ALLAME TABÂTABÂÎ'NİN “MARİFET-İ NEFS” ÖĞRETİSİNİ OKUMA SİSTEMATİĞİNİN TAHLİLİ

04 December 2025 39 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 11

Allame Tabâtabâî, tüm maddecilerin ve bir grup Müslüman kelamcı ve zâhircinin “nefis soyutlaması”nı kabul etmeye sırt çevirdiğine işaret ederek onların ortaya koyduğu delilleri ve itirazlarını eksik görmüş ve bunu, akıl ve nakil yardımıyla ispatlamaya girişmiştir. Başlangıçta “nefs”i “Her birimizin ‘ben’ kelimesiyle ifade ettiğimiz şey”, “Beden olmayan ve bedenin ortadan kalkmasıyla ortadan kalkmayan şey” şeklinde tarif ederek ve “soyutlama”yı da “Bedenin hükmünden başka bir hüküm ve başka cisimsel terkiplere sahip, onunla birleşik ve şuur, irade ve diğer idrak sıfatları aracılığıyla onu idare eden bedenin ötesindeki şey”, “Bölünebilir, zamanlı ve mekânlı olmayan madde dışı şey” şeklinde tanımlayarak “nefis soyutlaması”ndan neyi kastettiğine açıklık getirmiş, daha sonra da buna deliller göstermeye geçmiştir. (A.g.e., c. 1, s. 350 ve s. 364-365).

2-4. “Marifet-i nefs” öğretisi bahsini Kur'an-ı Kerim ayetlerine dayandırma ve “naklî önermeler” temelinde açıklama

Allame Tabâtabâî, “من عرف نفسه فقد عرف ربه” hadisiyle çelişkili gibi görünen “يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ. وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ” (59/Haşr 18-19) ayet-i şerifesini “marifet-i nefs”in zaruretinin önemini anlattığını düşünmektedir. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 37).

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs” (kendini bilme) konusundaki sözünü esas itibariyle “يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْؕ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ” (5/Maide 105) ayet-i şerifesine dayandırarak onu tartışmasının başlangıç noktası yapmaktadır. Ayetteki “عَلَيْكُمْ”a “ألزموا” manası vermekte, “اَنْفُسَكُمْ”u onun mefulü (tümleç) kabul etmekte, “اهتداء” ve “ضلال”in, “tarik” ve onda süluk ya da yoldan sapma dışında tasavvur edilemeyeceğini esas alarak şu sonuca varmaktadır: İnsanın hidayeti ve mutluluğu ile son bulan tarik, “nefs”in ta kendisidir. (A.g.y., 1371, c. 6, s. 162-163 ve s. 165).

Allame Tabâtabâî, “يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاقٖيهِ” (84/İnşikak 6) gibi ayetlere dayanarak “nefis” mecrasında seyrin mecburi olması üzerinde durmakta ve bunu esas alarak Kur'an'ın “nefsin lüzumu”nu emretmesine ilişkin saikini, sadece insanların bu mecburi seyirle ilgili gafletinin ortadan kalkması kabul etmektedir. Çünkü geri döndürülemez bu varoluşsal (tekvinî) hakikate iltifatın, insanın görüş ve eylemlerini ıslah etme ve yüceltmenin üzerinde kayda değer etkisi vardır ve insan için “mükemmellik ve mutluluk”un zeminini hazırlayacaktır. “Allah'tan başkasından kopma”, “ilahî velayeti hissetme”, “idraki düzeltme”, “Hakka yakınlaşma”, “tevazu halinden nasiplenme”, “tevhid ve kulluk makamına ulaşma” onun, “nefsin tarik olması”na iltifat ve yöneliş için saydığı bazı etkilerdir. (A.g.e., s. 166-167).

Allame Tabâtabâî, “وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنٖٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْؕ قَالُوا بَلٰىۚ شَهِدْنَاۚ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِلٖينَ” (7/A'raf 172) ve “وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ” (59/Haşr 19) ayetlerini açıklarken yine “marifet-i nefs” bahsine girmekte ve bu ayetleri sözkonusu öğreti için Kur'an'dan dayanak olarak zikretmektedir. (A.g.e., c. 8, s. 306; c. 19, s. 219). Allame, aynı zamanda “Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim” kitabından bu öğretiyle ilgili çok sayıda hadis de nakletmektedir. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 38).

2-5. “Marifet-i nefs” fikriyatına tarihsel, analitik, mukayeseli bir bakış

Allame Tabâtabâî, insanların eskiden beri “أنا” ve “نفسی” kelimelerini kullandıklarına işaret ederek bu ifadelerden ne anlaşıldığına ve bu anlamların kökenini tahlil etmeye yönelir. “Beden”, “nefes”, “ruh ve bedenin bütünlüğü”, “dem” kavramları, onlardan “nefs” kelimesinin genel anlamları olarak bahsettiği ve “maddi ve cismi hayatla irtibatlı şeylerle meşguliyet”i biçimlenmelerinin kökeni saydığı durumlardır. Allame Tabâtabâî, insanın, “nefs”in hakikati üzerinde derinleştiğinde onunla ilgili ilkel ve genel anlayışının doğru olmadığını, bu fenomenin özellikleri ve belirtileri ile maddi fenomenlerin özellikleri ve belirtileri arasında birçok farklılıklar bulunduğunu anlayacağına inanmaktadır. Ama genel olarak böyle bir derinleşme insan için hasıl olamamakta ve gündelik uğraşılar onu ilkel maddi ve basit anlayışta durdurmaktadır. (A.g.e., c. 6, s. 176-180).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar