islami psikolojinin varsayımları

04 December 2025 31 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 8

İslami Psikolojinin Faraziyeleri

Hüsrev Bakır-i

Hüseyin İskenderi

Zühre Hüsrevi

Müslüm Ekberi

Giriş

Bu yazı, daha önce yayımlanan ''dinin bilginin ontolojisi'' adlı makalenin devamı niteliğindedir. Söz konusu makalede ''dini bilgi''nin oluşturulmasının mümkün olup olmadığından söz etmiş ve bu konuda birtakım olumsuz yargılara rağmen dini hüviyet ile tecrübi bilginin ontolojisi arasında uyumun olabileceğini açıklayarak ''dini bilgi'' kavramına ilişkin anlamlı bir çerçeve belirlemeye çalışmıştık. Bu makalede ise, dini genel bilginin özel bir alanı sayılan İslami psikolojiden söz edeceğiz. Fakat burada İslami psikoloji diye bir alandan söz etmenin mümkün olup olmadığını tartışmayacağız. Bir önceki makalede yer alan açıklamalara istinaden bu tür bir psikolojinin tesis edilebilmesi için ne yapılması gerektiğinden söz edeceğiz.

''Dini bilginin ontolojisi''ni açıklarken her alimin nazariyesini (teorisini) tesis etme esnasında sahip olduğu varsayımların temel rol aldığı belirtilmişti. Bu rolün etkisini, alimin inceleme ve açıklamaya çalıştığı olgu, model ve varsayımsal yöntemi açıklamaya çalışırken kullandığı kavramlarda gözlemlemek mümkündür. Bütün bunların, islami psikolojinin yapısında ne şekilde yer aldığını açıklamadan önce daha öncelikli bir sorunun yanıtı aranmalıdır. Söz konusu soru: ''İslami kaynaklar ve temel metinlere göre, islami psikoloji bilimini tesis için hangi varsayımlar gözönünde bulundurulmalıdır? Bu varsayımlar, çeşitli bölümlere ayrılmaktadır. Ancak bu yazıda açıklanmaya çalışılan bölümü psikolojinin ''konusu''dur. Psikolojinin yöntem biliminde kullanılan varsayımları ve daha başka bölümleri ise sonraki yazılarımızın konusu olacaktır.

Modern psikoloji teorilerinin her biri bu bilimin konusu hakkında belirli varsayımlara sahip olduklarından kendilerine özgü bir yol belirleyerek diğer teorilerden ayrışmışlardır. Örneğin psikanaliz ekolünün kurucusu Freud pozitivist ve redaktiv kaygılarından yola çıkarak fizik bilimine de yoğun bir ilgi duymasından dolayı psikoloji ve psikanalizin konusunu enerji sistemi ile eşdeğer görmüştür. Bundan dolayı Freud, insanın psikolojik süreçlerini fizik bilimindeki enerjinin etki ve tepkisine benzetmektedir (elbette Freud daha sonra biyoloji bilimindeki eksikliklerden dolayı teorisine teleolojik dilini de eklemiştir). Buna karşılık, bilişsel psikoloji özellikle de hesaplamacı yaklaşımı (computational pcyhology), farklı bir yöntem seçmiştir. Bu anlayışa göre insanın psikolojik sistemi, bir enerji sistemi değil iletişim sistemidir. Psikoloji biliminin bu varsayımı, iletişim bilimlerinin başarıları ve yeni varsayımları sayesinde ortaya atılmıştır. Bu bakış açısına göre, fizyolojik ve nörolojik araştırmalar da iletişim sistemini esas alarak yapılmalıdır. Başka bir ifadeyle beyin, ''fiziki'' veya enerji sistemi olarak artık önemini yitirmiştir. Modern teorileri bu bakımdan incelemek ayrı bir araştırma konusudur. Burada değinilmek istenilen konu, psikolojinin konusuna ilişkin varsayımların psikoloji teorileri açısından nasıl çeşitli takdirleri beraberinde getireceğidir.

Bu durumda, makalenin temel sorusu şudur: İslam'ın temel metinlerinde yer alan insana bakış açısını esas alarak; psikolojinin konusu olarak neyi belirlemeliyiz?

Bu bölümde, öncelikle ileri sürülen bazı varsayımlar incelenecek ve ardından psikolojinin konusu ne olmalıdır hususundaki görüşümüzü açıklamaya çalışacağız. Söz konusu varsayımlar: ruh, nefis ve fıtrat'tır.

Ruh Faraziyesi

Bazılarına göre, İslami psikolojiden söz edilecekse konusu ''ruh'' olmalıdır. Bunu savunanların ileri sürdükleri istidlal şudur: Kur'an, insanı salt fiziki bir varlık olarak tanımlamamaktadır. Fiziksel oluşumunu tamamladıktan sonra ona ilahi ruhundan üflemiştir. İnsanın hakikatini oluşturan, işte bu ruhtur. Bu durumda, insan psikolojisi ''ruh bilimi'' anlamına gelmektedir.

Bu görüşe ilişkin iki husus üzerinde durmakta yarar vardır: birincisi, bu yaklaşım psikoloji bilimini insan hakikatinin cevherine odaklandığını ortaya koymaktadır. Oysa psikoloji, insanın sadece hakikatini değil aynı zamanda gerçek ve mevcut durumunu da tanımaya çalışmaktadır. Psikoloji, ister hakikat cevherini hala koruyor olsun isterse onu yok etmiş olsun bireyin anlaşılması ve hatta davranışlarının öngörülebilmesini mümkün kılmaya çalışmaktadır. İslami psikoloji de insan psikolojisini incelediğinden çalışmalarını ve öngörülerini bu geniş alana odaklamalıdır. İnsanın hakikatinin cevherini tanımaya ilişkin araştırma ve incelemeler yapmak yerine, insan davranışlarının anlaşılmasına ve öngülebilmesine yönelik çalışmalara temerküz etmelidir.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar