Eğitmenin söylem ve eylem farklılığının sonuçlarından birisi de öğrenciye riya ve nifakı öğretmektir. Öğrenci bu davranışa şahit olduğunda riya ve nifaka izin verildiğini sanmaktadır. Böylelikle hedefe ulaşabilmek için zahirde bir şekilde, batında farklı bir şekilde davranılabileceği veya konuşma esnasında istediğini söyleyebileceği ve sözler verebileceği ancak iş uygulamaya geldiğinde konuşma ve sözlere uyulmayabileceği yargısına varır. Bu yargıyı eğitmen ona söylememektedir. Öğrenci bu yargıya kendisi varmaktadır. Zira o eğitmene örnek alabileceği birisi gözüyle bakmakta ve eğitmen ona söylemeden o eğitmenin söylem ve eylemlerinden örnekler almaktadır.
Nehlavî Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha adlı eserinde eğiticinin özelliklerinden birisinin sadakat olduğunu beyan etmekte, ilmiyle amelinin birbiriyle uyumluluğunun da bunun işareti olduğunu söylemekte ve ancak bu şekilde eğitilenin onun söylem ve eylemlerine tabi olacaklarına değinmektedir. Sonra şöyle demektedir: "Eğer eğiticinin söylem ve eylemi birbiriyle uyuşmazsa, eğitilenler onun sözlerinde ciddi olmadığı ya da söylediklerine güvenmeme yargısına varırlar." Sadakatsizlik hakkında da şunları söylemektedir: "Eğiticinin sadakatsiz olması, öğrenciye bazen riyayı öğretir. Hem de eğitici istemediği halde bu gerçekleşir. Zira özellikle yeni başlayanlar olmak üzere eğitilenler, eğitimcinin sözlerinden etkilendikleri gibi davranışlarından da etkilenirler. O halde eğitimci, söyledikleriyle ve yaptıklarıyla eğitilenlere örnek teşkil etmektedir. O sadakatsizliğiyle, eğittiği çocuklara kötülük yapmış ve onların ahlâkî arınmalarını sağlayacakken bataklığa sürüklemiştir."
4-4 Saygınlığı Kaybetmek
Şimdiye kadar beyan edilen sonuçlar öğrencilere yönelik sonuçlardı. Saygınlığı kaybetmek gibi daha başka sonuçlar da vardır ki bunlar eğitmene yönelik sonuçlardır. İmam Cafer Sadık (a.s), Hz. İsa’nın (a.s) ağzından şöyle nakletmektedir: "Yalanı çoğalan kimsenin saygınlığı yok olur." Çok az kimse onun sözüne değer verir ve onunla arkadaş olur. Hadislerde de böyle kimselerle arkadaşlık edilmesi yasaklanmıştır.
4-5 Günaha Cesaret Etmek
Genelde ferdin kendisiyle ilgili olan sonuçlardan birisi de daha çok ve daha büyük yalanlara (dolayısıyla günaha) cesaret etmesidir. İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle nakletmiştir:
"İmam Ali Seccad (a.s) oğullarına daima şöyle derdi: Yalanın küçüğünden de büyüğünden de, ciddisinden de şakasından da sakının. Zira insan küçük (bir iş için) yalan söylediğinde, büyüğüne de cesaret eder…"
Şaka bile olsa küçük bir yalan söylemekle, sonraki yalana ortam hazırlanır ve nefis daha çok ve daha büyük yalanları söyleyebilme gücünü kendisinde bulur. Tekrarı halinde, bu halet nefse nüfuz ederek alışkanlık ve şahsın bir özelliği olarak ortaya çıkar.
Öğrencide nefret oluşması, gerçek imanı tatmaktan mahrum kalma ve benzeri şeyler de hadislerde yalan ve bu davranış şeklinin ortaya çıkaracağı sonuçlar olarak beyan edilmiştir.
5-Eğitimde Yalanı Kullanmak
Eğitmenin söylem ve eyleminin farklılığı konusunu tamamlamak için "Acaba eğitimde yalan bir yöntem olarak kullanılabilir mi kullanılamaz mı?" sorusuna cevap vermeliyiz. Bu soruya cevap vermek, yalanın büyük günahlardan olmasından dolayı önemlidir. Zira yalan, bütün kötülüklerin kilidi olarak vasıflandırılmış ve birçok ayet ve hadiste şiddetle yasaklanmıştır. Diğer taraftan yalanın toplum geleneklerine yayılması, hatta eğitmenler ve insanlara örnek kimseler arasında yayılması konunun önemini artırmaktadır. Zira bu soru, beraberinde başka soruları da zihinlere getirmektedir: "Hedefe ulaşmak için haram olan bir şeyden istifade edilebilir mi? Eğitim gibi mukaddes bir binanın temeli yalan gibi büyük bir haramla atılabilir mi?
Açıklanması gereken birinci nokta, yalanın anlamı hakkındadır. Neye yalan denir? Bu konuda çeşitli görüşler bildirilmiştir.
-Bazen gerçeğin tersi olarak tanımlanmıştır; bu durumda konuşan kimse, olayın doğruluğu veya yanlışlığı hakkında şüpheye düşerek veya gaflet ederek gerçekle örtüşmeyen bir şey söylese, yalan söylemiş sayılacaktır.
-Bazen gerçeğe ters olmasıyla birlikte inanca ters olması gerektiği de söylenmiştir; bu durumda da konuşan kimse gerçekle örtüşmediğini bilerek ve ona inanmayarak bilinçli olarak bir şey söylese yalan sayılacaktır.
-Bazen de gerçekle örtüşen bir şeyin inanmadan söylenmesine de yalan denmiştir; Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğine şahadet eden münafıklar gibi ki Kur’ân-ı Kerim onları yalancı olarak nitelemektedir. Zira onların şahadetinin içeriği Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğiydi ve dolayısıyla şahadetleri doğruydu. Ancak Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğine inanmıyorlardı.
Birinci tanım yalanın lügat tanımı ile uyuşmaktadır. Ancak örf terminolojisinde ikinci ve üçüncü tanımlar da yalan sayılmaktadırlar. Üçüncü tanıma her ne kadar nifak dense de belirttiğimiz gibi o da halk arasında yalan sayılmaktadır.