2- Haccın İslam’daki Konumu

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 13

Yani tüm insanlar için inşa olunan ve bütün kâinat için hidayetini temin eden ilk ‘beyt’ Kâbe’dir. Bu ‘beyt’ hiçbir topluluk veya ırka özgü olmayıp hiçbir coğrafyanın sakinleri diğerlerine oranla ona daha yakın değildir. Coğrafî sınırlar, bu evrensel mekânla kurulacak bağ önünde hiçbir mani teşkil etmez. Bu yüzden yeryüzünde yaşayan bütün milletler; Hint, Fars, Keldani, Yahudi, Arap ve sair bütün topluluklar bu mekânı mukaddes bilirler. Bu konuyla ilgili Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde, kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe'ye) gelsinler…”

3. Bütün Zamanlarda Bütün İnsanlar İçin Dönüp Varılacak Bir Toplanma Yeri

Yukarıdaki konuyu aydınlatan bir başka kanıt; “Biz Kâbe’yi bütün insanlar için dönüp varacakları bir yer ve güven ve huzur duyacakları bir mekân kıldık” mealindeki ayettir. Bu tabir, her ne kadar açık bir dille, geçmiş bütün insanları kapsamasa da ancak ayetin devamını göz önünde bulundurduğumuzda, sadece Kur’an’ın nüzulünden sonra yaşayanlar değil, geçmiş gelecek bütün çağlarda yaşayan insanların Kâbe’ye yönelmek ve ziyaretine gitmekle yükümlü tutulduklarını görürüz:

“…Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun, diye emretmiştik…”

Zira bu ayet-i kerimede Allah’ın iki büyük peygamber, yani Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s) ahitleşmesine konu olan husus, onların Kâbe’yi ziyarete gelen bütün tavaf, ibadet, rükû ve secde ehli için pak ve tertemiz kılmalarıdır.

4. Kâbe’nin Aydınlığında Evrensel Kıyam Hareketi

Bir başka Kur’anî örnek, Allah’ın hacca çok özel bir saygınlık atfettiği ve onu bütün insanları kuşatan kitlesel bir halk hareketi; bir kıyamın kaynağı olarak tanıttığı şu ayet-i kerimedir:

“Allah, Beyt-i Haram; Kâbe'yi insanlar için bir ayaklanma/kıyam kaynağı kıldı.”

Yeryüzündeki tüm insanları harekete geçirip kıyama kaldıracak en önemli etken, herkesin namaz için yöneldiği, etrafında tavaf ettiği, çevresinde duaya durduğu ve hareminde oturup ilâhî ayetler üzerine tefekkür ettiği ‘ev’dir.

Ayetin içeriği ve ayetin öncesi ve sonrası üzerine dikkatli bir mütalaa, Kâbe’nin, umum için bir tavaf merkezi ve kitlesel bir halk hareketinin kaynağı olarak tanıtıldığını gösterir. Yani eğer bütün peygamberler için yegâne hedef, insanların ‘kitap’, ‘mizan’ ve Allah elçilerinin getirdikleri ilahî armağanlarla tanıştıktan sonra ‘adalet’ ve ‘hakkaniyetin’ hâkimiyeti için halkların kıyama kalkışmalarını sağlamaksa ki “And olsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik” bütün ırksal ve coğrafi farklılık ve ayrılıkları bir kenara itebilecek, mekânsal ayrıcalıkları aşabilecek, zamansal ve dilsel dağınıklığı önemsiz kılacak, yabancıları aşina edecek, bu söz konusu yüce hedefi gerçekleştirebilecek ve bütün insanların adalet ve hakkaniyet için kıyama kalkışmalarını sağlayabilecek yegâne etken Kâbe’dir. Bu anlamda İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:

“Kâbe ayakta kaldıkça, Din her daim ayakta kalacaktır.”

Bu demektir ki dinin ayakta kalabilmesi, dindarların ayakta ve her daim kıyamda olmalarına bağlıdır. Aynı şekilde Kâbe’nin ayakta kalabilmesi de onu ziyaret edenlerin varlığına bağlıdır. Allah’ın dini nasıl tek bir din ve bütün herkes içinse, Kâbe’de bütün insanlar için bir tavaf merkezi ve evrensel bir ziyaret mekânıdır. Dolayısıyla halkların evrensel kıyamları da bu mekânı daima dikkat-ı nazarda bulundurmakla gerçekleşebilir.

5. Kâbe’nin Bütün Ziyaretçileri Eşittir

Vahiy kültürü ve Kur'an dilinde, ilahî ödevleri, özellikle de Kâbe ziyaretini yerine getirmek, belirli bir bölgede yaşayan insanlara mahsus değildir. Hiçbir coğrafyanın insanı hacca gitmek hususunda başka bir bölge insanına göre öncelikli ve ayrıcalıklı değildir. Bu ruhani yolculukta yolun uzaklığı ile yakınlığı arasında bir fark yoktur:

“…Allah'ın yolunda, yerli ve yolcu (yakın ve uzak) bütün insanlar için eşit kılınan Mescid-i Haram…”

bu ayete göre, Kâbe’nin hareminde bulunan ve namaz, dua ve tavaf merkezi kılınan Mescit, bütün insanlara eşit bir şekilde tahsis olunmuştur. Bu itibarla Mekke’nin sakinleriyle dünyanın diğer noktalarından Kâbe’yi ziyarete gelenler arasında hiçbir fark söz konusu değildir.

6. Haccı Cihanşümul Şöhreti

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar