Allame-makale-1

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 11 / 13

İnsanın itibâriyât üreten mekanizmasının gerçek özellikleri

İnsanın karar alma mekanizmasını diğer mahlûkâtın doğal tepkileriyle mukayese edildiği varlıkbilimsel tahlilde olduğu gibi insanın itibâriyât üretme mekanizması da zihinsel tahlil ve idrak esasına göre işleyen doğal bir sistemdir. Merhûm Allâme varlıkbilimsel bir nitelemeyle itibâriyât mekanizmasını genel olarak şöyle açıklar:

Doğal tabiat örtüsü için beslenme, gelişme ve çoğalma yoluyla özünü koruduğu tabiî bir nizam silsilesi geçerli olduğu gibi insan için de özünü erkânıyla koruyan böyle doğal bir nizam mevcuttur. Şu farkla ki bu nizam mânâlarla, vehimle ve itibârî şeylerle korunur ve bunlar o itibârî nizamın metni ve tabiî nizamın temelidir. İnsan zâhire göre itibârî nizamla ve de bâtına ve hakikate göre tabiî nizam vasıtasıyla yaşar. (Tabâtabâyî, t.y. A: 206)

Bu açıklamayla aslında tabiî nizama örtü vazifesi gören itibârî nizamdır ve itibâriyât âleminde ortaya çıkanlar tabiî etki ve tepkilerin meydana gelmesine dayanır. “Yaradılış âlemi kendisine tâbi olunan, itibârî âlem ise ona tâbi olandır.” (ae, 1387: 119) Şimdi bu şaşırtıcı bilmece nasıl çözümlenebilir? Öyle görünüyor ki insanın itibâriyât sürecinde bundan sonra üzerinde duracağımız üç hakiki özellik, tabiat ile insanın idrak sistemi arasında uyum sağlama rolüne sahiptir. Bunlar anlaşılırsa merhûm Allâme’den nakledilen bu türden tabirleri savunmak mümkün olacaktır.

a) Mutebirin varoluşsal noksanlığı: Varlıkbilimsel yaklaşım konusunda bizzat şahit olduğumuz üzere insanın tüm iradî hareketlerinin çıkış yeri, idrakin varoluşsal noksanlığı için kaçış yeridir ve itibârların hepsi hubb-ı zât/ öz sevgi doğrultusunda kemâlden noksanlığa doğru hareket hâlindedir. Hatta öyle ki Allâme Tabâtabâyî’nin düşüncesinde varlık âleminde intiharın yeri yoktur. Zira hiçbir mevcudun kendi varlığından kendisinin yokluğunu isteyebilmesinin imkânı yoktur veya kendi kuvvelerinden bir kuvvesinin kendisini iptal etmesini isteyemez. (age: 141) Aksine kendi kemâl yolunda itibârî bir zaferle kendini veya kuvvesini hükümsüz kılabilir.

Bu özellik, tamamen hakikatler doğrultusunda gerçekleşir, onun tüm özellikleri gerçektir. Esasen insanın onu kendi kavrayışında görmezden gelmesi mümkün değildir. Hatta insandaki en güçlü etki faktörü bu güçtür. Bir kimsenin nefsine uyarak bazı tabiî gerekliliklerde kriter tespiti ve eylem seçimi yaparken hataya düşmesi mümkünse de hiçbir zaman bu tabiî ve yaradılışsal özelliğini inkâr edemez. Buna göre tüm insanî itibârlar, en azından bu açıdan oluş âleminde idrâk edilenin noksanlığını anlatır türdendir ve kendilerini bu çerçeveden kurtarıp çıkaramazlar. Bu anlatım öyle kuvvetlidir ki itibârî her şeyin birbiriyle olan irtibatı ve bağlılığı bu temel üzerine şekillenir ve itibârî olan her etki, aslında bu itibârın ortaya çıkmasına kaynaklık eden noksanlığın aynası olmuştur.

b) İtibâriyâtın muhtevada hakikatlere dayanması (Gerçekçi akıl yürütme mantığı): İtibâriyât ile hakikatler arasında bağ kuran diğer bir özellik, merhûm Allâme’nin “itibâriyâtın önceki hakikatlere dayanması” (Tabâtabâyî, t.y.A: 205) diye adlandırdığı özelliktir. Bunun anlamı şudur:

İhtiyârî anlamların ve şeylerin birbirinden ayrılması, ister tasavvurî olsun ister tasdîkî, mecburen hakikî şeylere geri döner. Çünkü nefis dışardan ödünç almadan kendi zâtında onları inşâ edemez ve eğer böyle olmasaydı, değişken olmayan dış ortamda doğruluğu olmazdı, kendine mahsus kurallarıyla daima sese dökülmekte olan söz gibi. Öyleyse onlarla hakiki şeyler arasında çok az bir bağ vardır ve bu bağ dışarda değil de zihindedir. Aynı şekilde nefis kaynaklığı olmadan inşâ edilmemiş, hakikî mânâların kaynaklığı ve birlikteliğiyle tahakkuk etmiştir. Çünkü bu birliktelik olmadan mânâlar arasında bir irtibat oluşmaz ve bizim birliktelikten kastımız bir tür ittihâddır. Öyleyse onlar (itibâriyât) insan vehmi tarafından çok az tasarrufta bulunulmuş hakikî mânâlardır. Eğer (vehmî tasarruf) olmasaydı itibârî mânâlar birbirleriyle bir araya gelmezlerdi veya aralarında ihtilâf oluşurdu (Hatta hakikî mânâlar ile bu mânâların birleşimidir.) ki itibârî mânâların (iki açıdan) ittihâdı ve ihtilâfı ortaya çıkar. (Tabâtabâyî, t.y. D: 346)

c) Gerçek kemâle doğru yönelme: İnsanın idrak mekanizmasının çalışması her ne kadar tamamen zihnî ve derûnî (içsel) olsa da bu sürecin neticesi mecburen aynî ve hakikî bir görüntüye kavuşur, nihayeti zihnî ve vehmî değidir. Hatta ihtiyârî etkiye dönüştükten sonra dünyadaki hakikî olguların bir parçası olacak, bu yolla insanda, onun bir ihtiyacını giderecek veya onu bir kemâle ulaştıracak hâller ortaya çıkaracaktır.

İtibâriyâtın varoluş felsefesi, amel makamında zarurettir ve amel, yanında bir kemâli getirecek olan amelî idrakin neticesidir. Esastan sonra hakikî ve aynî olan kemâl yönü ve gayesiyle irtibatlı, vehmî ve itibârî bir mânânın doğuşu gerçekleşir. Öyleyse bu, amele taayyün veren, onun kategorisini belirleyen ve o amelin çoğalmasıyla çoğalan gerçek kemâldir. (age)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar