“Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkânı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek yücedir!”
Bu ayette, Allah'ın yücelik ve bereketi Kur'an'ın vahyedilmesi meselesiyle ilişkilendirilmektedir. Bu şekilde Kur’an'ın indirilmesinin Allah'ın nimetlerinin tecellilerinden biri olduğu gösterilmekte ve Furkan sahibi olmak da en büyük nimetlerden biridir. Çünkü bu, insanı doğruyu yanlıştan ayırmaya yönlendirir.
"Furkan" ayırıcı (doğruyu yanlıştan ayıran) demektir. Bu kelime Kur’an'da bazen “Kur’an”, bazen aydınlatıcı mucizeler, bazen de “Tevrat” anlamında kullanılmıştır ama bu ayette kastedilen Kur’an’ın kendisidir.
İmam Cafer-i Sadık’tan rivayet edilmiş ve buyurmuştur:
“Kur'an (isim) Kur’an'ın tamamıdır ve Furkân (isim), takip edilip uyulması gereken Kur’an'ın hükümleridir.”
Kur’ân-ı Kerîm dünyayı, insanı, toplumu ve bu konudaki teamülleri, müminleri, kâfirleri ve münafıkları daha iyi anlama ve tanıma vesiledir. Zaten onların sıfat ve özelliklerini ifade etmekle onları birbirinden rahatça ayırıyor.
Kur'an-ı Kerîm, doğru inançları, kanunları, kuralları, faziletleri ve ahlakı bilmenin bir aracıdır ve onları batıl ve çürük olan içeriklerden ayırır. Aynı şekilde eğitim, siyaset, sosyal, ekonomik vb. konularda olduğu gibi, insan iki yol üzerinde tereddütte kaldığında, Kur’an ayetleri hakkı batıldan ayırarak kişiyi doğru yola iletir.
c) Kur’an’ın Ayırıcılığı:
"إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ * وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ"
“Şüphesiz ki o (Kur'ân), elbet (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. Ve o, şaka değildir!”
Bu ayetlerde ‘Kavlû’l fasl’ veya ‘Faslû’l hitâb’tan söz edilmekte; yani hiçbir surette şaka olmayan, hak ile batılı birbirinden ayıran bir sözdür ve bu ayırıcı sözden kasıt Kur'an'dır. Bu konu bazı hadislerde bahsedile gelmiştir.
İmam Cafer-i Sadık’tan (as) şöyle nakledilmiştir:
“Bu [ayet] bir yemine cevaptır [ve anlamı şudur], Kur'an'ın hak ve batılı belirterek ikisini birbirinden ayırması anlamına gelir.”
d) Kur’an, İhtilaflarda Bilimsel Bir Referanstır:
"اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ"
“Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere taraf olma!”
Kur’an’ın Hidayet Kapsayıcılığı:
Kur'an-ı Kerîm, insan yaşamının tüm yönlerini kapsayan genel bir rehberliğe sahiptir. Çünkü o, “insanlara yol gösteren” olarak adlandırılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yapılan beyanın kendisidir; nitekim tüm insanoğluna hitap eden bu ayet; zaman, mekân ve durum gözetmeksizin indiği andan itibaren herkesi kapsamaktadır. Yani bütün insanları, tüm zaman diliminde, bütün ülkelerde, siyasi, sosyal ve ekonomik her durumda kapsamaktadır.
Öyleyse Kur'an insanlığa dair tüm alanlarda bir rehber hüviyetindedir. Hal böyle olunca da tüm beşerî bilimleri yönlendirebilir. Tabii ki, Kur'an-ı Kerîm'in mezkûr alanların tüm ayrıntılarını açıklamasını beklememeliyiz, çünkü o bir anayasa kitabı gibidir. İnsana rehberlik etmek için genel hatlara değinir ve hayata ilişkin detayları insanın aklına ve bilime bırakmıştır. Bu şekilde, insanları düşünmeye ve bilime teşvik etmiştir. Ama buna rağmen yine de birçok konuda detaya girmekten çekinmemiştir.
3.2. Akılcı ve Tecrübî Delil ve Nedenler
Kur’an'ın bilimsel otoritesi için, akılcı ve rasyonel delilleri şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Beşerî bilimlerin hataya açık oluşu ve Kur'an'ın bundan uzak oluşu:
İnsanın hâlihazırda istifade ettiği bilgiler, deneme-yanılma ile elde edilen tecrübî bilimlere dayalıdır ve bu, modern insanı birçok zorluk ve meşakkate duçar etmiştir. Örneğin, Seküler ve hümanist temeller üzerinde gelişen mevcut beşerî bilimler, siyasi arenada (zulümler, askerî zorbalıklar, acımasız savaşlar vb.) ekonomik alanda (sınıfsal bölünmeler, yoksulluk vb.) toplumsal arenada (insanlar arasında sevgi yoksunluğu, ailelerin çöküşü, yozlaşma ve fuhuş vb.) eğitim ve ahlak alanında (eğitim ve ahlakî sapmalar, ahlakî değerlerin ihmali veya hiç sayılması vb.) ve psikoloji sahasında (zihinsel bozukluklar, stres, zihinsel sağlık eksikliği vb.) birçok sorunu da beraberinde getirmiştir.
İşte bu nedenlerden ötürü hâlihazırdaki bilimler çıkmaza girmişlerdir. Zaten en başından itibaren bilinçsizce ilerlemiştir. Çünkü deneyime ve hata kabul edebilecek dürtülerle yola çıkılmıştı.
Bu yüzden insan aklı beşerî bilimler alanında farklı bir yol seçilmesi gerektiğini teyit eder. O da hata kabul etmeyen Kur'an'ın ta kendisidir. Başka bir deyişle, bilimsel dayanaklara destek olması için tecrübe hislerle değil, tamamen hatadan muaf bir kaynağa güvenmek gerekir. Bu şekilde hata kabul eden bilimsel çalışmalara yön verecek ve güvenilir bir sonuca erdirecektir. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerîm’in özellikle beşerî bilimlerde bilimsel bir referans ve otorite olması gerekir.