2- Haccın İslam’daki Konumu

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 13

Haccın İslam’daki Konumu

Üstad Abdullah Cevadî Âmulî

İslam’ın Kuşatıcılık ve Sürekliliğinin Mazharı

Cihanşümul bir din ve evrensel bir okul olarak İslam, şu iki temel ve ölümsüz ilkeyi barındıran yönlerini her daim gözler önüne serer: ‘Herkes için’ ve ‘bütün zamanlar için’ geçerli olmak yani ‘kuşatıcılık’ ve ‘süreklilik’. Dolayısıyla İslam’ın insanlık için öngörmüş olduğu yaşama modelinin de cihanşümul olması ve bütün yönleriyle kuşatıcılık ve süreklilik niteliklerini yansıtması gerekir.

İslam, birtakım temel ilke ve rükünler üzerine inşa olunmuş ve bunlarla kıvam ve istihkâm bulmuştur. Öyle ki bu temel olmadan yıkılıp yok olmaya mahkûm olur ve karşılığı olmayan bir isim olarak kalmaktan öte hiçbir özellik taşımaz. İslam’ın bu en temel ilke ve rükünlerinden biri, aynı zamanda onun kuşatıcılık ve süreklilik özelliklerinin de bir cilvesi; dahası en önemli göstergelerinden biri olan hac ibadetidir. Bu anlamı İmam Bakır’ın (a.s) şu buyruğunda da görebiliriz:

“İslam, beş temel üzerine inşa olunmuştur: Namaz, oruç, zekât, hac ve velayet.”

Bu demektir ki bilerek ve kasıtlı olarak hac ibadetini yerine getirmeyen bir Müslüman, bu ilâhî dinin en temel rükünlerinden birini yok etmiş doğal olarak da inandığı İslam’ın kemal ve bütünlüğüne halel getirmiş sayılır. İşte bu itibarla Allah Teâla, haccı kasıtlı olarak terk etmeyi, ‘küfür/inkârcılık’ diye tabir etmektedir:

“…Kim kâfir olursa/ inkâr ederse, bilsin ki; doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.”

Bu demektir ki, kasıtlı olarak/taammüden hac farizasını yerine getirmeyen bir insan, iman ve itikat bakımından olmasa da ameli olarak ‘kâfir’ olmuş sayılır.

Binaenaleyh haccı, İslam’ın evrensel yaşam modelinin herkesi ve bütün zamanları kuşatan niteliğinin en bariz bir örneği olarak görebilir ve bu ilahî dinin kuşatıcılık ve sürekliliğinin kesin bir kanıtı olarak değerlendirebiliriz.

Zira hac, dini bir ödev olup diğer birçok temel ilke ve esasa bağlı olarak ifa edilebilir. Öyle ki bu temel şekillenmeden haccın yerine getirilmesi de mümkün olmaz. Dolayısıyla hac, herkes için ve bütün zamanlarda geçerlidir diyorsak eğer, aynı zamanda haccın üzerinde şekillendiği bütün inanç ilkeleri ve fikirsel temellerin de kuşatıcılık ve süreklilik vasıflarına sahip olduğuna inanmamız gerekir. Çünkü hac, bu söz konusu itikâdî temelden bağımsız bir ödev değildir ve bu temel olmaksızın da makbul görülmez.

Kur’an Açısından Haccın Evrenselliği

Haccın evrenselliğini daha açık bir şekilde izah edebilmek için, Kur’anî örneklerin ışığında bütün boyutlarıyla bu niteliği incelemeye ve bu doğrultuda bu dinî ibadetin özünün kuşatıcılık ve süreklilik vasıflarını aydınlatmaya çalışacağız.

1. Kulluğun İlk Evrensel Odak ve Merkezi

Hac, Kâbe’yi ziyaret ve orada yerine getirilmesi gereken ibâdî amelleri yerine getirmek maksadıyla hareket etmektir. Bu ibadet asırlar ve yüzyıllar boyunca, farklı form ve ayinler kalıbında hep var olagelmiştir. Kâbe, halkın topluca ibadet edebilmeleri için kurulan ilk bina ve ibadet ehlini kendisine cezbeden ilk merkezdir:

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Bekke'deki (Kâbe)dir. Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”

Kâbe’nin bulunduğu yerin ‘kalabalık ve halkın topluca bir yere üşüşmesi’ anlamına gelen ‘Bekke’ kelimesiyle tabir olunması, bu mekânın evrensel bir merkeziyete sahip olduğunu gösterir. Yeryüzünün her yerinden insanların bütün zamanlar boyunca ona yönelmeleri ve dolayısıyla kalabalık halk yığınlarının orada buluşmalarını ifade etmek için Kâbe’nin bulunduğu şehir ‘Bekke’ diye isimlendirilmiştir.

Kâbe, Müslümanların resmi kıblesi olarak ilan olunduğunda, Hz. Musa’nın dini üzere olanlar itiraz etmeye başladılar: Nasıl olur, Beytu’l Makdis dururken Kâbe’nin kıble kılınması mümkün müdür? Bu esnada vahiy nazil olur ve Kâbe’nin bütün diğer mabetler içerisinde en eski bina olduğu bildirilir. Buna göre Kâbe, Allah kullarının ibadet edebilmeleri için ve genel bir hidayet merkezi olarak kurulan ilk ‘beyt’ ilk evdir. Ayrıca bu mekân birçok bereketin yatağıdır. Bütün insanlık toplumu için bir hidayet kaynağıdır ve bu özel bir zaman ya da ırka özgü değildir. Bu yüzden çok eski zamanlardan beri, Allah’a kulluk inancında olan bütün kavim ve milletler, Kâbe’ye hep saygı duymuş farklı farklı gerekçelerle kutsamışlardır. Konunun tarihsel seyri ve bu inançların incelemesi şimdiki konumuzun dışındadır.

2. Kâinatın Hidayet Merkezi

Kur’an-ı Kerim, Kâbe’yi ilk ve en eski ibadet ve kulluk merkezi olarak tanıtmanın yanı sıra bu mekânı, bir kulluk merkezi olarak tanıtır ve şöyle buyurur:

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir.”

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar