“Andolsun, biz insanı saf çamurdan yarattık. Sonra onu nutfe olarak savunması sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.”
Merhum Allame Tabatabaî’nin ifade ettiği gibi, burada Allah, “İnsanı halis çamurdan yarattık.” buyurmaktadır. Öyleyse insanın yaratılışının cisim olan saf çamurdan olduğu anlaşılmaktadır. Şu hâlde insanın ortaya çıkışı cisimdendir. “Sonra o çamur insanı nutfe haline soktuk.” Nutfe de cisimdir. Öyleyse hareket-i cevherî esasına göre çamur nutfeye dönüşmüştür. Yani bir cisim başka bir cisim haline gelmiştir. Aynı şekilde ‘alaka’ ve ‘mudğa’ haline de… Allah, kemiklerin üstüne et giydirdiğinde şöyle buyurur: “Bu haldeyken insanı başka bir yaratılışla inşa ettik.” Yani cisimden insanı ruhanî yaptık. Öyleyse “… bu insanı başka bir yaratılıla inşa ettik.” ifadesinde madde kenara çekilmekte ve o madde soyut nefse dönüşmektedir.
Söz konusu ayetten çıkan sonuç, kadim hakîmlerin söylediğidir: Bir insanın yaratılış sürecinde ruh üflemeye müsait hale gelinceye kadar cenin olarak var olur. Ruh üfşlediği anda Yüce Allah, ara vermeksizin nefsi var eder. Bu mesele mübarek ayete aykırıdır. Çünkü eski bilgeler insanın ruh ve bedenden oluştuğunu söylüyordu. Fakat ayet-i kerime terkip ifade etmemektedir. Aksine gayet açık biçimde dönüşümden bahsetmektedir. İnsanın saf çamurdan olduğunu ve yine ilahî yaratılışın adım adım maddî mecrada seyrettiğini belirtmektedir. Ta ki maddenin dışına sıçrayacağı bir yere ulaşıncaya dek. “İnsanı başka bir yaratılışa dönüştürdük.” Madde şimdi bu oldu. Yaratılış başkalaştı. Hareket-i cevherînin etkisinde madde soyut varlığa dönüşür. Cisim, konuşan nefis haline gelir. Bu ayet oldukça açıktır. Fakat aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de bu manayı ifade eden başka ayetler de vardır.
Kur’an-ı Kerim, Nuh suresi, 17. ayet:
“Ve Allah, sizi yerden (sanki) bir bitki olarak bitirdi (sizi topraktan yarattı).”
Kur’an-ı Kerim, Secde suresi, 7. ayet:
“Allah, yaratılışın başlangıcında insanı çamurdan var etti.”
Kur’an-ı Kerim, Fatır süresi, 11. ayet:
“Allah, sizi topraktan yarattı.”
Hulasa, bu ayetler topluca tereddüde yer bırakmaksızın insan nefsinin yaratılış ilkesinin cisim ve maddeden olduğunu belirtmektedir. Bu değişim ve dönüşüm hareket-i cevherî aracılığıyla gerçekleşmektedir. Yani cevherin kendisi varoluş sırasında hareket halindedir. Bu cevherin ilk hali, mesela mahiyet bakımından saf çamur idi. Sonra özünde gerçekleşen hareket ile nutfe âlemine geçti ve nutfe haline dönüştü. Adım adım yerden bitirildikten sonra kemiğin üstüne et giydirildi, sonra birden madde soyut nefse dönüştü. Madde konuşan nefis oldu. Ruh, maddeye ait hale geldi. Bu âlemden gittiğinde de soyut ruh hemen maddeyi terk ederek atıp gidecek ve madde, nefisle alakası olmaksızın yerde kalacaktır.
“Sonra şüphe yok ki siz öleceksiniz.” tahakkuk edecek ve yine konuşan nefis, maddeden soyutlandıktan ve öldükten sonra cevherindeki hareket vasıtasıyla kemale doğru yürüyecektir. Berzah’ı geçtikten sonra soyut biçimde kıyamet çıkagelecek ve kıyamet giysisini giyecektir. Orada “Sonra gene şüphe yok ki kıyamet günü tekrar diriltileceksiniz.” gerçekleşecektir. Bunların hepsi cevherde hareket aracılığıyla olmaktadır. İnsan saf madde olduğu sürece hareket maddede gerçekleşmektedir. Konuşan nefis olduğunda ise hareket-i cevherîsi konuşan nefiste olmaktadır. İnsanın hareket-i cevherînin etkisiyle geçirdiği bu dönüşümleri lambada fitilden çıkan ışığa benzetebiliriz. Bu ışığın aslı zeytinyağı iken veya odun ve petrolken saf yanmanın etkisiyle o yağ veya diğer şeyler ışıklı aleve dönüşmektedir. Alev de gaza dönüşmekte ve ışınlarını dışarıya vererek etrafı aydınlatmaktadır.[9]
Nefsin Aidiyet Niteliği
Diğer hakîmlerden farklı olarak merhum Sadru’l-Müteellihin, nefsin hakikatinin aidiyete dayalı ve göreceli bir hakikat olduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla nefis asla bağımsız ve bedenle bağlantısız görülemez. Aynı şekilde nefsin aidiyet yönünün bir şey, nefsin özünün ise başka bir şey olduğu da söylenemez. Aksine nefsin hakikati, aidiyete dayalı bir hakikattir.[10]
Dolayısıyla nefis ve beden arasındaki irtibat hakkında ne tek boyutlu düşüncenin yaklaşımıyla bir yere varılabilir, ne idealizm ve spiritüalizm ile, ne materyalizm ve fizikalizm ile; ne de düalistlerin yaklaşımı bu müşküle cevap verebilir. Eflatun veya Descartes gibi düşünürler, nihayetinde nefis ve beden arasında mesafe ve derin ayrım icat etmişlerdir.