Anti-Evrim İlahiyatı

04 December 2025 26 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 6

Anti-Evrim İlahiyatı Evrim İdeolojisine Karşı

Kenan Çamurcu

I.

A

li Şeriati, başka birçok konuda olduğu gibi evrim tartışmasında da asıl sorunun, Müslüman memleketlerde evrim teorisini dinî inancı yok etmenin en elverişli aracı sanan inançsız kişi veya kesimlerin çabası olduğunu söyler. Evrim düşüncesi, felsefi gelişimi boyunca geçirdiği tüm aşamalarıyla aslında canlı hayatın ortaya çıkmasıyla ilgili incelenmeye değer bir fikir olmasına rağmen din karşıtı, hatta düşmanı inançsızların elinde dini ortadan kaldırmanın silahına dönüştüğünde elbette ki karşısında dindarların savunmasını bulacaktı.

Üstelik İngiliz doğa bilimci Charles Darwin’de (1809-1882) canlı hayatın en önemli öğesi olan insan türünün maymundan evrilerek bugünkü formuna ulaştığına ilişkin bir evrim şemasına kavuştuğunda insanı “eşref-i mahlûkat” kabul eden muhtelif inançlardan dindarların önünde evrim teorisiyle amansız bir mücadeleye girmekten başka seçenek kalmamış oldu. Ama her türlü fikri incelemenin ve bilimsel araştırmanın önünü tıkayan bu zıtlaşma ve kutuplaşmanın sadece evrim fikrinin bilimsel anlamı ve değeri açısından değil, dindarlar için de zarar verici olduğunu kabul etmek gerekir.

Evrim düşüncesiyle ideolojik çatışma içine girdiğinde onun karşıtı konumda yer almaktan başka çözüm bulamayan dindar bilim adamının, dinî metnin ipuçlarını verdiği yaratılış konusunu ancak evrim fikriyatı dışındaki bilgiler, yorumlar ve kanıtlarda araştıracağı açıktır. Hakikati arayan bir zihnin, araştırdığı konudaki farklı görüşleri ve tartışmaları görmezden gelerek ve büyük kısıtlamalarla bilimsel bilgi üretebilmesinin imkânından söz etmek mümkün değildir. Belki de tarih boyunca İslam felsefe ve bilim geleneğini dinamik kılan, her türlü kısıtlamalardan özgürleşmiş olarak entelektüel faaliyeti gerçekleştirmiş olmasıdır. Fakat fıkıh konusunda olduğu gibi, felsefi ve bilimsel faaliyet alanında da düşünce özgürlüğünden vazgeçilip muhtelif kısıtlarla içe kapalı/içe dönük faaliyet türü başladığından itibaren eleştirel ve bağımsız akıl büyük ölçüde akamete uğramıştır. Selçuklular döneminden tevarüs edilen bilimsel miras bir ölçüde Endülüs diyarında yaşatıldıysa da ve felsefe geleneği İran’da seçkin Şii ulema tarafından temsil edilmeye devam ettiyse de Müslüman dünya Osmanlı askeri imparatorluğunun etki alanında olduğu süre boyunca genel olarak eleştirel ve bağımsız akıl yöntemini terk etmiş, felsefi ve bilimsel faaliyet alanından uzaklaşmıştır.

Yeryüzünde canlı hayatın ortaya çıkışı konulu bir tartışmayı yaparken tarihte Aryan gelenekten kadim Yunan’a, oradan Abbasiler döneminin felsefî ve bilimsel faaliyet kurumlarına ve nihayet tekrar Batıya intikal etmiş evrimci yaratılış fikrinin kategorik olarak dışlanması aslında Müslüman dünyanın henüz içinden çıkmayı başaramadığı kısıtlılık haliyle de ilişkilendirilebilir.

Canlı hayatın başlangıcı ve türlerin yaratılışı meselesi, ister dinî, ister din dışı olsun felsefi ve bilimsel faaliyetin konusu olması gerekirken günümüzde çoğunlukla ideolojik, ama kimi zaman da politik kutuplaşmanın aracı olabiliyor. Bu kutuplaşma yüzünden hâlihazırda canlıların evrim yoluyla tabiattaki varoluşlarının gerçekleştiği düşüncesi bütünüyle inanca karşı ve inancın bilimsel bilgisinin karşısında (böyle bir bilgi olmadığı halde!) kabul ediliyor. Evrim düşüncesi kabul edildiğinde inancın yok olacağı sanılıyor ve dindarlar, yeryüzündeki canlı hayatın ortaya çıkışı ve gelişimi konusunda evrimci olmayan bütün düşüncelere eleştirisiz açık hale geliyorlar. İbrani kaynaklardan geldiği belli tuhaf yaratılış hikâyesinin tartışmasız kabul görmesinin bir sebebi de evrim fikrinden kaçarken tutulunmuş dolu olmasındandır. Evrim fikri dışındaki bütün yaratılış hikâyeleri adeta inancı kurtarmanın sığınağı gibi görülüyor.

Diğer canlı türleri bir yana, insanın yaratılışı konusunda evrimci düşünceye itiraz edilmesinin temeli kuşkusuz dinî metinlerdeki anlatımlardır. Meseleyi “evrim-yaratılış” çelişkisine oturtan yaklaşımlar dinî metinlerdeki anlatımların varoluşun özüne dikkat çekme mi, yoksa yaratılışın tasvir mi olduğu tartışması yapmaksızın ifadelerin zahirine göre sonuç çıkardıklarında, ayrıntılar ve boşlukların hadis rivayetleriyle doldurulduğu bir yaratılış senaryosu belirginleşmektedir.

Eski Ahit’te ve Kur’an’da insanın yaratılışına dair verilen bilgi, insan türünün hakikati, özü ve yaratılış mayasıyla ilgili değil de, yaratılış biçiminin tasviri olarak kabul edildiğinde ayetlerin zahirinden çıkacak sonuç, İbrani kaynaklardan İslam hadis edebiyatına girmiş rivayetlerdeki gibi somut ve tartışmaya kapalı yaratılış senaryosu olacaktır. Müslüman dünyada ağırlıklı olarak evrim fikrinin karşısına çıkartılan yaratılış teorisi işte bu senaryodur.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar