Hikmet-i Mütealiye Perspektifinden İnsan

04 December 2025 36 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 9

Bu ayette Allah, ruhu kendisiyle ilişkilendirmiş, toprak ve tabiatla irtibatlandırdığı cismi ise çamura ait saymıştır. “İnsanı çamurdan ve soyut ruhtan yarattım” dememiştir. Bilakis “İnsanı çamurdan yarattım, sonra ona ruhumdan üfledim” buyurmuştur. İnsanın ruhu, en yüce muallim olan Allah’la irtibatlı olduğuna göre yücelikten hissesi var demektir. İlahî ruh, yüceliğin ruhu anlamına gelir. Buna ilaveten “İnsanı iki elimle yarattım” buyurulmaktadır. Her şeyden münezzeh Allah, şeytanı “Neden melekler gibi Âdem karşısında secdeye gitmedin?” diyerek sorguya çektiğinde onun yüksek makamını şöyle övüyordu:

“Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” [19]

Bu ifadenin gereği, şeytan ve onun gibilerinin iki elle yaratılmamış olduğudur.

“İki elle yaratma, ya tazimde bulunma ve büyük görmekten kinayedir ya da Hakk’ın, her ikisi de aynı asla rücu eden celal ve cemal sıfatlarını göstermektedir. Eğer Allah, insanı celal ve cemal elleriyle yarattıysa insan Allah’ın celal ve cemalinin tecellisi olacaktır. Ayrıca Allah’ın tek eliyle ve ilahî vasıfların bir kısmıyla yarattığı varlıklardan kesinlikle daha üstün ve ayrıcalıklıdır.”[20]

İnsanın Yoğunlaşan Hareketi

Merhum Sadru’l-Müteellihin’in ilkelerine göre, kemalin bir mertebesinde yer alan bir varlık, önceki aşamaların kemâlâtını da beraberinde taşımaktadır. Bir varlık için hareket-i cevherînin gölgesinde oluşan kemâlât, çıkarılıp giyilecek bir şey olarak görülmez. Aksine giydikten sonra giyilecek bir şey olarak açıklanır. Bu ifadenin anlamı şudur ki, önceki kemal giysisi yeni bir giysiyi giymek üzere varlığın üzerinden çıkarılmaz. Bilakis önceki kemal giysisi varlığın bedenindeyken kemalin yeni giysisini de üzerine giyer. Bu yüzden hareket-i cevherî doğrultusunda hiçbir kemal ortadan kalkmaz. Kemale ermiş varlık önceki kemâlâtı da taşımaktadır. Bundan dolayı bir varlığın nefis olma aşamasında kemâlât cismanî mertebeye de sahiptir. Hatta nefis tam soyutlamaya ulaştıktan, soyut akla dönüştükten ve faal akla bağlandıktan sonra sınırlamaları kaybetmesiyle birlikte kemâlâtı da kaybetmez. Bitkisel ve hayvansal olmak üzere cismanî varlığın tüm kemâlâtını taşır.

 

 

Nefsin Cevher Biçimi

Filozoflar arasında yalnızca Sadru’l-Müteellihin, nefsani melekelerin her birinin insanın suretinin üstünde bir biçimi olduğunu düşünmektedir. Yani bir insan sureti vardır ve bir de insan suretinin üstünde bir cevher sureti yer alır. Bu diğer biçim, ahlakî meleke suretidir. Sadru’l-Müteellihin’in görüşünün özelliği, “Meleke ve hal ayrımı geçicidir. Çünkü her ikisi de nefsanî niteliktir ve onlardan nefsanî nitelik kategorilerinde arazlar başlığı altında bahsedilir” diyen başkalarının aksine, nefsanî ve ahlakî melekelerin cevher suretler şekline büründüğünü söylemesidir.[21]

İnsanın Önündeki Kavşak

Nefis, ortaya çıkışın başlangıcında cismanî bir şeydir. Nefsin katettiği mesafe onun içindedir, dışında değil. Bir hareket edenin yer ve zamandaki seyri gibi değildir. Nefsin macerasında sâlik, sülukun kendisidir. Nefsin derunundaki yollar dört tanedir ve insan bir kavşakta durmaktadır. İnsan âkil ve mükellef olduğunda ve ayırdetme ehliyeti kazandığında bu dört yoldan birini seçmekte serbesttir:

  1. Hayvanlık
  2. Vahşilik
  3. Hile ve şeytanlık
  4. Melek huyluluk

Bu dört yol, onun dört kuvvesinin ürünüdür. Gerçi insanda üç kuvveden fazlası yoktur. Bir kuvve ılımlılığı cezbeder (şehvet). Bir kuvve kötüyü ve nefreti defeder (gazap). Bir kuvve idrak eder. Nihayet, anlayan veya cezbetme ve defetme ile uyum içindeki kuvvt, tabiat ve yer tarafına meyillidir. Tuzak ve hileye alışıktır. Yahut bütün bunlarla hakkı tanıma ve bâtılı terk etme ve hakkı kabul etmeye alışıktır. Vehim ve akıl meselesi burada birbirinden ayrılmaktadır. İnsanda, içinde olan ve dışarıda rastladığı şey üç kuvvetten fazla değildir. Bir kuvvetle, sevdiğini cezbeder. O, şehvet kuvveti olarak anılır. Diğer kuvvetle, haline aykırı olan şeyi defeder. Bu da gazap kuvveti olarak anılır. Yahut anlamayı sağlayan düşünce ve tefekkür ile irtibatlıdır. Bu anlama temelinde, düşünme ve bilme yetisi olarak adlandırılan cezbetme ve defetme yetisine sahiptir. Düşünceyle irtibatlı bu kuvve de hayal etme, vehmetme ve akletme gibi kısımlara ayrılır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar