ALLAME TABÂTABÂÎ'NİN “MARİFET-İ NEFS” ÖĞRETİSİNİ OKUMA SİSTEMATİĞİNİN TAHLİLİ

04 December 2025 39 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 11

2. “Marifetullah billah”ın hakkaniyetini vurgulamak, Allah'ı bilmenin bütün sebep ve yollarını Allah'ın bizim tercihimiz bıraktığını dikkate almayı gerektirir. Bu nedenle Allah'ı bilmelerin tamamı “marifetullah billah” (Allah'ı Allah'la bilme) olarak anılmaktadır. Bu izaha göre “marifetullah bi-marifeti'n-nefs” (nefsi bilerek Allah'ı bilme) de aslında “marifetullah billah”tır. Çünkü “nefs”e yönelik sebepleri ve onu bilmenin imkânını da bizim için Allah hazırlamıştır. (Aynı yer.).

3. “Marifetullah billah”ın hakkaniyetini vurgulamak, esasen “Allah'ı bilme”nin Allah'tan başkasıyla mümkün olmaması demektir. Çünkü Allah'ı onun dışında bir şeyin aracılığıyla bilmek ve ondan başkasından ona vakıf olmak aslında “afaki marifetullah” veya “edinilmiş (husulî) marifetullah”tır. Yukarıda geçtiği gibi, “Allah'a dair hakiki bilme”nin edinilmiş bilgiyle olması aklen ve naklen muhaldir. “Nefsin vehbî (huzurî) bilgisi”yle veya “nefsin fakirlik, bağlılık ve aidiyetinin hakikatini müşahede” ile ona erişilemez. “Kayyum ve mukavvim Rabbi müşahede”den ayrılamayacak gözlemdir bu. İşte bu nedenle de “Rabbe dair hakiki bilme” sonucuna götürmektedir. Bu izaha göre “marifetu'n-nefs” gerçekte “Rabbi müşahede”ye ulaştıran yol ya da “marifetullah billah”ın ta kendisidir. (Tabâtabâî, 1371, c. 6, s. 171).

4. “Marifetullah billah”ın hakkaniyetini vurgulamak, her ne kadar “nefsi müşahede ve bilme”, “Rabbi müşahede ve bilme”den ayrılamazsa da ve “nefsi müşahede ve bilme”, “Rabbi müşahede ve bilme”ye ulaştırıyorsa da “Rabbi müşahede ve bilme”ye nail olduktan sonra “nefsi müşahede”nin “Rabbi müşahede”den önce geldiği ve “nefsi bilme”yi zaten mümkün kılan “Rabbi bilme” vasıtasıyla gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu izah itibariyle “marifetullah bi-marifeti'n-nefs” (nefsi bilerek Allah'ı bilme), işin özü bakımından “marifetullah billah”tan başka bir şey değildir. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 47).

Sonuç olarak: “marifetullah billah”ın (Allah'ı Allah'la bilme) hakkaniyetini vurgulamanın “marifetullah bi-marifeti'n-nefs”i (nefsi bilerek Allah'ı bilme) tavsiye etmeye hiçbir aykırılığı yoktur ve onun üzerinde durmanın, hiçbir şekilde “bilgiyi edinme süreci”nde insanın rolünü ve beşerî gayreti inkâra yol açmayacaktır. (Bkz: Isfehanî, 1387, s. 316).

3-2. “Marifet-i nefsi yol edinme”yi vurgulamanın, “marifet-i Rabbin marifet-i nefse öncelikli olması”na inanma ile çelişmemesi

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefsi yol edinme”yi vurgulamanın yanısıra “marifet-i Rabb”i, aralarında “marifet-i nefs”in de bulunduğu bütün marifetlere öncelikli görmektedir. Bu meselenin izahı şöyledir: “Nefsin hakikati” “Allah'a saf bağlılık”tan başka bir şey olmadığına göre böyle bir hakikati müşahede, onu kâim kılan (mukavvim) ve ayakta tutanı (kayyum) -yani Allah'ı- müşahede etmeksizin mümkün değildir. Bundan dolayı ancak “nefsi müşahede” ile “Rabbi müşahede”ye ulaşılabilir. Bu itibarla “nefsi müşahede” için çaba göstermek, “Rabbi müşahede”nin yolu olarak anılmaktadır. Ama bağımsız olmayan varlığın bilgisi, onunla yanyana olan bağımsız varlığın bilgisine tâbi olduğundan ve başka şeyle kâim varlığa ilişkin marifet, onu kâim kılana (mukavvim) dair marifete tâbi bulunduğundan buradan şu sonucu ulaşmak mümkündür: “Rabbi müşahede”, “nefsi müşahede”ye önceliklidir ve “nefsi bilme”, “Rabbi bilme”ye tâbi olarak elde edilebilir. Diğer bir ifadeyle, “marifet-i nefsi yol edinme”yi vurgulamak, “kesret âlemi”ne hapsolmuş ve “tevhidin hakikatleri”nden uzaklaşmış kimse için “başlangıç noktası” tanımından başka bir şey değildir. Böyle bir insanın, maddi aidiyetlerin bağından kurtulmak ve kemalin derecelerinde seyretmek için “nefs”e yönelme, “nefs” ile birlikte olma ya da “marifet-i nefs”e ulaşmak için gayret göstermekten başka bir yolu yoktur. Elbette ki bu yolda seyir halinde olan ve sonunda da “nefsi müşahede”ye nail olan kimse, “nefsi müşahede”den önce “Rabbi müşahede”ye ulaşmış demektir ve aslında “Rabbi müşahede” ile “nefsi müşahede”ye varılmıştır. (Bkz: Tabâtabâî, 1360 Kameri, s. 47).

Sonuç olarak: “Marifet-i Rab” her ne kadar ontolojik olarak ve kanıt bakımından “marifet-i nefs”e öncelikli ise de vicdanen ve ispat bakımından ondan sonradır ve bu itibarla “marifet-i nefs”i “marifet-i Rabb”in yolu kabul etmek mümkündür. (Bkz: Cevadî Âmulî, 1387, s. 235).

3-3. “Marifet-i nefsin arzu edilirliği”nde ısrarın, “marifet-i imamın zarureti”ni ikrardan ayrılamayacağı

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefsin arzu edilmesi”nde ısrarın yanısıra “marifet-i imamın zarureti”ni de teyit ederek onun “marifetullah” meydanındaki rolünden bahsetmektedir. Bu ikisi arasındaki durumu iki açıklamayla izah etmek mümkündür:

1. “Marifet-i nefs”ten murad, “marifet-i imam”la aynı şeydir. Çünkü “nefs”in kemali, nuraniliği, imanı, ilmi, hikmeti, varlığı ve kanıtı “imam”ın hidayeti, feyzi, ifadesi ve failliğinden kaynaklanmaktadır. Allah'ın en tamam ve en mükemmel misali olan imamdır bu ve “Allah'ı bilme”, onu bilmek dışında mümkün değildir. (Sadruddin Şirazî, 1366, c. 4, s. 400).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar