bayram

04 December 2025 55 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 13

“Onlar, ‘Yahudi veya Hristiyan olanlar hariç, hiç kimse cennete giremeyecek’ dediler. Bu onların kuruntusudur. De ki: ‘Eğer sözünüzde doğru iseniz kesin burhanınızı/kanıtınızı getirin!”; “Her ümmetten bir şahit çıkarır ve ‘kesin delilinizi/burhanınızı ortaya koyun’ deriz.”; “Onlara ‘Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz’ de.”; “Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: ‘Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?’ De ki: ‘Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir." “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır! O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi? Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti. Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti. Peki bütün bunları yapan, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?”

Ayetlerin tarih araştırmalarına delalet etmesi: Kur’an’da birçok ayet, tarih araştırmalarının önemine işaret etmektedir. Bu çerçevede Kur’an, belleklerde yer edinmesi için farklı sûre ve ayetlerde tekrar ederek tarihsel hadiseleri nakletmiş dolayısıyla nazarları önceki peygamberler ve ümmetlerinin yaşanmışlıklarına yönlendirmiştir.

Kur’an’a bakıldığında önemli bir bölümünün kıssalardan, önceki peygamberlerin mücadelelerinden, zulümleri sebebi ile helakı hak eden milletlerden oluştuğunu görürüz. Bu anlatım metodolojisi, tarih felsefesinin yanı sıra tarih tenkidi konusunda da önemli bilgiler içerir. Bu yönüyle Kur’an’ın tarih ilminin önemine işaret ettiğini, müminleri önceki kavimleri araştırmaya yönelttiğini ifade etmek mümkündür. Kur’an, tarihi hâdisatı öncekiler hakkında bilgi sahibi olmamızdan ziyade değer yüklü bir amaca matuf olarak anlatır. İbret alınması, yapılan yanlışların tekrar edilmemesi, tarihi olayların sebep-sonuçları, isyan ve tuğyanın artması durumunda sünnetullahın işleyeceği gibi amaçlar çerçevesinde tarihi vakıalar aktarılır. Böylece tarih sadece yaşanmışlıkların hikaye edilmesi değil, geçmiş tecrübelerden istifade ederek istikbale projeksiyon sunacak bazı tedbir ve öngörüleri sağlamamıza yardımcı olur.

Kur’an’ın tarih araştırmalarına sevk etmesi, salt maddi olgular üzerine değil, dinî ve ahlâkî mesajlar çıkarma ve bunları birer ayet olarak okuma amacına yöneliktir. Yine tarih ilmi ile yakından ilişkili olan alanlardan birisi de arkeolojidir. Kur’an geçmiş milletlerin bakiyesinden ve tarihi kalıntılarından da bahsetmekte ve bunların incelenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ancak yine Kur’an’a göre bu tür tarihi eser ve bakiyelerin tetkik amacı, ibret alınarak bir hidayet vesilesi olma ön şartına bağlıdır. Günümüzde Kur’an ve arkeoloji ile ilgili bazı çalışmaların yapılmış olması önemlidir ve kanaatimizce müstakil bir disiplin hüviyeti kazanıp geliştirilerek devam ettirilmelidir. Konu ile ilgili bazı ayetleri şöyle sıralamak mümkündür:

“Onlardan önce de eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.”; “Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yeryüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir.”; “Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!”

Ayetlerin kevnî ilimlere delalet etmesi: Tarihte din-bilim ilişkisi her zaman netameli bir konu olmuştur. Ortaçağda kilise-bilim adamları arasındaki gerilim önce din ile bilim arasında bir çatışmaya sonra karşıtlığa neden oldu. Batı’da kilisenin baskısından kurtulan bilim, oldukça büyük ilerleme kat etti. Bu ilerleme, kilisenin bilime engel olduğu düşüncesini teyit etmiş oldu. Bundan sonra Batı’daki bu tecrübenin aynısının İslâm-ilim ilişkisine taşınması yönünde bazı seküler yaklaşımlar ortaya çıkmaya başladı. Oysa bu kıyas hem referans hem de gerçeklik açısından doğru değildir. Zira Kur’an ile ilim arasında bir çatışmadan söz edilemeyeceği gibi tarihin herhangi bir döneminde –bazı tikel örnekleri istisna edersek- Ortaçağ Batı’sında olduğu şekliyle dinin ilmin gelişimine engel olduğu fikriyatı, gerilimi veya çatışması Müslüman kamuoyunda hakim bir dünya görüşü olmamıştır. Müslüman dünyada son dönemlerde Batı aleminde gelişim kaydeden sosyal ve tabii ilimlerin İslâmi bir nitelik kazanmasına ve İslâmî bilginin inşa edilmesine yönelik çalışmalar artmaktadır. Öte taraftan Kur’an’ı anlama çabasında diğer beşerî ve kevnî disiplinlerden ne kadar çok istifade edilirse bazı ayetlerin anlaşılması da o kadar kolay hale gelecektir. Konunun çok geniş uzantıları olduğundan burada bazı ilimlere dair belirli ayetlere yer verilmekle iktifa edilecektir:

Kur’an insanın yaratılış serüveninden bahsetmektedir. Allah insanı çeşitli merhaleler halinde, en güzel bir şekilde kan pıhtısından yaratmış ve ona şekil vermiştir. Bu ayetlere fizyoloji, anatomi ve embriyoloji mütehassıslarının perspektifi ile de bakılmalıdır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar