ALLAME TABÂTABÂÎ'NİN “MARİFET-İ NEFS” ÖĞRETİSİNİ OKUMA SİSTEMATİĞİNİN TAHLİLİ

04 December 2025 39 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 11

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs” ile meşgul bireyleri iki genel gruba ayırmaktadır: Birinci grup, nefsin garip etkilerini, onun maddi ve olağan olmayan güçlerini elde etmenin peşinde olan kimselerdir. İkinci grup ise harici şeylerden vazgeçerek sırf nefsin kendisini tanımanın ardına düşmüş ve onun tuhaf eserlerinden yararlanmaya niyeti olmayan kimselerdir. Allame'nin inancına göre ikinci grup kendi içinde de iki kısma ayrılmaktadır: Birinci kısım, “marifet-i nefs”te duraklamış ve bu nedenle onun hakikatinden kâmil hissesi olmayan kimselerdir. İkinci grup da kendisini “marifet-i nefs” ile sınırlandırmamış ve onu “marifetullah”a ulaşmak için köprü yapmış kimselerdir. Allame Tabâtabâî, bu grubun inanç ve davranışını dinin beğendiğini belirtmektedir. Ona göre bu, nefsi Allah'ın ayeti olarak tanımayla sonuçlanacak ve “marifet-i Rab” haline gelecek makbul “marifet-i nefs”tir. (A.g.e., s. 192-193).

2-6. “Marifetullah” ve “marifetunnefs”in imkânını ispat ve metamorfozu ret

Allame Tabâtabâî, “marifet-i Rabbin metamorfozu” görüşünü ve “من عرف نفسه فقد عرف ربه” hadisini “marifet-i nefsin metamorfozu”na hamletmeyi, “marifet-i nefs” babındaki rivayetlere -bu cümleden “اعرفکم بنفسه اعرفکم بربه” rivayetine- dayanarak ve aynı zamanda sözkonusu hadisin “وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ” (59/Haşr 19) ayet-i şerifesiyle çeliştiği meselesine değinerek kabul etmez. Onun inancına göre “marifet-i Rab” babında metamorfoza açık olan şey, “edinilmiş ve fikrî marifet” ya da “künhe ve ihataya ilişkin marifet”tir, “imkân takatına uygun marifet” değil. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 39; a.g.y., 1371, c. 6, s. 169).

2-7. “Marifet-i nefs” yolunun pratik olması ve irfanî olmasına vurgu

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs” (kendini bilme) sürecinin pratik olduğunu vurgular. “Felsefi nefs ilmi” ile “terbiye ve ahlaka dayalı nefs fenni”nin onun gerçekleşmesinde tesiri olduğunu düşünmemektedir. (A.g.e., s. 194) Aynı şekilde “nefs ilmi” kavramını “nefsin fikren tanınması” ile, “marifet-i nefs” kavramını da “nefsin müşahedeyle tanınması” ve “maddeden soyut nefsi müşahede” ile tarif etmektedir. (A.g.y., 1388a, c. 2, s. 207).

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs”i, Allah'ı bilmek için dinin irfanî programı kabul etmektedir. Ona göre Allah'ı zikretmekten ve Allah'tan başkasını unutmaktan başka hiçbir çabası olmaması gereken insan, Allah Teala'nın Kur'an'da “يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْؕ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ” (5/Maide 105) buyurduğunu işittiğinde “hidayet” ve “kemal”e varacak yegâne anayolun onun nefsi olduğunu anlayacaktır. Çünkü Allah bu ayette onu, bütün yolları bırakıp kendi “nefs”inin yolunu izlemek ve Allah'a “nefs” penceresinden bakmakla görevlendirmektedir. Bu çerçevede Peygamber-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve âlihi) şöyle buyurur: “من عرف نفسه فقد عرف ربه”, “اعرفکم بنفسه اعرفکم بربه”. (A.g.y., 1388b, s. 99).

2-8. “Marifetullah”ı “marifet-i nefs”e öncelikli görme ve bunun sebebinin izahı

Allame Tabâtabâî, insanın hakikatinin “saf bağ”dan başka bir şey olmadığını ve böyle bir hakikati gözlemlemenin, onu kâim kılan (mukavvim) ve ayakta tutanı (kayyum) -yani Allah'ı- müşahede etmeksizin mümkün olmadığını vurgulamaktadır. Bu, Allah'ı bilmeye yol açan ve onu bildikten sonra da nefsin hakikatini ve Allah'la kâim diğer varlıkları bilmeyi peşinden getiren müşahededir. Bu nedenle “Allah'ı bilme”nin “kendini bilme”ye ve diğer bilmelere öncelikli olduğu sonucu çıkarılabilir. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 47). Bunun yanısıra Allame, insanın gayesinin Allah Teala ve insanın bu gaye istikametindeki yolunun da “insan nefsi” olduğu meselesini açıkladıktan sonra gayeye yönelmenin ve onu unutmamanın önemini vurgulayarak “yolun unutulması”nı “gayenin unutulması”nın sonucu olarak belirtmektedir. Bu, “وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ” (59/Haşr 19) ayet-i şerifesinde ve “من عرف نفسه فقد عرف ربه” hadisinde işaret edilen hakikattir; ondan “Allah bilinci” ve “Allah'ı bilme”nin, “ben bilinci” ve “kendini bilme”ye öncelikli olduğu sonucu çıkartılabilir.

2-9. “Marifet-i nefs” yolunun üstün olmasının sebebini izah

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar