AÇIK OTURUM MÜSTEŞRİKLERİN KUR'AN ÇEVRESİNDEKİ EN YENİ GÖRÜŞLERİ

04 December 2025 50 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 13 / 13

Müsteşriklerin parmak bastığı önemli mevzulardan biri de Kur'an'ın nereden geldiğidir. (Vahyin ve Kur'an'ın kaynağı nedir?). Pozitivist ve deneyselci prensiplere göre konuşan müsteşrikler diyor ki, sözleri kolayca kabul edemeyiz, karine ve şahit isteriz. Peygamber'in hayatıyla ilgili hadisler hakkında da “Bu hadislerin hiçbiri bizim açımızdan makbul değildir” diyorlar. Neden?! Çünkü tarihte zikredilen hadisler Peygamber'in hayatını ispatlayamaz. Bütün hadislerin yalan olma ihtimalini gündeme getirirler. Sözde işi sıkı tutan, bilimsel ve metodik çalıştıkları pozu veren bu beyefendiler vahyin kaynağı konu olunca basitçe Peygamber'in bu ayetleri Varaka b. Nevfel'den aldığı yönünde görüş bildiriyorlar. Oysa Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Varak b. Nevfel'i bir kez görmüştür. Hatta tarihçiler, vuku bulmamış olma ihtimali nedeniyle bu görüşmeye bile şüphe ve tereddütle bakarlar. Ayrıca Varaka b. Nevfel'in kendisi bunca meseleyi bilmiyordu ki Peygamber (s.a.a) ondan öğrenmiş olsun. Hatta Kur'an'daki mevzuların birçoğu Varaka b. Nevfel'in düşüncelerine aykırıdır. Bunlara cevap verirken diyorlar ki, Peygamber (s.a.a) dehasıyla onları değiştirdi. Onlara dâhi olduğunu nereden bildiklerini soruyoruz, tahmin ettiklerini söylüyorlar. Çünkü anlayışı güçlü biriymiş. Peki ama tahmin hüküm vermede delil olur mu? Biz bunların deha ürünü olmadığını ve dahilikten daha yüce bir durum bulunduğunu ispatladığımızda (Peygamber'in geleceğe ilişkin Kur'an'da geçen öngörülere dahiliğin gücü yetmez. Buna ilaveten bireyin kendisi hep dahi olmalıdır, kırk yaşında aniden dahi olunmaz.) Delirdiğini, kendini kaybettiğini de söylüyorlar. Netice itibariyle bu iddiaların metodik çalışmayla bağdaşan şeyler olmadığını net biçimde söyleyebilirim.

Diğer bir nokta, müsteşriklerin önyargısının olmadığı belirtildi. Benin kanaatim tam aksinedir. Onlar sadece önyargılı olmadıkları edasıyla davranıyorlar. Müslümanlar Peygamber'in peygamber ve Kur'an'ın vahiy olduğunu farzediyor. Onlarınsa önyargısı baştan Kur'an'ın semavî olmadığı ve İslam Peygamberi'nin peygamber olmadığıdır. Bundan sonra ayetlerin nereden geldiğini açıklamaya çalışıyor ve bu konuda on tane teori ortaya atıyorlar. Onun peygamber ve Kur'an'ın vahiy olamayacağını söylüyorlar. Biz de diyoruz ki, eğer vahyin mümkün olmadığını iddia ediyorsanız İsa'ya (a.s) vahyi kabul edip İslam Peygamberi'ne kabul etmemek nasıl oluyor? Müsteşriklerin düşünce ve metotlarında mevcut bulunan bu gibi çelişkilere örnekler çok sayıdadır.

Sunucu:

Sayın Cumhurbaşkanı, konuşmasında, müsteşriklerin olumlu metotlarından istifade etmek ve metodik biçimde onların hatalarını eleştirmek gerektiğini beyan etmişti. İrşad Bakanlığı gibi bağlı kurumlar ve diğer müesseselerden talebimiz, merkezler kurarak müsteşriklerin eserlerini tanıma ve tenkide zemin hazırlamalarıdır.

İzleyici Sorusu:

Müsteşriklerin görüşlerini tahkik ve tenkit için toplantılar ve paneller düzenleniyor mu? Müsteşriklerin görüşlerinin gençler arasındaki, özellikle üniversite öğrencileri üzerindeki nüfuzu dikkate alınırsa müsteşriklerin görüşlerinin ciddi biçimde ele alınması ve eleştirilmesi üniversitelerimiz ve medreselerimiz için bir zaruret değil mi?

Dr. Zemanî:

Elbette ki. Benim kanaatim, bu zaruret çok temel bir zorunluluktur. “El-Müsteşrikun ve'l-İslam” kitabının müellifine, yani “Fi Zilali'l-Kur'an” tefsirinin yazarı ünlü Seyyid Kutub'un kardeşi Dr. Muhammed Kutub'a üç yıl önce Mekke'de evine gittiğimde en son yazdığı kitabın ne olduğunu sormuştum. “El-Müsteşrikun ve'l-İslam” cevabını verdi. Dedim ki: “Buna neden gerek var? Seksen sene sonra bu mevzuya girdiniz?” Şöyle dedi: “Müsteşriklerden yana bir kaygım yok. Çünkü bir gayri Müslim İslam hakkında kitap yazdığı ve Müslümanların geneli onu okuduğunda yazarının müsteşrik olduğunu bilirler. Zihinsel olarak gardını alır, ondan etkilenmez ve kitabı eleştirel gözle okurlar. Fakat müsteşriklerin İslam ümmeti içindeki askerlerinden kaygılıyım. Yani müsteşriklerin sözlerini öğrenen, ondan haz alan, o fikirlerin gayet temiz olduğunu düşünen ve sonra da üniversite sınıflarında ve yazdıkları kitaplarda müsteşriklerin Kur'an ve İslam tahlillerini dile getiren sözde yazarlar, konuşmacılar ve aydınlardan. Müslüman gençler ve halk kitleleri onu Müslüman bildiğinden ondan endişelenmez, bunun yeni bir analiz olduğunu düşünür, sakince ve kolaylıkla o fikirleri kabul eder.”

Umarız bir gün İslam'ın hak ve hakikati tüm dünyayı aydınlatacak, İslam'ın tevhidî ve kurtarıcı mesajları tüm dünyaya yerleşecektir.

Önceki Sayfa 11 12 13 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar