Bilgiye sahip insanların ilim ahlâkına uygun davranmadığının göstergelerinden birisi, bilgiyi kasten saptırmaları ve gizlemeleridir. Bu tutum, ilim sahibi bazı insanlardan sadır olduğu için nitelikli ayartma olarak tanımlanabilir. Böyle bir davranışın kök sebepleri arasında bilgiye sanal müdahalede bulunma ve bilgiye tahakküm etme bulunmaktadır. Oysa bilginin esas alınıp ona göre hareket edilmesi, hükmedenin bilgi olması ve bilginin hakemliğine müracaat edilmesi gerekir. Bu yanlış tutuma işaret eden ayetlerden biri şöyledir:
“Hakkı batıl ile karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.”
Bu ayet ile Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine ve ilmine işaret eden delilleri bilerek teşviş etmek veya taammüden hakkı gizlemek nehy edilmiş olmaktadır. Ayette geçen lebs (لبس) ifadesi, bilgiyi çoğunlukla mana yönünden tahrif edip ihtilat oluşturmak anlamındadır. Vahyi işlerine geldiği gibi yorumlayıp hakkı gizleyenler yeri gelmiş “Biz ancak Rasule itaat ederiz, Ebubekir’e neden zekat verelim” deyip zekat vermeyi reddetmişler, yeri gelmiş “Allah’tan başka hüküm sahibi yoktur” diyerek Hz. Ali’yi katletmişlerdir. Bazıları da uzak te’viller ile bâtınî yorumlara dalarak tahrife yeltenmiş, daha başka fırkalar mezhebî aidiyet ve ideolojilerini önceleyip işlerine gelen ayetleri dillendirerek diğer ayetleri ketmedebilmişlerdir. Bu nedenle fukaha delil merkezli te’vîli esas almıştır. Kanıt olmadan yapılan yorumlar, kimilerine göre te’vîl değil sadece kelime oyunlarıdır. Yine bilgi sahibi olduğu halde enfüsî ve âfâkî delillere bilerek ve isteyerek muhalefet edip yanlış bir yol tutulmaması da istenmiştir. Bu sebeple insanları yaratan, yeri döşek, semayı bina eden, gökten suyu indirip bununla rızık olsun diye yerden meyveler bitirenin Allah olduğu vurgulanmış, bütün bu nimetlerden sonra bilerek ve isteyerek Allah’a ortaklar koşulmaması emredilmiştir. Zira saf bilgi, kişiyi doğruya iletirken; içerisine kişisel hırs, inat ve ideolojinin karıştığı bilgi ise yanlışa sevk edecektir. Binaenaleyh, aleyhlerine de olsa ulemanın bilginin rağmına hareket etmemesi ve bunu gizlememesi gerekmektedir. Bakara Sûresi’ndeki bir ayette de ilmin saklanması nehyedilmiştir. Başka ayetlerde de apaçık delilleri gizleyenlerin hem Allah’ın hem de lanet edicilerin lanetine uğrayacağı ve ilim sahibi olan ile olmayanın bir tutulamayacağı ifade edilmiştir.
5.2. Bilginin Amelî/Eylemsellik Boyutu
Bilgi ahlâkının yansıdığı parametrelerden birisi, bilginin hayat ile bağının kurulması, canlılığını devam ettirecek pratikler üretmesi, var olan bilgi doğrultusunda yanlışların tashih edilmesidir. Gerek zihnî gerekse amelî düzeyde eylemsellik kazanmayan ve aksiyona vesile olmayan ilim, “bilgilenme” düzeyinden öteye geçemeyecektir. İlgili ayetlerden biri şöyledir:
“Kitabı okuyup durduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
Ayet Ehl-i Kitab ile alakalı olmakla birlikte Müslümanlar için de önemli mesajlar içermektedir. Kişinin iyilik bilgisine sahip olmasına yani işin teorik boyutunu kavramış olmasına rağmen bilgiyi eyleme dönüştürmeme durumu eleştirilmekte ve aklı başında olan insanların öğrendikleri bilgiyle amel etmeleri gerektiği ifade edilmektedir. İnsanlara Allah’ın emir ve nehiylerini söyleyerek nasihat edip kendisini ihmal edenler, çelişkiye düşerek akla uygun hareket etmezler. Zira kişinin bilgisel ve eylemsel düzeyde nefsine ihsanda bulunması, başkalarına ihsanda bulunmasından daha makuldür.
İlim ile amel arasında hem aynı harflerden oluşmasına binaen fonetik hem de değer içerip içermediği bakımından anlamsal düzeyde bir bağlantı bulunmaktadır. Amelsiz ilim, yük ve mükellefiyeti; ilimsiz amel ise taklidi beraberinde getirir. Kimi alimler “o (Yakup) kendisine öğrettiğimizden dolayı bir bilgiye sahipti” (وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ ) ayetini “kendisine öğrettiğimizden dolayı bir amel sahibiydi” (و إنه لذو عمل بما علمناه) şeklinde anlamışlar ve âlimin ilmi ile amel e