'an'da fıtrattan her defa söz edildiğinde mihveri şirk veya tevhid olmuştur.

Kur'an'daki fıtrat kavramı insandaki marifet ve rububiyet eğilimi anlamına gelirken, onu insanın doğası ile eşdeğer yorumlamak bizi Kur'an'ın kavramsal yaklaşımlarında yanılgıya düşürecektir. Fakat fıtratı, insan doğası ile eşdeğer yorumlamaktan sakındığımız takdirde de onu artık İslamî psikolojinin konusu sayamayız. Fıtrat, insanoğlunun varlığının temel unsurlarından biridir. Oysa psikoloji, insanı anlaşılabilir bir varlığa dönüştürme çabasındadır. Bunun gereği ise, insanların birbirleriyle olan alış-verişleri ve çevreyle olan iletişimlerinin göz önünde bulundurmakla mümkündür. Bundan dolayı fıtratın, İslamî psikolojinin konusunun tamamını değil, bir kısmını oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Amel; İslamî Psikolojinin Konusu

Bu bölümde İslamî psikolojinin konusu hakkındaki önerimizi açıklamaya çalışacağız. Daha önce açıklandığı üzere, bir bilim dalı olarak İslamî psikolojiyi tesis ederken ilgili varsayımların İslamî düşünceden çıkarımları için gereken çabanın gösterilmesi ve bu faraziyelerden ilham alarak İslamî psikolojinin çerçevesini belirlemeliyiz. Bu çalışmayı yaparken en önemli ilham kaynağı, İslam'ın insan bilimi/antropolojisidir. İslamî kaynaklarda insana ilişkin yer alan tanımlamalar doğrultusunda bir psikoloji bilimi tesis edilmelidir.

İnsana dair genel ve özet bir tanımlama yapmak istersek, İslamî kaynaklarda yer alan en önemli özellikleri ve niteliklerinden yola çıkarak onun en belirgin niteliğinin amel olduğunu belirtmek gerekir. İslamî kaynaklarda insan başlığı altında şu konulardan söz edilmiştir:

Bedenine ruh üflenmiştir, çeşitli yönlerle donatılmış nefse sahiptir, onun benliğine marifet ve rububiyet yerleştirilmiştir, hak ve batılı, hayır ve şerri birbirinden ayırt edebilecek, ilim ve amel arasındaki ilişkiyi ölçebilecek akılla donatılmıştır, amelini sahip olduğu ilimle belli bir tertip ve düzene sokabilecek niteliğe sahiptir, eşya ve sahip oldukları onu kendisine bağımlı kılabilecek niteliğe (nefsani arzuya) sahiptir, sahip olduğu irade ile deruni arzularını hizaya sokabilir, iradesiyle kimi arzularını tutsak ve kimi arzularını da tatmin edebilir, kimliği birlikte yaşadığı ümmet veya topluma bağlıdır, anne-babasının örf ve âdeti, toplumsal gelenekler etkin bir şekilde onun üzerinde etkilidir vb.

Görüldüğü gibi arzular, eğilimler, dinamikler, etkili unsurlar, yeniden tanımlamalar, kontroller gibi geniş bir alan karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, insanın sureti; adı geçen bütün etkenlerin farklı birer renk olarak yer aldığı kocaman bir tabloyu anımsatmaktadır. Bu renklere yakından bakıp temerküz etmeden tablodaki genel manzarayı gözümüzde canlandırmak istersek karşımıza kaynağının ''amel'' olduğu bütün çekişme ve kargaşaların yaşandığı bir alan çıkacaktır.

Amel kavramının İslamî antropolojideki önemi; her insanın bireysel ontolojisi, amellerinin toplamından oluşur. Bundan dolayı, her birey, amellerinin toplamıdır dersek abartmış olmayız. Hatta her birey, işlediği amellerin kendisidir. Çünkü Kur'an Nuh (a.s)'ın oğlundan söz ederken salih olmayan ''amel'' işleyen bir birey olarak değil, onu bizatihi salih olmayan ''amel'' olarak tanımlamaktadır. Tıpkı ''onlar için makamlar vardır'' anlayışı yerine, makam sahibi insanlarda olduğu gibi amellerinin bir sonucu olan makamları ile anmak gibi. Bu anlamda, şu ayete dikkat etmek gerekir: ''İnsan için ancak çalıştığı vardır.'' Başka bir ifadeyle, insan kendi çabası ve gayretinden başka bir şey değildir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar