“Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz. Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler (el-alimîn) için elbette ibretler vardır. Geceleyin uyumanız ve gündüzün O’nun lütfundan istemeniz de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır. Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır. Emriyle göğün ve yerin (kendi düzenlerinde) durması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yerden (kalkmaya) bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki (dirilmiş olarak) çıkıyorsunuz.”
Kur’an’daki ulema ifadesinin geçtiği yerlerden biri, Fâtır Sûresi’nin 28. ayetidir. Bu ayette varlık âlemi, insan ve hayvanlar gibi hayat sahibi olanla, bitki ve madenlerin merkezi dağlar gibi hayat sahibi olmayan delillerden bahsedilmiştir. Bu ayet bağlamı ile birlikte değerlendirildiğinde şu hususlar göze çarpmaktadır: Allah gökten su indirmiş, bu su ile çeşitli ürünleri yaratmıştır. Dağlardaki yolların renkleri kimisi beyaz kimisi kırmızı olmak üzere farklı farklıdır. Aynı şekilde siyah renkli taşlar da var. Kâinattaki bu çeşitlilik vurgulandıktan sonra insan, canlı ve hayvanların da bu renk yelpazesine benzer şekilde yaratıldıkları zikredilmiş ve kulları içerisinde hakiki manada Allah’tan haşyet duyanların alimler (el-ulemâ) olduğu belirtilmiştir. Bu durumda alimler, evrendeki bu harmoniyi fark eden, evren ile insan, vahiy ile akıl arasındaki ilişkiyi kurabilen neticede gördükleri karşısında hayret edip Allah’a karşı derin bir saygı besleyen (haşyet) kişiler olarak tavsif edilmiştir. Çünkü haşyet, kendisine derin saygı duyulana yönelik bilgi ölçüsüne göredir. İlim ile uğraşan ve onu hayatının bir parçası haline getiren alim, başkalarına nazaran daha fazla bilgi sahibi olduğundan haşyet hali onda daha fazla görünür olacaktır. Buradan hareketle alimin abidden daha üstün olduğu sonucu da çıkarılabilir. Râzî de bu konuya işaret etmiş ve “Sizin en üstün olanınız, Allah’a karşı en muttaki olanınızdır.” ayetini zikrederek takvaya vurgu yapmış ve üstünlüğün amel miktarınca değil ilim miktarınca olduğuna işaret etmiştir. Fâtır Sûresi 27. ve 28. ayetlerin mealleri şöyledir:
“Görmüyor musun ki, Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı, birbirinden farklı renklerde yollar var, simsiyah taşlar da var. İnsanlardan, hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Kulları içinden ancak âlim olanlar (el-ulema) Allah’a karşı derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
5. Kur’an’da Bilgi Ahlâkı
Bilgi, kendisi ile beraber sorumluluk da getirir. Elde edilen sahih bilginin bireysel ve toplumsal dönüşümü sağlaması, insani erdemlere ulaştırması ve beşerî müktesebata katkı sunabilmesi, bilgiye sahip insanların istikametli durmaları ve ilmi ahlâka uygun davranmaları ile mümkün olur. İlmin çeşitli çıkarlara, basit dünyevî tutkulara ve kötülüklere alet edildiği bir ortamda bilginin sorumluluk ve ahlâkının hakkı ile ifa edildiği söylenemez. Özellikle ilmi müktesebata sahip alimlerdeki ufak sapma, toplumun diğer katmanlarına doğru yayıldıkça büyük fay hatlarının oluşumuna sebep olur. Alimler, toplum nezdinde yön belirleyici yıldızlar mesabesindedir. İşaret ettikleri yön, sahih bilgiye uygun ise toplum salaha; değil ise fesada doğru bir yol tutabilir. Bu nedenle Kur’an’da çeşitli vesileler ile ele alınan ilim olgusunun yansıdığı noktalardan biri de bilginin hak, sorumluluk ve ahlâkının inşa edilmesi gerektiğidir. Bilgi ahlâkına dair aşağıda zikredilen ayetlerin bir kısmının Ehl-i Kitap ile alakalı olduğunu belirtmek gerekir. Bu ayetlerin Ehl-i Kitap ile ilgili olması, müminlerin bu ayetlerden ders çıkarmalarına mani değildir. Aksine bilgi ahlâkını inşa etmek için müminler Ehl-i Kitab’ın düştükleri hataları iyi bilmeli ve bu yanlışlardan uzak durmalıdır. Bu çerçevede dikkate alınması gereken noktalardan birisi, bilginin tahrifi ya da gizlenmemesidir.
5.1. Bilginin Tahrifi ya da Gizlenmesi: Nitelikli Ayartma