Allâme Tabâtabâî'nin Bakışından Pratik (Amelî) İrfanın Aklî Temelleri

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 13

Eğer insan fıtrî aklını geliştirir ve vahyin ışığında daima murakabe halinde tutarsa varlığın melekûtuna – ki bu, Allah’ın şuhûdu, mutlak kudreti, mutlak velâyeti ve vücûdî ihatasıdır–şahitlik edecektir. Diğer bir deyişle o kendi tabiî ve fıtrî yolundan gider, varacağı menzile doğru hareket halinde olur –ki bu onun kemâl ve saadeti demektir–, genel tekvinî hidayetin ve özel ve genel teşriî hidayetin ışığında fıtrî istidatlarını fiiliyete eriştirir, İslâm’ın nuranî kanunlarına ve şeriatına teslim olursa – ki bunlar tabiatın ve fıtratın hidayetiyle uyum içindedir– aklî bir olgunluğa ve vücûdî bir yüceliğe erişebilir.Kalbi selâmetten, göğsü de genişlikten nasibini alır, melekûtun şuhûduyla birlikte sırdaşın sırlarını bilir, Hakk’ı göreceği bir mecliste ve Mahbûb’u şuhûdun dergâhında hazır bulunur.

Netice itibariyle varlığın melekûtu âlemin Allah’a dönük vücûdî bâtını ve veçhidir. Bu, Hakk’a ve Rabbe dönük taraftır ve insanın bu hakikate/tarafa ulaşması mümkündür. O, nefsini ve Allah’ı bilmek ve sonrasında amelde, salih amelde, Muhammedî hak şeriata tabi olmada ilâhî ubudiyet, ihlâs, nefis tezkiyesi ve taharetiyle melekûtun şuhûdunun zirvesini idrak edecek ve şuhûd diyarına vâsıl olacaktır.

İkinci Esas: Şuhûdî Nefsin Bilgisi

Allâme Tabâtabâî’nin irfanî ekolü [kutsal] metinlerden, Kitap’tan ve Sünnet’ten istihraç edilmiş birtakım temellere, bileşenlere ve ayırıcı özelliklere sahiptir. Onun irfanî mektebi her ne kadar [ismen] “Necef İrfanî Ekolü” olarak geçse de bu silsilenin başını ilâhî hakîm ve ebedî ârif Âyetullah Molla Hüseyin Kolî Hemedânî çekmektedir. Allâme; Seyyid Ahmed Kerbelâyî, Hakîm Muhammed Bahârî Hemedânî, Mirza Ali Âğa Kâdî büyük hakîmleri yetiştiren bu ekolden güçlü bir şekilde etkilenmişti. Keza Allâme’nin irfanına hâkim olan söylem ve temeller –özellikle onun pratik (amelî) irfanı– nefsi bilmek –elbette bu da onun pratik yoluyla/yöntemiyle gerçekleştirilmeliydi– ilkesine dayanmaktaydı.

Saf İslâm hakkında derin bir anlayışa sahip olan ve Masumların (a.s) sünnetine ve siretine tüm varlığıyla/kalbiyle inanan Allâme Tabâtabâî bu temeli ve söylemi âyetlere, hadislere, Masumların (a.s) amelî siretlerine ve mekteplerinin öğrencilerine dayandırarak açıklamış ve teorileştirmiştir. Burada Allâme’nin nefsi bilmek hakkındaki epistemolojik-manevî ya da aklî-sülûkî önermelerinden birine işaret edeceğiz:

Bir Önerme:

…sonrasında mü’minler “aleykum enfüseküm” (=nefisleriniz üzerinde yükümlüsünüz)buyruğuyla emrolundular. Bu, mü’minin nefsinin bizatihi takip edilmesi ve kendisine bağlı kalınması emredilen bir yol olduğuna delâlet etmektedir. Dolayısıyla [insanları] bu yolu izlemeye teşvik etmek, yolu gitmenin gerekli olmadığını belirtmekle değil, gerekli olduğunu salık vermekle ve onu terk etmekten sakındırmakla olur. Tıpkı Yüce Allah’ın kelâmında da tanık olduğumuz gibi, “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun ve diğer yollardan gitmeyin ki, [bunlar] sizi O'nun yolundan ayırıp saptırmasınlar. Allah bütün bunları size emretti ki, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmuş olasınız.”

Allah mü’minleri hidayet yolunu korumaları yönünde teşvik etmek için nefislerini bilmekle memur kılmıştır. Onların takip etmeleri gereken yol nefislerinin yoludur. Mü’minin nefsi onu Rabbe götüren bir yol olup, hidayet edildiği ve mutluluğuyla nihayetlenecek yolu ifade etmektedir.

Allah’ın, mü’minleri “Aleykum enfüseküm” ifadesiyle nefislerine yönelmekle memur kılması, izlemekle emrolunan yolun mü’minin nefsi olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü “Yolu sakın kaybetme”nin anlamı [öncelikle] yoldan ayrılmamak değil, yolun kendisini korumaktır. Dolayısıyla burada geçen “Sakın ola nefislerinizi yitirmeyin” ifadesinden, nefislerin yolcu değil yol oldukları anlaşılmaktadır. Zira bu mananın bir benzerine “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun, diğer yollardan gitmeyin ki, sizi O'nun yolundan ayırıp saptırmasınlar. Allah bütün bunları size emretti ki, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmuş olasınız” âyetinde de rastlanmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar