"لاَ يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُواْ فِي الْبِلاَدِ مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ"
"Kâfirlerin şehirlerde dolanıp durması seni yanıltmasın. Çok az bir faydalanmadır bu; sonra varacakları yer, çok kötü bir yer olan cehennemdir."
İşte bu yüzden beden ve ruhun kötülüğünün sebebi olan şey, Kur'an'ın penceresinden azap olarak adlandırılmaktadır. Sadece beden için değil, bilakis daha çok insanın ruhu için; tıpkı yozlaşmış kavimlerin uğradığı dünyevi azaplar gibi.
Böylelikle mutluluk ve kötülüğün, nimet ve azabın maddi ve Kur'ani iki ayrı bakışta birbirinden farklı olduğu açıklığa kavuşmaktadır. Kur'an insanlara herşeyi Allah'ın ışığında bakmalarını ve Allah'ın dışındaki hiçbir şeye gönül kaptırmamalarını öğretmektedir.
Anlatılanlardan anlaşılan odur ki, Kur'an ahalisinin görüşü [hakikatlere bakışta] başkalarının görüşünden farklıdır.
Kur'an'a Özgü Örfün Lugat Manasıyla Bağlantısı
Kur'an'ın kavramlarında eksen rol oynayan bir dizi öğenin kendine özgü örfünü kabul etme hakkında daha önce dile getirilen analizden, Kur'an'ın yeni örfü ve yeni anlamı ile kelimenin lugat anlamı arasındaki bağlantısının kesik olduğu sonucunu çıkarmaya mecbur değiliz ve Kur'an'ın bütün kavramlarını, onların lugat anlamlarından kopararak almaya da iznimiz var.
Kimileri, anlamların teorilerden geldiği ve oradan renk aldığına dayanıp teorilerin değişmesine tabi olarak lafızların (vazedilmiş) anlamlarının da değiştiğini itiraf etmişlerdir. Misal olarak, "güneş" kelimesinin vazedildiği büyük ışık küresiyle ilgili teori değiştiğinde güneşin anlamı da değişmiştir. Geçmişte güneşin anlamı, dünyanın etrafında dönen ışıklı cisim idi. Şimdi ise anlamı, yeryüzünün onun etrafında döndüğü büyük gaz kütlesidir. İsimlerin betimlenmesi teorisine dayanan bu görüşe göre bir şeyin tüm vasıfları ve tezahürleri onun anlamına dahildir. Lafızların anlamı da o kadar kapsamlıdır ki bu vasıfların tamamını kapsar. Bu sebeple Allah güneşe yemin ettiğinde, dünyanın çevresinde döndüğü, hidrojen ve helyumdan oluşmuş, Kur'an'ın nüzulüne çağdaş Arapların örfünde güneş adıyla bilinen eriyik kaynağa işaret etmiş olmaktadır.
Öyle anlaşılıyor ki bu görüş gerekli bilimsel destekten yararlanmaktadır. Çünkü aklın geleneği tarafından gerçekleştirilen lugat vazetme işi, örfteki gerçek anlamı karşılamak üzeredir; aslında bilimsel net görüşe göre mevcut bulunan bilinen bilinmeyen bütün vasıflarıyla hakikatlerin gerçekliği için değil. Başka bir ifadeyle, vazetmenin, daha önce sözkonusu edildiği gibi göstergenin özellikleriyle sıvanmış olması hiçbir şekilde betimleyici teorinin bakış açısıyla aynı seviyede değildir. Çünkü nesnelerin bilimsel vasıfları ve anlamlarına karşılık lafızlar vazedildiği varsayımı, şeyler konusunda mümkün tüm teoremlerin zaruri hale dönüşmesini gerektirir. Buna ilaveten, bilinmeyen tafsilatlı hakikatler karşısında lafızların vazedilmesi boşunadır. Zira şeylerin ayrıntılı hakikatleri daima insan için aşikâr değildir. Hâlbuki lafızların vazedilmesi, anlatmak ve iletişim içindir. Bu sebeple, lafızların tasavvur edilemeyen ve bilinmeyen anlamlar için vazedilmelerinin sabit etkisi olmayacaktır ve bağlantının kurulmasında maksadın ihlalidir. Lugat anlamları gözardı edilerek belli kişiler veya şeriat koyucu tarafından kendine özgü kavramlara dönüşen ve anlaşılmaları için akılların genel örfüne ilaveten özel örfün de bilinmesi gereken lafızlar bunun dışındadır. Bu konularda da yeni anlamın eski anlamla irtibatının tamamen kopuk ve kesik olması sözkonusu değildir.