2- Haccın İslam’daki Konumu

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 13

Nasıl İslam Kâbe’yi ziyarete yönelmeyi, “insanların topluca Allah’a doğru bir hicreti” olarak görüyor ve bu hicreti kâinat sathında bir zaruret olarak değerlendiriyorsa, bütün diğer ilahî dinler de haccı resmi bir fermanın gereği saymışlardır. Haccın bu şöhretinin bir kanıtı da yılları belirlerken hac aylarını ölçü almalarıdır. Örneğin Hz. Musa ve Hz. Şuayb (a.s) arasında cereyan eden hadisede ‘sekiz yıl’ ‘sekiz hac’ diye tabir olunmuştur:

“…Buna karşılık sen de sekiz yıl yanımda çalışırsın…”

Hac, yılda bir kez yerine getirilen bir ibadet olduğuna göre, burada söz konusu “sekiz hac” tabirinden kasıt ‘sekiz yıl’ olmalıdır.

Ele aldığımız bu örneklerden yola çıkarak, İslam’ın en önemli mazharlarından biri olan Haccın bu dinin ‘kuşatıcılık’ ve ‘süreklilik’ özelliklerinin bir tahakkuku olduğunu söyleyebiliriz. Bu itibarla Hz. İbrahim Halil (a.s) ve ondan önce Hz. Âdem (a.s) için söz konusu olan her şeyin Hatemu’l Enbiya (s.a.a) için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden hac, belirli bir millet ya da özel bir zaman dilimine özgü bir ibadettir denilemez. Zira hac, kuşatıcı ve sürekli bir ibadettir. Bu özelliği dolayısıyla da bütün geçmiş ümmetler ve kavimler arasında yüzyıllar boyu ve zaman çarkının bütün cevrine rağmen hep yaşayadurmuştur. Müminlerin Emiri (a.s) şöyle buyurur:

“Allah Teâlâ’nın ilk toplulukları; Âdem’den (a.s) ta en son gelenlere kadar bütün ümmetleri ne bir zararı dokunan ne de bir fayda sağlayan; ne gören ne de işiten bazı taşlarla sınadığını görmez misiniz? Öyleyse Allah onu (Kâbe’yi) kendisi için saygın bir ev ve insanlar için bir kıyam ve kıvam vesilesi kıldı.”

Bütün bu açıklamalardan sonra haccın söz konusu iki ilkenin billurlaşmış bir örneği olduğu anlaşılmış olmalıdır. Aksi durumda onu bütün kâinat için bir hidayet vesilesi olarak göremeyiz. Zira bu durumda sadece bir millete özgü bir ayin olmaktan öteye geçemez. Bu ise haccın teşriinin temel ilkeleriyle aykırılık ve onun kuşatıcılık ve süreklilik vasıflarıyla bir tezat teşkil eder.

Kur’an ve Sünnette Hac

1. Kur’an’da Haccın Siması

a) Allah’la Özel Bir Sözleşme ve Ahitleşme

Hac, sahip olduğu özel değer ve itibardan dolayı insanlar için şeref ve itibar kaynağı olan ilahî bir ahittir. Bu yüzden haccı farz kılan ilahî tabir, namaz ve zekâtı farz kılan “Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin!” hitabında olduğu gibi emir kipiyle değil; özel bir ilahî ahit ve sözleşmeyi ifade eden bir dille ifade edilmiştir: “O evi haccetmek, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” ‘lam’ edatı ve ‘ism-i celale’den mürekkep ve mutaalıkına mukaddem kılınan böyle bir tabir, diğer ibadetlerle ilgili hiç kullanılmamıştır.

Bu özel tabir, çok açık bir şekilde haccın önemini göstermektedir. Her ne kadar Yüce Allah oruçla ilgili de: “Oruç, benim içindir” diye buyurur; ama hac, aynı zamanda orucu da içerir. Zira örneğin kurbanlık hayvan bulamayan bir hacı adayı, üç günü hacda yedi günü döndükten sonra olmak üzere on gün oruç tutmakla mükelleftir:

“…Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar…”

Aynı şekilde namazın içerdiği bütün bereketler hacda da gerçekleşir. Zira örneğin haccın rükünlerinden sayılan tavaf, namaz hükmündedir: “Beyti tavaf etmek namazdır.” Evet, hacda namaz da vardır. Ancak daha da ötesi “Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın)” emrine icabet ederek tavaf esnasında Makam-ı İbrahim’de namaza duran hacılar, âlemlerin rabbine dua ve niyaz ile yönelir ve cemaat halinde omuz omuza ‘dinin direğini’ ikame ederler. Bu vesileyle Mevla’mıza yakınlaşarak namazın içerdiği bütün güzelliklere nâil olurlar. İşte bu itibarla, rivayet olunur ki:

“Hac, namaz ve oruçtan daha faziletlidir.”

Hacı adayı, zekâtta var olan bütün bereketleri de elde eder. Zira hacc ibadetinde, insanoğlunun yaratılışında kök salmış olan cimrilik ve tamahkârlığı yok eden İnfak, bağış ve özveri de vardır. Hacc insanın ruhunu, bu kötü hasletlerin kir ve pasından arındırır. Cimrilik ve tamahkârlıktan arınan bir ruh ise “kurtulmuş” olanlar zümresine dâhil olur:

“Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Sözün özü, hacc bütün bu ibadetlerin sonsuz faziletlerine de şamil gelir. Bununla birlikte diğer hiçbir ibadette bulunmayan özellikler de barındırır. En başlıca özellik, haccın Yüce Allah ve kulu arasında gerçekleşen bir ahit ve misak olmasıdır. Bu itibarla İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:

“Mezardaki ölüler, dünya ve içindeki her şeye karşılık tek bir hacca sahip olmayı arzularlar.”

Hatırlatma:

Daha sonra ele alacağımız ismet hanedanı Ehlibeyt (a.s) yoluyla elimize ulaşan rivayetlerin ışığında haccın farz kılınmasının sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Şark ve garptan insanların bir araya gelmeleri ve tanışmaları

2. Ekonomik canlılık

3. Hz. Peygamberin iz ve hatıralarıyla tanışmak

4. Tövbe ve Allah’a yeniden dönüş

5. Hayır ve mağfiret talebi

6. İnfak ve ihsan

7. Bedenlerin zorluklara alıştırılması

8. Bedensel haz ve şehvetlerden uzaklaşmak

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar