Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs” (kendini bilme) ile meşguliyetin, “sosyal misyonlar” -emr-i maruf ve nehy-i münker gibi- doğrultusunda girişimlerle aykırılığı bulunmadığını vurgulamaktadır. Bunun izahı şudur: Bazı müfessirlerin aksine Allame Tabâtabâî, “يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْؕ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ” (5/Maide 105) ayet-i şerifesini “emr-i maruf ve nehy-i münker”in zorunlu olduğuna delalet eden ayetlerle uyum içinde görerek aralarında hiçbir çelişki bulmamaktadır. Onun inancına göre bu ayet, “sosyal sorumluluklar”ı hiçbir şekilde iptal etmemekte ve “emr-i maruf, nehy-i münker”in gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Bilakis müminleri, sapkınlarla karşılaştıklarında “korku”, “zaaf”, “üzüntü”, “takıntı”, “kendini yiyip bitirme”, “depresyon”, “tereddüt”, “kırılganlık” gibi şeylerden sakındırmakta ve onları, başkalarını kurtarırken kendilerini unutmamaları ve kendini kurtarmakta gaflete düşmemeleri konusunda uyarmaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu ayet, müminleri “mutmain olma”, “istikamet” ve “tevekkül”e dayalı görevi yerine getirmeye çağırmaktadır. Çünkü “hakkın hakkaniyeti” ve “bâtılın bâtıllığı” insanların ikbal ve bedbahtlığına tâbi değildir ve tüm işler -hidayet ve dalalet dahil- Allah'ın yetkisindedir. Buna ek olarak esas itibariyle “hakka davet”in kendisi “nefisle meşguliyet” ve “Rabbin yolunda süluk”un mevzularından biri sayılmaktadır. Dolayısıyla Allah'ın “emr-i maruf ve nehy-i münker” farizasının -İslam dininin esası ve İslam ümmetinin özelliği olarak- “marifet-i nefs” için gayet göstermeye hiçbir aykırılığı yoktur. (A.g.y., 1371, c. 6, s. 163).
2-13. Hadis metodolojisinin “من عرف نفسه فقد عرف ربه” hadisiyle irtibatlı konularına işaretler
Allame Tabâtabâî, her ne kadar “marifet-i nefs hadisi”ni bazen “من عرف نفسه فقد عرف ربه” şeklinde (a.g.y., 1360 Kameri, s. 39; a.g.y., 1371, c. 6, s. 165), bazen de “من عرف نفسه عرف ربه” şeklinde (a.g.y., 1360 Kameri, s. 39; a.g.y., 1371, c. 6, s. 169) nakletmişse ve kimi zaman da her iki şekle aynı yerde tereddütlü değinmişse de (a.g.y., 1360 Kameri, s. 37) anlaşıldığı kadarıyla ilk şekli sahih kabul etmektedir. (a.g.y., 1388a, c. 2, s. 207). Bu Nebevî hadisi “iki fırka arasında meşhur” olarak tanıtmaktadır. (a.g.y., 1360 Kameri, s. 37; a.g.y., 1371, c. 6, s. 165). “Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim” kitabına dayanarak rivayetin Alevi kaynaklı olduğunu doğru bulmaktadır. (A.g.e., s. 169).
Allame Tabâtabâî, “من عرف نفسه فقد عرف ربه” hadisi için “Mesabihu'l-Envar” kitabında konu edilen oniki anlamdan hiçbirini net bulmayarak sadece “fakirlik” ve “bağ”a dayalı anlamsal yönü kabul etmektedir. Ona göre “insan nefsi” Rabbine tâbidir ve onu gözlemlemeksizin Rabbi müşahede etmek mümkün değildir. Bu bakımdan kim nefsini müşahede ederse onun Rabbini müşahede etmiş demektir. (A.g.y., 1388a, c. 2, s. 207).
Allame Tabâtabâî, “imam”ın, Allah'ın isim ve sıfatlarının tam tecellisi olduğu ve külli velayet ile ilahî feyzden nasibi bulunduğuna değinerek “marifet-i imam”ı, “marifetullah”ın ta kendisi kabul etmekte; buna dayanarak da “marifet-i nefs”in zaruretine delalet eden hadisler ile “marifet-i imam”ın zorunluluğuna delalet eden hadisler arasındaki çelişkiyi halletmenin zeminini hazırlamaktadır. (Aynı yer).
3. “Marifet-i nefs” öğretisinin standart okumasına ulaşmak için bahsin tamamlayıcı noktaları
Allame Tabâtabâî'nin “marifet-i nefs” öğretisine ilişkin okuma biçimi babındaki konuyu toparlamak ve bu öğretinin “standart okuma”sına ulaşmak amacıyla birkaç noktaya dikkat çekmek zaruridir:
3-1. “Marifetullah bi-marifeti'n-nefs” tavsiyesinin “marifetullah billah”ın hakkaniyetini vurgulamakla çelişkili olmaması
Allame Tabâtabâî, “marifetullah bi-marifeti'n-nefs”i (nefsi bilerek Allah'ı bilme) tavsiye ederken aynı zamanda sadece “marifetullah billah”ı (Allah'ı Allah'la bilme) “hakiki Allah'ı bilme” kabul etmektedir. Bu ikisi arasında çelişki bulunmadığını dört izahla açıklamak mümkündür:
1. “Marifetullah billah”ın hakkaniyetini vurgulamak, Allah'ı bilme yolunun ona münhasır olduğu anlamına gelmez. Aksine bu yolun öncelikli ve üstün olduğunu anlamına gelir. Bazen “tarik-i sıddıkin” olarak da bahsedilen yoldur bu. Bu izaha göre “marifetullah bi-marifeti'n-nefs” (nefsi bilerek Allah'ı bilme) tavsiyesi, “marifetullah billah”ı (Allah'ı Allah'la bilme) yolundan başka bir yolu tavsiye etmek demektir ve ondan sonraki basamakta yer almaktadır. (Feyz Kâşânî, 1418 Kameri, c. 1, s. 37; a.g.y., 1428 Kameri, c. 1, s. 326).