Ebu Hanife ise, “Başın hangi tarafından olursa olsun, dörtte birini meshetmek kifayet eder” fetvasını vermiştir. Fakat meshin parmak ile olmasını şart koşmuştur. Maliki ve Hanbeliler ise “ba” harfinin konumundan çıkan anlamı görmezlikten gelerek başın hepsine meshetmenin farz olduğunu söylemişlerdir.
Nitekim dört mezhep hep birlikte teyemmüm ayetindeki “ba” harfini görmezlikten gelerek teyemmümde yüzün hepsini ve elleri dirseklere kadar meshetmeyi farz kabul etmişlerdir.
Ayetteki “ba” harfine gelince, Malik onun müekkit ve fazla olduğunu, kelam içerisinde bir manayı ifade etmediğini belirterek ayetin manasının “başınızı meshedin” olduğunu söylemiştir.
Ayakları Meshetmek
Tefsir ve edebiyat bahislerinde kendine büyük bir pay ayıran çok zor meselelerden biri de Kur’an-ı Kerim’den abdestte ayağı meshetme hükmünü çıkarma meselesidir.
Bazıları, “kesre (esre)” ile okunan kıraatın Şia mezhebine göre meshin farz oluşuna ve “Fetha (üstün)” ile okunan kıraatın ise diğer mezheplerin görüşüne muvafık olduğunu sanmışlardır. Her iki grubun da, kendi görüşünü teyid edecek Sünnetten ve Arap edebiyatından bir takım tanık ve delilleri vardır. İsteyenler onları ilgili yerlerde görebilirler.
Fakat Ehl-i Beyt’ten (as) mezkûr ayetin tefsirinde gelen rivayetler, açıkça Kur’an-ı Kerim’in, ayağı meshetmek üzere nazil olduğunu, Resulullah (saa), Emirül Mü’minin Ali (as), diğer Masum İmamlar (as), seçkin sahabeler ve onlara iyilik ile uyan tabiilerin bu şekilde amel etmiş olduklarını belirtmektedir.
Şeyh Tusi, sahih senediyle naklettiği bir hadiste Huzeyl’in evlatları Salim ve Galib’den Hz. Ebu Cafer’e (İmam Muhammed Bâkır) ayakları meshetme hakkında sorduklarında İmam Bâkır’ın (as); “Cebrail’in getirdiği ayakları meshetmektir” buyurduğunu naklediyor.
Yani ister ayetteki “ercül” kelimesi “kesre” ile okunsun, ister “fetha” ile Kur’an’ın zahirinden, yani “ercül” kelimesinin “ruus” kelimesine atf edilmesinden her iki ayağı da meshetmenin farz olduğu anlaşılır. Zira “ercül” kelimesinin “vücuh” ve “eydiyekum” kelimelerine atfedilmesi caiz değildir. Çünkü bu bir kelam arasında yabancı bir sözün fasıla olmasını gerektirir, böyle bir atf Kur’anı Kerim’de caiz değildir.
“Kesre” ile okunan kıraata gelince, bu konu pek açıktır. Bu kıraatı Kurra-i Seb’a’dan olan İbn-i Kesir, Ebu Amr, Hamza ve ayrıca Asım’dan rivayet edenlerden biri olan Şu’be kıraat etmişlerdir. Fakat bu kıraata göre başta olduğu gibi ayakların da bir kısmını meshetmek gerekir.
“Nasb (Fetha)” ile okunan kıraata göre de hüküm aynıdır. Zira bu takdirde”ercülekum” kelimesi “ruusekum” kelimesinin mahalline atfedilmektedir, o ise “imsehu” fiilinin mef’ulu olduğundan dolayı mahallen mensuptur. Zira “imsehu” mutaaddi fiil olduğundan dolayı ona “nasb (fetha)” vermeyi gerektirir. Fakat “ba” harfi, “teb’iz”i ifade ettiği için ona dahil olmuştur ve dolaysıyla lafzen “nasb (fetha)” almamıştır, ama mahallen mensuptur.
Kurra-i Seb’a’dan olan Nafi’, İbn-i Amr ve Kesai, aynı şekilde Asım’dan rivayet edenlerden olan Hasf, “nasb (fetha)” ile okumuşlardır. Bu kıraat, Emirül Mü’minin Ali’den (as) rivayet eden Ebu Abdurrahman es Selemi’ye isnad edilmektedir.
Fakat “nasb” ile okunan kıraat, ayak parmakların ucundan ayak üzerindeki şişkinliğe kadar olan bölümün hepsini meshetmeyi ifade ediyor. Çünkü bu kıraata göre, “imsehu” fiili, meshedilen “ercül”e vasıtasız olarak müteallik olmuştur. Dolayısıyla zahiri anlamı bu iki had arasında kalan yerin tamamını meshetmek oluyor. “Nasb” ile okunan kırarat, zikrettiğimiz deliller gereğince seçtiğimiz görüş olmakla birlikte bu kıraatın Müslümanlar tarafından benimsenip yaygınlaşması da onun doğruluğunu göstermektedir.
Kıraat hangi şekilde olursa olsun, ister “kesre” ile okunsun, ister “nasb” ile, her iki takdirde de “ercül” kelimesini “ruus” kelimesine atfetmek gerekir, “eydi” kelimesine atf olunamaz. Sonuç olarak da, ayakları yıkamayı gerektirecek hiçbir delil yoktur.
O halde Ehl-i Beyt İmamlarından (as) rivayet olunduğu gibi Kur’an’ın zahiri, ayakların meshedilmesine delalet etmektedir. Müminlerin Emiri Ali’den (as) şöyle rivayet olunmuştur:
“Kur’ân, yalnızca meshetmek üzere nazil olmuştur.”
İbn-i Abbas’tan da şöyle rivayet olunmuştur:
“Allah’ın kitabında meshetmek belirtilmiştir. Ama halk yıkamayı tercih ettiler.”
Şeyh Muhammed Abduh şöyle diyor: “Zahiren ayetteki “ercül” kelimesinin “ruus” kelimesine atfolunması gerekir. Yani “vemsehu bi ercülikum ilel ka’beyn” şeklinde olup, ayakları da ayaklar üzerindeki şişkinliğe kadar meshetmek gerekiyor.”
Şeyh Muhammed Abduh daha sonra şöyle devam ediyor: “Müslümanlar, ayakların yıkanması mı yoksa meshedilmesi mi gerektiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhuri Ehl-i Sünnet ayakları yıkamanın farz olduğunu kabul ederken İmamiye Şiası meshetmeyi farz bilmiştir. Razi’nin, Kaffal’dan rivayetine göre meshetmek, İbn-i Abbas, Enes İbn-i Malik, İkrime, Şa’bi ve Ebu Cafer Muhammed b. Ali el Bâkır’ın (as) görüşüdür.”